30 Kasım 2008 Pazar

UZUN ÇETREFİLLİ BİR YOLLADAYIM,YÜRÜMEKTEYİM GÜNDÜZ GECE

İşte yine o iğrenç durum. İçinde bulunduğum durumdaki ben beynimde canlandığında, tıpkı film sahnelerini andıran bir hal beliriyor.
Sağ ve solu kurak bir arsalarla dolu bir yol, esen rüzgar çalıları toparlayıp bir yumak halinde savuruyor etrafa. Bir çatal yol o yolun başında ne tarafa gideceğini şaşkın,kararsız ama bir okadar da sakin tavırlar eşliğinde düşünen biri.İşte ben.
O az önce yol kenarındaki uçsuz bucaksız arsalarda çalıları toparlıyarak bir yumak haline getiren rüzgar sırtamdan adeta gitmem gereken yola doğru şiddetle itmekte beni.
Orada durmuş uzun uzun bakıyorum. Seçilecek yol belli aslında. Nedenleri, niçinleri bir bir ortada. Çok uzun zamandır hazırlığı yapıldı bu kavuşmanın.
Bir kez daha öğretti hayat bana istenenin beklenmeyen zamanda geldiğini. Belkide yürekten isteyerek beklemekti işin sırrı. İstemenin ardından farkında olmadan dahi çabalamaktı o bekleyişinse açılımı.
Olması istenen ama beklenmedik hızla gelişen bir süpriz düşürdü beni bu yol ayırımına.
Hani son zamanlarda diyorum ya hep şaşırmayı unuttum. Yine bir öğreniş bu benim için , yine şaşkın değilim şaşıramadım. Ama çok hazırlıksız yakalandım yine diğer bir çok zaman ki gibi.
Orda, yol ayrımında durup düşünmek çok anlamsız. Kafayı boşa yormaktan başka bir işe yaramayacak. Üstelikte diğer yol sadece akıl karıştırmak için düştü hatırına. Yolun belli NİL yolun belli....


Her zamankinden fazla cesaret,
Her zamankinden fazla zeka.
Her zamankinden fazla sabır ve bunları her zamankinden fazla kullanabilecek GÜÇ....

11 Kasım 2008 Salı

İLAHİ TEYZE SEN ÇOK YAŞA EMİ!

Merhaba canım bloğum.Uzun bir aradan sonra çok ihmal ettiğim sana ve takipçilerime çok şükür ki kavuştum.Bu kavuşma ne kadar sürer bilmiyorum ya neyse.Artık mazur görün bu hali.Eskisine göre daha az vakit ayırabilmemin nedeni yoğunluğum.
Neyse gelelim sadede.Saded(ya ben bu kelimeyi çok kullanıyorum ama ilk kez yazdığımı farkettim).Şimdi sevgili okur beni tanıyanlarınızın malumu üzere(tanımıyanlarda bu yazı sayesinde bilgi edinmiş olsun),memlekette ne kadar ilginç yurdum insanı,olay v.s varsa beni bulur.Yada çok gözlemci ve taklitçi biri olduğum için hadislere farklı açıdan bakıyorda olabilirim.Sonuç olarak içinde buluyorum kendimi.
Bu sabah büyük oğlumun göz kontrolünü yaptırmak için oğlumla birlikte göz doktoruna gittik.Oturmuş çağrılmayı beklerken yanıma yaşlı bir teyze oturdu.Bir müddet oturduktan sonra bana doğru eğilerek kulağıma doğru kim için geldiniz kızım diye sordu.Bende oğlum için teyzecim dedim ama cevap verirken çok da ilgilenir görünmek istemedim aksi halde başıma geleceği biliyorum teyzem sıra beklemenin sıkıntısıyla bana sarıcak.(He sarsın,normal şartlarda bıkmadan uzun uzun sohbet ederim ama işin ucunda oğlum ve onu üzen bir durum var çok ayrıntıya girmek istemedim).
Benim cevabımın ardından teyzem tekrar ellerini göğsünde kavuşturdu şişkin şişkin oturmaya başladı.Beş dakika geçti geçmedi sanki bişey onu dürttü yine bana doğru eğildi,gözüyle sende eğil bişey diyeceğim dercesine işaret etti.
-'Nesi var bu çocuğun peki' dedi.
Bende:
- 'Miyop teyze 'dedim.
-'O ne oliyki yavrım 'dedi.
Bende:
-Uzağı göremiyor teyzecim dedim ve kafamı çevirdim .Hani bakmayayımda bir an önce sohbet kesilsin diye.
Canım teyzem yine ellerini kavuşturdu göğsünün üzerinde Alllah Lailahe İllallah diye deriiiinn bir nefes aldı.
Üç dört dakika geçti geçmedi,sanki mübarek kadını bir şey dürtüyor.
Kızım dedi:
- 'Bana sen bak hele, az bana eğil bak ne diyeceğim kulağına 'dedi.
Eğildim bende çaresiz.
-'Hiç bozuk gibi durmuyor bu çocuğun gözleri bak ben sana diyiveriyim 'dedi.
Gülsem mi gülmesem mi bilemediğim bir hal içinde:
-Teyzem öyle ordan bakınca anlaşılıyormu göz bozukluğu,dediğimi hatırlıyorum.
Ardından teyzem bombayı patlattı.
-Bak bide gözlük takmışınız garibime.Bak diyi vereyim sana o çocuk o gözlüğü taka taka kör olur.
-Ya teyze ne diyorsun sen mecbur takıyor o gözlüğü başka türlü okulda tahtayı falan göremiyor ,dedim.
Yine bana doğru eğildi bak sen beni dinle şimdi burda hiçççç boş yere bekleme.Bu çocuk arada sırada karnım ağrıyor der mi?
-Evet teyze der.
-Heh işte tam tahmin ettiğim gibi,bu çocukta kurt var.Sen boş yire burda heeç bekleme kızım git hemen bir normal dohtura buna kurt ilaciii yazdır.
Tam o sırada allahtan oğlumun muayene sırası geldi de gülmeden teyzenin yanından kalktım,yoksa söylediklerini ciddiye almadım diye beni azarlamaya hazırlanıyordu.
İşte böyle canım müdavimlerim ve sevgili bloğum.Son bir aydan elimde bol bol malzeme var aklıma geldikçe güldüğüm o anları sizlerlede paylaşıcağım.Sizleride gülümseticeğine inanıyorum.Kalın sağlıcakla....

2 Kasım 2008 Pazar

ÖZLEDİM SENİ ESKİ ŞEHRİM

Sizce burası neresi?


Peki ya bu resim sizce nereye ait?



Sanki bu resimden sonra bu şehri bilenleriniz tanır gibi oldunuz ama uzun zamandır görmediyseniz yukarıda ki resimlerle ne alaka diye düşündünüz değil mi?

O zaman kuşbakışı bir görüntüyle biraz daha ipucuna ne dersiniz?


Peki bulamayanları daha fazla zorlamayacağım.Burası Eskişehir.Adı eski kendi yepyeni olan Yılmaz Büyükerşan 'ın yeniden yarattığı Eskişehir.



İyi bir rektör,iyi bir sanatçı,saygıdeğer bir kişilik olan Y.Büyükerşan'ın Belediye Başkanlığı'nada diyecek söz yok!!!Zaten herşey ortada.

12 Ekim 2008 Pazar

İYİKİ DOĞDUM



Küçük kuyruklu kardeşlerle verilen yarış sonunda kazandığım bu hayata başlama serüveni hepinizin bildiği üzere anne karnından doktor amcanın ve ebe teyzenin yardımlarıyla çıkmamın akabinde vuku buldu.O zamandan bu zamana tam otuz yıl geçti.Otuz koca yıl.Bazen çok sıradan, bazen çok sıra dışı, bazen öfkeli, bazen sakin, bazen hüzünlü, bazen mutlu, dolu dolu yaşanmış otuz koca yıl.Belki nadirde olsa keşkeler barındırmış,özlemlerle bezenmiş sonrasında özlenenlere kavuşturmuş,yaşanmış acıları mutluluk ve huzurla silmiş muhteşem yıllar.Umut ediyorum ki bir otuz yıl daha bu dünyada sağlıklı ve sıhhatli olarak yaşayabilirim ve o ömre yapmak,yaşamak,öğrenmek istediklerimi sığdırabilirim.Hala öğrenecek o kadar çok şey var ki.....


Valla ukala deyin,kendini beğenmiş deyin, şımarık deyin hatta belki de başka şeyler ama ne olursa olsun İYİKİ DOĞMUŞUM demekten kendimi alıkoyamıyorum.Aksi halde sahip olduklarımın ve yaşadığım her anın (en acı yada en tatlı olsun asla ayırım yapmıyorum çünkü acı çekmeseydim asla bu kadar olgun ve güçlü olamaz,mutlu olmasam böyle şımaramazdım)bu güzel lezzetini nasıl yaşardım ki...

Oğullarımmmmmm.Sizi çok seviyorum iyiki ben doğmuşumda sizde doğmuşsunuz:)))

Doğum günümü unutmayıp kutlayan Ankara'dan Emine teyzem,İstanbul'dan Şaziye ve sevgi teyzem .Şaka şaka tabiî ki böyle bir şey yazmayacağım ama banal de olacak olsa bu sabah programlarından selam yollama olayını hala çok komik buluyor ve tie almadan duramıyorum.Ayrıca da bu gün benim doğum günüm istediğim kadar saçmalama hakkına sahibim:)))

Doğum günümü unutmayarak kutlayan herkese tek tek teşekkür ederim ,unutmamasını şaşırtıcı bulduklarıma iki kere teşekkür ederim ,unutanlar size sesleniyorum seneye atraksiyonlu bir doğum günü kutlaması bekliyorum bilesiniz...

22 Eylül 2008 Pazartesi



Yıllar, çok uzun yıllar önce Nazım Hikmet'le tanışmama sebep olan tutkunu olduğum bu şiiri şizlerle paylaşmak istedim.

BENCE SEN DE SIMDI HERKES GIBISIN

Gözlerim gözünde aski seçmiyor
Onlardan kalbime sevda geçmiyor
Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Çünkü bence simdi herkes gibisin

Yolunu beklerken daha dün gece
Kaçiyorum bugün senden gizlice
Kalbime baktim da iste iyice
Anladim ki sen de herkes gibisin

Büsbütün unuttum seni eminim
Maziye karisti simdi yeminim
Kalbimde senin için yok bile kinim
Bence sen de simdi herkes gibisin

(1918) - Yaz - Kadiköy


Nazım Hikmet Ran

11 Eylül 2008 Perşembe

ELVEDA


Neden içimde bir sancı var şimdi durduk yere bana acı çektiren? Nefes aldıkça kalbime saplanan bıçağın etkisinde kalmak için çok geç kalmadım mı ki?
Peki ya sorularım! Cevaplarını çok eski zamanlardan beri bildiğim sorularla yeniden sınav etmem kendimi neden durduk yere belirdi şimdi?
Bir an önce bitsin dediğim çocukluğum masal tadında, yaşananların ana teması eşliğinde hayatıma adeta bir nakış gibi inceden inceye işlenmişken ,izlerini taşıdığı gençliğimse bindiği yolcu gemisinin ilk kez denize inişinde kutlama amaçlı kırılan şampanya şişesinin eşliğinde bilinmez diyar yolculuğunda gözden kaybolmak üzere hızla ilerlemekte…
Hey dur!
Nereye gidiyorsun? Hem bu acelen niye? Sende saklı bana ait bu günüme dair bir anım var.
Üstelik daha basamak atlamama tamı tamına bir ay var.Efendim çocukluğun mu?Boş ver şu şımarık küçük kızı.Az mı şey yaşattı sana?Bulup da ne yapacaksın bunca yıl sonra?Yıllar sonra bu vicdan azabı niye?Diri diri gömdüğün yerde onu yeniden canlı bulabileceğini mi sanıyorsun?Değer mi bunca yolu onun için gitmeye ,onun için beni terk etmeye değer mi?
Biliyorum zorunluluk bu.Kimin gücü yetmiş ki zamanı durdurmaya yada geri almaya?Ama gitme onun peşinden sen, içimde yaşatırım seni gençliğim.Geçen her yılımın cesareti olursun bende.Varsın yüzleşme,varsın örttüğün toprağın altında can çekişini sürdürsün o şımarık çocukluğum.Ne de çabuk unuttun annenden uzak geçirmene sebep olduğu yıllarını.Az çaba sarf etmemiştin o zamanın açığını kapatmak için.Benim yaklaşan varlığım değimliydi sana güç verip seni cesaretlendiren.Sense şimdi beni terk edip ona gidiyorsu.Peki ozaman.
Elveda gençliğim sana da çocukluğum gibi ELVEDA.....
ELVEDAYLA SÜSLENMİŞ BİR YARININ DÜNÜNDEYİM
KİMBİLİR BELKİ DOĞMAMIŞ MELEKLER ROLÜNDEYİM
KEŞKELERLE DOLU SON BAHARIN DEMİNDEYİM
BİLİNMEZ YOLLARIN ÖZLEMİNDE TAM ÖNÜNDEYİM…

7 Eylül 2008 Pazar

İNSANİTY

Bir sinir harbinin içine düştüm.Daha öncede yaşatılmışlığı var bu anın.Anlayışsız bir zihniyetin anlayış bekler hali.Hayatımdan elediklerim arasına koymayı düşünüp fakat herseferinde samimiyetiyle büyülendiğim,ardından adeta gergeflerde gerilmiş hallere bürünmeme sebep olan kişiler.Dost,arkadaş yada adı her neyse...
Çok teşekür ederim.
Varlığınız ve yokluğunuz arasındaki fark çokta ayırt edilebilir değil.Hep böyle değildi tabii...
Farkındaysanız geçmiş zaman kullandım.Bundan sonrasını varın siz anlayın.
Yıllardır peşinde koştuğum,sayısını bile hatırlamadığım kişisel gelişim kitaplarında aradığım farkındalığı fark etmemin sebebi olanlar size minnet borçluyum.
Yazacak bir sürü şey var ama kahrolası öfke krizim geçti.Dedim ya herşeyin farkındayım ,bunu bile istediğim doğrultuda yaşar oldum.Öfkelenince güzel yazacağımı biliyordum,yaşadığım bir hadisenin üzerine hızla buraya yöneldim ve yazmaya başladım,ardından yazmaktan sıkıldığımı farkettim ve yazmayı bitirmek için öfkemi sonlardımdım.
Bumudur yani farkındayım işte herşeyin.Kendimle,bedenimle ilgili bir çok şey kontrolüm altında.E şimdide hayatımda hiç bir süprize yer kalmadı.Ne gerçekten şaşırır,gerçekten üzülür,nede gerçekten mutlu olur bir hal aldım.Beyin gücünü,farkındalığı keşfettim hatta bu konudaNirvana'ya ,Fenafillah'a ulaştım.Bumudur yani sonuç.
Yaptığınız gerçekten istediğiniz şeydir.Yapmıyorsanız aslında gerçekten istediğinizi yapıyorsunuz:yapmamayı!
Bende yapmayrum ha buraya imamluğ!!!!!!!

Zaten bu güzel başlayıp farklı yöne akan yazıda iğrenç oldu ama olsun yinede yayınlıyacağım bana ait benden olan herşeyin bence değeri çok büyük çünkü!!!!


31 Ağustos 2008 Pazar

SIRADAN BİR YORUM İŞTE

Kadınlar ve erkekler !Yüzyıllar boyu anlaşılabilmeyi bekledi her iki cinste.Fakat hiçbir zaman ne kadınlar erkekleri,ne erkekler kadınları anlayamadı…

Biz kadınlar her zaman daha detaycıyız.Erkeklere nazaran ayrıntılarla çok fazla ilgilenir hatta bazen bunu abartma seviyesine de gelebiliriz.Her ne kadar bu ayrıntıcılığın etkisiyle her şeyi daha iyi görebiliyor olsak da bunu abarttığımız çok zamanlarda vardır.Erkeklerse olayları yüzeysel olarak geçer ,ayrıntılarına çok da fazla takılmazlar.Açıkçası taktir etmiyor da değilim hani erkeklerin bu dışardan gamsız görünen hallerini.Sadece olayla ilgileniyorlar.Başı ,sonu,sağı,solu çok da önemli değil onlar için.Bizse olayın her yönünü irdelerken o olayın içinde kayboluyor onların bir günde çözdükleri meselelerin içinden günler boyu çıkamıyoruz.He yok mudur bunun avantajı.Var tabiî ki.Az öncede söylediğim gibi bu ayrıntıcılık bizlerin ileriyi daha iyi görebilmesini ,daha doğru kararlar alabilmesini sağlıyor. Ama ne gerek var bu kadar kafayı yormaya bırakalım bizde ,yaşayalım hayatı erkekler gibi akışına…

Örneğin konumuz saç kestirme olsun.Önce günler boyu ayna karşısında elimizle saçlarımızı tutarak acaba nasıl olur diye düşünmeler,ardındansa danışmalar başlar.

K:-Hayatım.

E:-Efendim canım.

K:-Ben saçlarımı kestirsem diyorum sence nasıl olur.

E:-Eğer fikrimi soruyorsan kestirme,benim uzun saçı sevdiğimi biliyorsun,üstelikte sana çok yakışıyor.

K:-Ama hayatım ben yıllardır saçımı uzun kullandım ve çok sıkıldım.Üstelik bakımı da zor ,hem biraz değişiklik istiyorum.

E:-Bu durumda hiç tereddüt etmeden kestirmelisin.

K:-Ama sen az önce sana uzun saç yakışıyor dedin .Ya kısa saç bana yakışmazsa.

E:-Yakışır hayatım neden yakışmasın.Hadi şimdi uyuyalım sen yarın kuaförünle konuşursun bu konuyu o sana daha iyi fikir verir:
K:-Haklısın iyi geceler.

E:- Sana da

Aradan biraz süre geçer. Kadın sürekli düşünme moduna girmiştir bir kere çıkması öyle kolay değil ki.

K:-Ayyyy hayatım ya bak ne diyeceğim.Hayatım uyudun mu?

E:-Hayır daha uyumadım prova yapıyorum az sonra uyuyacağım.Hadi artık uykum var yarın konuşuruz.

Oysaki erkeklerin hiç böyle derdi yoktur.Giderler berbere kestirirler saçlarını alırlar sıhhatler olsun dileklerini hepsi bu.

Böyle gelmiş böyle gider nasıl ki biz bir topun peşinden bir o tarafa bir bu tarafa koşan yirmi iki tane adamı dünya durmuşçasına izleyen birde üzerine yorum programlarından tekrar tekrar pozisyonları ağır çekimde izlerken üzerine tartışan ,onların ağır çekimde defalarca izledikten sonra fark ettiklerini hakemin uzaktan bir görüşle fark etmesini, edemezse yediği küfürleri anlamsız buluyorsak şunu aklımızdan çıkartmayalım ki onlarda bizim tırnak kırılması için attığımız çığlığı, iki kadın bir araya geldiğimizde aslında altında haset içeren körler sağırlar birbirini ağırlar şeklindeki övgü dolu konuşmaları,ilk buluşmanın ardından yaptığımız evlilik planlarını anlamsız buluyorlar.Bunun gibi binlerce şey sayabiliriz erkeklerin kadınlarda, kadınların erkeklerde saçma bulduğu.Sonuç olarak anlamak yada anlaşılabilmeyi karşı cinsiyeti çözme derdine çevirmeden yaşamak lazım yanındaki adamı yahut kadını tüketmeden doyasıya…

27 Ağustos 2008 Çarşamba

FACEBOOK

İZMİT ORTAOKULU 1-2-3N SINIFI ÖĞRENCİLERİ
Facebook'ta sayfa açmaya karar vermem bir arkadaşımın bana gönderdiği davetiye sonrasında gerçekleşti.Orada tüm eski arkadaşlarına ulaşabildiğini duyduğumda buna kesin olarak karar verdim ve açtım.
Herkezin unutamadığı yılları vardır.Benimde unutamadığım yıllarım , unutamadığım arkadaşlıklarım vardı.Yukarıda resmi bulunan ortaokul yıllarım.Lisede kredili sistemin kobayı olan öğrencilerden olduğum için o dönemlerimde ortaokul yıllarımdaki gibi güzel sınıf arkadaşlıklarım olamadı.Zaten lisede sınıfımızda olamadı.Okula başladık saçma sapan bir sistemle tanıştık.En saçma yanıda bizi bilgilendirecek kimsenin olmamasıydı.Elimizde ders programı kağıtlarıyla tam 1 hafta boyu dersleri çakıştırmadan seçmece hocaların sınıfına girebilmek için çektiğim eziyetli günler geldi hatırıma bak yine şimdi...Hemen unutmak için konuyu kapatıyor ve tekrar ortaokul yıllarımdaki döneme dönüyorum.Az öncede söylediğim gibi en unutamadığım yıllarımdı.Lisede bir çoğuyla koptuk,ardından herkez için çizilen farklı hayatlar,farklı sürüklenişler derken kimse kimseden haber alamaz oldu.
İnsanın yaşı otuzlara gelince sanıyorum içinde geçmişin özlemi dahada büyüyor.İşte benimde öyle oldu.Birazda doğduğum ,büyüdüğüm,okuduğum,şehre uzakta geçirilen on yılın ardından nefes aldığım topraklara yaklaşmış olmamın etkisi de vardı bu özlemin ve merağın artmasında.Bir yandan da geçirilen büyük depremde kaybetmiş olabileceklerimin endişesi.İşte tam bu meraklar içinde yaşamaya başlamışken Facebook yetişti imdadıma.Ve bir, bir buluşmalar, bulamadıklarımdan habedar olmalar başladı.
İlk önce Elif'le(en önde elinde poşet olan) kavuştuk.Benim yaşadığım şehirde çalıştığını öğrendim.İlk şaşırmam böyle oldu.Aradığım arkadaşım meğer yanı başımdaymış aynı havayı teneffüs ediyormuşuz.Ardından Cem(en öndeki kızların içinde kızılcık bebek) ulaştı.Cem farklı cinsiyetler taşımamıza rağmen bana o yıllarda en yakın beni en iyi anlıyan ve beni en çok dinleyen,birde en çok kızdırıp ağlatan arkadaşımdı.Yıllar boyunca bizden kısa olmasına çok sinirlenmiş olan Cem,hayatı boyuncaAyça'nın(Cem'in yanında) yukarıdaki resim için Cem kendini kısa hissetmesin diye dizlerini kırmasını hiç unutamamış.Şu anda 1.85 boyunda olduğunu duyduğumda minyon olan oğlum çağatayın kısa boylu olacağı endişesini taşımaktan vazgeçtim.
Hayatın tuhaf tesadüfleri var. En ilginç olanı da yıllar sonra yıllar öncesinden tanıdığım iki kişiyi tanıştırma anıydı.Yıllardır yaşadığım şehirde benden yaşça küçük, kanımdan olsa bu kadar sevebileceğim canım kardeşimle olan sohbetinde onun okul anılarını dinliyordum.Ardındansa yapılan klasik bir davranışla bizim yıllarımızla kıyasladım ve bende arkadaşlıklarımızdan bahsettim.Yıllar sonra bahsettiğim arkadaşlarımdan biri olan Cem'le tanışıp güzel bir ilişkiye başlamalarına vesile oldum.İnsanın nerden nereye dememesi mümkün değil.Hayatın akışı gerçekten çok ilginç.
Sonrasında ise Fatma'yla buluştuk.O gerek okul yıllarında,gerekse evliliği nedeniyle hiç yaşadığı şehirden kopmadığı için bir çok kişiden haberdardı.Hem onu hemde o yılları öylesine özlemişim ki uzun uzun anlattık onunla.Bir çok kişiden haberdardı.Resimde hemen yanımda duran Hülya(mor yelekli) mesela.O yıllarda sınıfın en sessiz kızı olan Hülya avukat olmuş.Diğer başta duran (yeşil hırkalı) Selma, o yıllarda sınıfın en iri kızıyken şimdi mankenlere taş çıkartıcak bir fiziğe sahipmiş.En arkada duran ikiz erkek kardeşler vardı Sami ve Sabri.Maalesef sabri'yi depremde kaybetmişiz.Şıpsevdi sakızları geldi aklımıza Fatma'yla konuşurken.Okulda o yıllarda benden çıkan bir fikirin sonrasında tüm 3. sınıflara yayılan bir modaydı.Bir arkadaşımız bir türlü aşık olduğu kıza aşkını ilan edimiyordu ve bende o sakızın içinden çıkan aşk tanımlarından birini ezberletmiştim ona.Sonrasında oda bir şıpsevdi sakızı alıp aşık olduğu kıza vermişti.Kız baştan anlam verememişti.İçini açıp okuduğunda Aşk Dediğin Birlikte Yaşlanmaktır yazıyordu.Arkadaşım ona günler boyu şıpsevdi sakızı alarak hergün aşkın başka bir tanımıyla ona aşkını ilan etmiş oluyordu; sonunda aşkına karşılık buldu ve bu aşkını ilan etme şekli okulda moda oldu.Çok temiz duygulardı o yıllarda yaşananlar.Erkeklerin değil kızların kendini ağırdan aldığı,herşeyin tüm saflığı ve güzelliğiyle yaşandığı yıllardı.Can arkadaşımız Hakan'ı bir trafik kazasında kaybetmemizse o yıllardan kalan en acı hatıramızdır hepimizde.Liseye başladığımız yıllarda çocukça,nedenini bile hatırlamadığım bir kırgınlıkla koptuğum Ayça'nın(en önde dizlerini kırmış olan) özlemiyse bende bambaşka bir yer tutar.Hemen yanlarında bulunan Aylin ve Özlem'le 3 yıl boyunca sıra arkadaşıydık ama mezuniyetten sonra hiç haberleşemedik.Umarım onlarada ulaşacağım.
Fatih arkadaşımıza fotograf paylaşımları için sonsuz teşekkürler.
Hepsiyle birgün bir yerlerde buluşabilmek ümidiyle.


KAYBETTİKLERİMİZİN MEKANI CENNET OLSUN....

25 Ağustos 2008 Pazartesi

KARAÇİÇEK


Bendeki büyüyüşü gözümde büyüttü onu dolayısıyla gözümde büyüyen karaçiçek hayatımda da varlığıyla oldukça büyük bir yer aldı.Birazlar saklıydı onda hep bunu farkettim yıllar sonra.Farkettikten sonrada farkedemediğim yıllara üzülmedim dersem yalan olur.Hani kısırda bolca bulgur vardır biraz marul biraz domates biraz baharat biraz salatalık hepsi bütünleşir salçasız sarımsaksız olmaz yada bir baharatı fazla koyarsan tadı kaçar.İşte karaçiçek te aynen böyle benim gözümde.Bolca kadınlıklık var onda biraz anne,biraz eş,biraz cilveli,biraz kaprisli,biraz anlayışlı,biraz kıskanç hallleriyle beslediği yoğurduğu.Saymakla bitmeyecek bir çok birazların bütünü karaçiçek.Birazları öylesine dengeli ayarlanmışki bütünlüğünde hani biri fazla kaçsa tadı ve rengi bu denli güzel olmazdı karaçiçeğin gerek hayatta gerekse bende.Sinirlendiğinde yada ona uymayan bir hadisede hiç çekinmeden söyler fikrini tüm açık yürekliliğinle bunu yaparkende lise yıllarındaki görmediğim ama tahmin ettiğim cadı ve bilmiş hallerini eksik etmez üzerinden.Sevdiğim yanıdır herkeze de yakışmaz hani.Birde bunu tüm birazlarında saklı bilmiş ve bencil yanıyla birleştirmezmi tıpkı benim gibi.O 'aman benden sonrası hikaye'diyen halleriyle boşvermişce konuşmalarını bazen kilitlenir izlerim o farketmez ve anlatırken heycanlı heycanlı bana 'aaa yorum yapsana niye susuyosun' derken hayran hayran susar izlerim onun bu yanını.Biraz kendimden bir ruh halini onun üzerinde görmüş olmanın hayranlığıyla ,biraz bu hali ne kadar iyi ve doğru yansıttığına imrenerek hatta birazda kıskanarak belkide cesaret alıp uygulamaya geçirecek bir hale gelerek.Kolay sevmez karaçiçek sevmide eğer bağırtacak kadar damarına basmazsan kopmaz senden.Bir de benden size bir tüyo yakınları arasındaysanız ve size kırıcak bişey söylediyse alınmamalısınız çünkü o gerçek sevdiklerine cümlelerini elemez bilir onu anlıyacaklarını hatta belki nazını çekeceklerini.O yaparmı bunu peki? Bazen evet.Karaçiçeğin baskın yanıdır anneliği,kendini çocuklarına adamış ama bunu hayattan kopmadan yürütmeyi başarmış nadir insanlardan biridir o.İletişimi kuvvetli bir anne olmanın sırrı belki iletişimi kuvvetli bir evlat,bir kardeş ve bir arkadaş olmakta saklı.Bazen o anlatır ben dinlerken dalar giderim.anılılarımızı kahkalarımızı düşünürüm.Sonra kendime gelirim ve derimki:'İyiki varsın be Karaçiçek iyiki varsın'.....

28 Temmuz 2008 Pazartesi

BAŞLIKSIZ AMA BENİMLE İLGİLİ


Yine fırtınalı bir gündü.Tıpkı eski dönemlerimdeki gibi gülen yüzümün maskelediği fırtınaların esiriydim.Fırtına dinmişti aslında,ben hasar tespit dönemindeydim.Bir ölü üç dört yaralı var.Birde doğum arifesi.Yine yeni bir ben doğma aşamasında tüm bu zihin temizleme operasyonunda.

Derin nefes almaların oflayıp puflamaların başladığı karanlık bir Temmuz günü(karanlık çünkü ekim ayını anımsatan kasvetli ve yağmurlu bir gün)gelen iletiyle birden yola koyulma kararı aldım.Biraz kendimden kaçış olan bu seyahat güzel bir yolculuğun ardından Tekirdağ'da noktalandı.

Verandadaki salıncakta,üzerime vuran aplikten gelen loş ışığa hafif esinti eşliğinde Gülay'ın şarkılarıda eşlik edince bulunduğum yer argo bir tabir olacak ama tadından yenmez bir hal aldı.Sakin ılık denizi,kızgın ama bunaltmayan güneşi,akşam yemeğindeki sohbetler beynimdeki doluluğu sıfıra indirgemeye çok yaklaştırdı.Sevdiklerimle yediğim yemeğime 'hadi be yiğen kaldır kadehini'cümlesiyle eşlik eden kahkalar renklendirdi.Kendimi at kadehi elinden bin parçaya bölünsün şarkısına eşlik ederken buldum birden.Ardından kuzenler senin en güzel yerin ela gözlerin diyerek boş ver dercesine şarkı söylediler sanki anlamışlarda beni teselli ediyorlarmış gibi.Nede iyi sakladığıma emindim oysa o ela gözlerden süzüleni.
Günler geçtikçe ortamın sakin ve dingin hali zamanla zihnimin hafiflemesine sebep oldu.Ardındansa nihai bir sevinç,bir o kadar da huzur kapladı içimi.Çünkü unutmada başarılı dev kadın için çekilen doğum sancısı bitmiş artık nefes alma vakti gelmişti....
Unutmakta Başarılı Dev Kadın ve ayağının altında ezilen unutulma mahkumu hikayeler,buyrun sandıktaki yeriniz hazır.....

20 Haziran 2008 Cuma

Nedensiz

Vatanı olmayan bir mülteciye döndüm.Ne ruhum nede bedenim hiçbir yere ait hissetmiyor kendini.Her yerdeyim ama hiç birine ait değilim.Doğduğum yer yabancı,yıllarımı geçirdiğim yer uzak,yaşadığım yerse bilip gördüklerimden çok farklı.Hepsindeyse ayrı bir ben saklı;kimi zaman huzur bulduğum,kimi zaman özlediğim,kimi zamansa korkup kabuğuma çekilmeme sebep olan bir sürü ben....
Nedenini bilmediğim bir hüzün var içimde.Belkide bildiğim fakat kaçamk için nedensizliğine sığındığım bir hüzün.Ne olursa olsun benim hüznüm yaşayan ben yaşatan ben diyebilmenin mutluluğu herşeyden öte...
Endorfin, serotonin,penilatilamin biyoloji dersinden ve izlenen birinin tavsiye ettiğini diğerinin çürüttüğü sağlık içerikli programlardan aklımda kalan mutluluk hormonlarının isimleri.Şunu yersen salgılanır,şöyle yaparsan salgılanır.Olmuyor işte artık!Ne yapsam ne yesem salgılanmıyor sanki beynimde.Bende çözümü yine o lanet olası küçük,uzun,beyaz haplarda buldum.Doktor tavsiyesinden uzak bilinçsiz kullanımlarla varlar artık hayatıda.Kimileri onların yüzünden çok uyumaktan şikayetçi,kimileriyse uyuyamamaktan.Ben mi?
Bende uyutmadıklarındanım.Yada daha dürüst olmalıyım.Belkide uykum kaçmasının nedeni onlar değil ama suçu onlara atmak en kolayı.Aslında komik olan tarafı ne suç var ortada nede suçlu.....

12 Haziran 2008 Perşembe


Hep deriz ya yok işte hayat bir tiyatro oyunudur yok efendime söyliyim hayat bir sınavdır yada şudur budur falan....
Evet hayat bencede bir sınavdır. Ama hayatın içinde girdiğimiz diğer sınavlardan farklı olarak; onlardaki gibi üç yada dört yanlış bir doğruyu götürmez, bir yanlış tüm doğruları götürür....
Bu nedenledir ki seçimlerimizi yaparken yahut yaşayacağımız hayata yön çizerken kararlarımızı ve yaşam seçimlerimizi düşünüp, tartıp, irdeleyip öyle bir seçim yapmalıyız.
Herkesin tökezlediği bir an olabilir. Mühim olan düştüğünde yeniden kalkıp dizlerini silkeleyip hayata devam edebilmektir. Sonrasındaysa ayağına takılanı bulup üzerine gitmek yerine yanından geçer gidersen hem onu yakından yeniden görmüş, tecrübe etmiş, hem de ayağına takılmasına izin vermemiş olursun. Tabii uzak durmak da bir seçim şeklidir.
Doğruların yanlışları götürdüğü bir hayat dileğiyle....

9 Haziran 2008 Pazartesi


Ay vurdu gökyüzüne yine
Geceydi aydınlattığı ben değil
Gün oldu güneş vurdu yüzlere
Ama aydınlanan yüz benim değil
Ander düşüncelerle boğuldu beynim
Kan oldu revan oldu gözlerim
Ufukta gördüğüm gün benim değil
Ardım sıra kalan dün benim değil...

7 Haziran 2008 Cumartesi

Günübirlik Geçmiş Yolculuğum


Yıllar sonra gördüğüm rüya gönderdi oraya beni.Etrafa bakınıp derin hayallere dalmış,geçmişimdeki beni caddelerde yürütürken her tarafın benim bıraktığımdan uzak, değişmiş ve yenilenmiş halleri birden kendime gelmeme sebep oldu.Bilinç altıma yerleşmiş bir ses benim farkındalığımın dışında birden taksiye sağ köşede dururmusunuz burdan sonrasını yürüyerek gitmek istiyorum dedi.Taksiden inip kapısını kapattığımda tıpkı bir film sahnesini andıran bir halle upuzun bayırı seyreder olmuştum.Arkamda beliren arabanın korna sesi beni kendime getirmişti.Daha bayırın başındayken bir yandan hayallerim canlanmaya diğer yandanda yıkılmaya başlamıştı.Ayağımdaki parmak arası tokyalarımla,üzerimdeki fırfırlı elbiselerimle bayırdan aşağı koşan hallerim tek tek geldi gözümün önüne.Sonraysa gördüğüm arnavutkaldırımlarının olmadığıydı artık.Tüm bayır o huzur veren taşlar yerine katranlı asfalta bulanmıştı.Yavaşça yukarı doğru yürümeye başladım.Oğuz sinemasının bahçesindeki çocukça aklımızla adını tırmanma yeri koyduğumuz büyük engebeli bahçemizin yerini dev gibi Oğuz apartmanı doldurmuş,bakkal Osman köşem market olmuş,Adnan abilerin evinin yeriniyse boş bir bekleyiş almış.Sonradan öğrendim depremde yıkılmış.Artık görmek için yola koyulduğum eve bir kaç adım kalmıştı.Tuhaf bir heyecan kaplıydı içimde.Göreceğim yerin mutluluğu, görecek olacaklarımın burukluğuyla son adımlarımı adeta kulağımda çınlayan ayak seslerim eşliğinde attım.Kimler ortak olmuştu acaba anılarıma,bebekliğime,çocukluğuma hatta ilk genç kızlık dönemlerime.Birden yüzümde bir gülücük belirdi.Değişen herşeye rağmen hatıralarımla dolu ev değişmemiş ,ufak tefek şeylerin dışında bıraktığım gibi duruyordu adeta tam 15 yıla rağmen.Üzerindeki satılık yazısını görünceyse gözlerim faltaşı gibi açıldı birden adımlarım hızlandı.Kağıtta yazan numarayı hemen arayıp evi gezmek istedim.Demir kapı herzamanki gıcırtısıyla açıldı.Ardından koşarken defalarca düştüğüm döner merdivenlerden yukarı çıktım.Derin bir nefes çektim ama binanın o herzamanki kokusu yoktu.Karşımda şık bir çelik kapı belirdi.Babannemin sinirlendiğinde hızla çarptığı kapı nerde naptınız ona?Elimle iterek içeri girdim.Aman allahım burası neresi?Neden artık mutfak girişindeki kare mozaik taşlar yok.Bir tanesi yerinden çıkmıştıda hatta ordan anlardım mutfağa birinin girdiğini ta arka odalardan bile.Bırakın o çıkık taşın sallanmasıyla çıkan sesi mozaik taşlarımın yerini modarnize plastik ahşap karışımı parkeler almış.Başka bir yerini görmeyi istemedi içim görüceklerim beni mutlu etmiyecekti çünkü.Birden evi gezdirene arka bahçe dedim,buranın bir arka bahçesi olucaktı her yer değişmiş oraya nereden gidiliyor şimdi. Gösterilen kapıdan hızla bahçeye geçtim her adımında limon ağacımın kokusu adeta dahada yoğunlaşıyordu ıhlamur ağacınınkini bastırıcasına.Meğer oda bilinç altımın yanılgısıymış .Tuhaf bir bencillikle ne istediler diyebildim gözümden süzülen yaşlar eşliğinde.Hadi anladım ıhlamur ağacı yaprak döker,etmez ama belki dalları rahatsız ettide kıydılar kökünden kestiler.Peki benim küçücük limon ağacımdan ne istediler?Tüm bu anı katilliği yetmemiş birde çimentoyu suyla karıştırmış yere bulamış hatta yetmemiş belkide iyice tutsun diyerek günlerce sulamanın eşliğinden sağlamca beton tuturmuşsunuz.
Bu ev miras bölüşümündeki anlaşmazlığın ardından satılırken biliyordum böyle olacağını zaten belkide şimdiye dek gelemeyişimin görmek istemeyişimin nedeni buydu.Öylesine anılarla doluyduki bu ev.Bırakın benim doğumumu babamın bile delikanlılığına,çocukluğuna hatta ve hatta doğumuna bile şahitti.İyi kötü ne anılarla doluydu bir bilseniz sadece o evin kapısını aralasam en az beş romanlık hayat hikayesi çıkar.
Buruk bir hüzünle dışarı attım birden kendimi derken Ayşegül'le karşılaştık.Yılların verdiği bir kopuklukla konuştuk baştan sonrasında uzun uzun anlattırdım herşeyi.Gelip geçeni sorguya tutan Hanife teyze,mahallemizin bıçkın delikanlısı Kemal abimi bir başına yetiştiren Ayşe teyze;terzi musa amca,turşucu Habil amca,Bastonlu ve kasketli şık görüntüsüyle her gün o bayırı inen aksi cevdet dede tıpkı babannem Naime sultan gibi hakkın rahmetine kavuşmuş.Her balkona çıktığımda nasıl olduğunu bir türlü anlamadığım bir şekilde varlığımı hissedip balkona fırlayan komşu oğlu,o yıllarda manevi kardeşim dediğim Seda,seda'nın ilk aşkı Hakan,Balıkçının kızı Özlem,her seferinde mahalleden aşağı inerken mahallemizin kızları geliyor dikkatttt diyerek hazır ola geçen mahalle delikanlıları kimse kalmamış.Nerdeler,naparlar demeye dilim varmadı.Duyucaklarımdan korkar hale gelmiştim.Ayşegül'ün yanından tam ayrılmış bir iki adım atmıştımki birden seslendi.
-''Peki Ahretin Özlem'i duydunmu ''dedi.
Duyacaklarımdan kortum.Sadece çok mutlu olduğunu hayal ederek :
-''Duydum'' dedim ''duydum''.
Artık bu konuşmada duyacak olacaklarımı kaldıramıyacak olmanın verdiği ruh haliyle bir an önce sonlandırmak istedim.Ne kadar duymaktan kaçsamda zaten yüzündeki ifade herşeyi anlatıyordu.
Bayırdan aşağı indiğimde yeniden ilk geldiğim zaman durup uzun uzun daldığım yerde durdum ve son bir kez bayırdan yukarı baktım.Orda beyaz fisto elbisesiyle bir örnek fistolu şortu sadece yere düşüp eteği açıldığında görünen yaramaz küçük bir kız ,yanında siyah önlüklü saçları iki yandan beyaz kurdeleyle toplanmış bir kız çocuğu,onunda yanında lacivevert basenden pileli jilesinin içine beyaz gömlek giymiş saçları iki yandan örülmüş liseli bir kız el salladı bana.Yüzlerindeki hatırlanmış olmanın verdiği mutluluğun eşliğinde.Hatırlamanın hem hüznünü hem mutluluğunu yaşarken daha öncede yaptığım gibi sadece hatırlamak istediklerimi yanıma alarak,yitirilenlerin acısını varolanlarla hafifletmek için önüme dönüp yoluma devam ettim......
Tüm yitirilenlerin ruhuna tanrıdan rahmet dilerim.Sağ olup varlığından haberdar olamadığım tüm geçmiş dostlarımlada bir gün bir yerlerde buluşabilmek ümidiyle.....

4 Haziran 2008 Çarşamba

YENİ


Upuzun saçlarım vardı benim,her santiminde sanki her bir yılın emeğini,sabrını,hüznünü,mutluluğunu saklıyan.Kısacık kestirdim bugün.Yerde duran yıllarıma çarptı birden gözlerim.Uzun uzun baktım onlara anılarımdı sanki yerde duran,sabrımdı,bekleyişimdi.Sabırda bitmişti artık,bekleyişte.Vakti gelmişti fazlalıkları kesip atmanın.Öyle yaptım bende.Belkide kendimi yenileyişimin son adımıydı bu.Yeni bir hayata başladığım bu yılda eskiden kalan tek şeyin finali yada belkide unutmanın kolay seçimindeki bir sıralamaydı.Herşeyi bir bir yok etmek....
Herzamankinden bile erken uyanıyorum artık.Günü aydınlatan güneşin doğuşu bile ruhumun aydınlanmasından sonra gerçekleşiyor.Gün ağırıyor.Yeni bir gün başlıyor.Ben her gün sadece gözümü açıyormuşum meğer.Birgün uyandığımda farkettim ve o uyanışın ardında her sabah bir uyanış oldu hayata.Şimdilerde ise her sabah uyanmıyorum sanki her sabah yeniden doğuyor ve büyüyüyorum.
Nasıl da güzel korktuğum yaşlarım.Söylemeye bile dilim varmazdı daha otuzuma beş varken bile yirmili yaşlarımdan kopmaktan nasılda korkardım bir bilseniz.Ama nerden bilirdimki yirminin başından sonuna kadar yaşadığım,bende varım dediklerimi otuzların her bir yılında katlanarak yaşayacağımı.
SAÇLARIMI BİLE KESTİRDİM DİYORUM YAA...!VARIN GERİSİNİ SİZ ANLAYIN.
Yeni bir GÜN
Her yeni güne uyanan yeni bir BEN
Yeni bir BAKIŞ AÇISIYLA
Yeni görünüşüme SEVGİLER....

30 Mayıs 2008 Cuma

ACIMASIZ HAYAT

Hiçbirimiz kendi hayatımızı seçerek yaşayamıyoruz.Eğer böyle bir şansımız olsaydı kimse sonunda ölüm olan bir hayatı seçmezdi.Ama doğum gibi ölümde hayatın bir gerçeği.
Kendimizin seçemediği hayatı bir basamak olarak kullanıp bunu kendi hayatımız haline getirebiliyorsak işte o an gerçek doğumudur insanın.
Üzücü bir haber aldım bugün ardındanda biraz daha umutlandıran bir hal o üzüntülü haberin içinden çıkan.Biri altı diğeri bir yaşında iki çocuk sahibi kısa süredir tanıdığım arkadaşım Esma göğüs kanseri olmuştu.Tüm maddi olanaklar kullanılmış İstanbul'da adı geçince orda olduysa tamamdır denilen bir hastanede ameliyat olmuş,göğüsleri alınmaktan kurtulmuş sadece kistler alınmak suretiyle bu illetten uzaklaştırılmış.Bu üzücü haberin içinde biraz daha oh dedirten bir haberdi.

Dedim ya hayatımızı bizlerler seçemiyoruz.Benim kısa sürede tanıdığım Esma çok güçlü bir kadın.İşte gücünü hayata geçirme zamanı.Nasıl adaletsiz bir hayattır bu bilemiyorum.İsyan etmek geliyor içimden rabbimin korkusu ve inancı olmasa.Bu adil olmayan sınav tıpkı ölümüne bir dövüş gibi ya ölecek ya öldürüceksin.Ya kabullenip hastalığa yenilecek yada zaferini ilan ediceksin.
Bilmiyorum belki saçma sapan şeyler yazdım.Belkide çok anlamlı cümleler.Şu an bunun kıyaslamasını yapabilecek durumda değil ne beynim ne yüreğim.Bildiğim ve emin olduğum tek şey var:
ZAFER ZAMANI ESMA.....

Hadi Duy Sesimi


İsmini suyun üzerinde duran çiçekten almış,has abhaza kızıyken gelini olmuş.Kısa zamandır tanıyorum onu ama ilk tanıdığım günlerde olmayan bir hüzünün var bu son birkaç aydır yüzünde.Belki hırçın çocukları sebep buna,belki çok sevdiği ama diyolog kuramadığı eşi yada kendi kişiliğinin dışa vurumunu yadırgayan heyy orda dur bakalım diyen yaşam biçimin.Bana göre büyük ama yerlisi olduğundan onun için küçük olan şehirde sokakta yürürken bile dörtduvar arasında gibi.Bunun farkında değil.Aslında farkında olduğunu sanıyor boğuluyor ama gerçek anlamda farkında değil.Çünkü eminimki oda benim gibi farkettiği an nefes almak isteyecek ve bir balyozla kırıcak önündeki ilk duvarı.O duvar bir sonrakini ,bir sonraki bir diğerini derken nefes alıcak tüm yıkıntıların oluşturduğu toz bulutlarının arasında,belki çok toz yutucak oda benim gibi hatta tamamen nefesiz kalacak gözünden yaşlar süzülecek can çekişecek ama feraha çıktığında nefesalacak ahhhhh bir farkedebilip çabalasa...

Öylesine kabullenmiş ve içine kapanmışki aylardır doğru düzgün yüzünü bile göremedim.Yapma nolursun bunu kendine.Senin için o kadar çok şans sunmuşki hayat .Kaç sefer senin adını felaketle adlandırdığın bana göreyse yeni başlangıçlar olan sunuşlarda bulunmuş hayat sana.Senki 19 Ağustosta enkazdan günlerce sonra çıkansın,senki yanan arabanın içinde tesadüfen olmayan ve yine senki o dörtyolda yaptığın büyük kazada hurda arabadan sağsalim çıkansın.Anla artık sen bu hayatta yaşamalısın deniyor sana artık bul varlığının nedenini ve başla üretmeye dolayısıyla da nefes alarak yaşamaya ve ne olur üzme artık yüzündeki hüzünle seni sevenleri...

29 Mayıs 2008 Perşembe

Keşkelerle Dolu

Elvedayla süslenmiş yarının dünündeyim
Keşkelerle dolu sonbaharın demindeyim
Kimbilir belki doğmamış melekler rolündeyim
Keşkelerle dolu sonbaharın demindeyim
Bilinmez yolların özleminde tam önündeyim

Şimdilerde özlemimde yaşattığım bir kalem var
Kadere ağlayan birde beyaz kağıt
Yaşanılan bu yaşlılıkta gizli dramatik ağıt
Kelimelerse yargılanan hüzünlü bir sanık
Karanlık ortasında yazdığım iki kelimem kabus oldu
Aydınlık menzilinde mutluluk doğdu
Bir çift sözle aranılan huzur vardı
Kör bir gözle kayboldu lakin o göz yaşla doldu
Ömrümün yıkık sokaklarında bulduğumdur şimdi her kelam

Bu sefer dönüşümdür aldığım bir kılıç
Bin kılıç bile yetmezki cesareti yenmeye
Mezara kimse gelmez gömmeye
Lakin emanettir beden gölgeye
Şarkılara vurdum kendimi
Durgun sularda yorgun bekçi
Ezgilerle bağdaşır ruh halim
Bugünde bitti sağasalim
Yarın çıkarmı belli değil
Kaderin yönündeyim hayatımın en zor rolündeyim
Ama biliyorum bu bir oyun değil

27 Mayıs 2008 Salı

BABAMA

Hani gözünü kırpar kafanla hadi yürü gidiyoruz işareti yapardın ya dün gibi gözümün önünde.En sevdiğim çikolatayı alırdın bana ayaklarımıza kara sular inceye kadar dolaşır sonrada Hoşgör' de alırdık soluğu.Kışsa salebimizi içer yazsa dondurmamızı yerdik.Aramızda sanki onca yaş yoktu da iki iyi arkadaş oluverirdik o gezmelerde.Hatta bir seferinde var mısın artık İzmit'i gezmeyelim bundan sonra planlayıp görmediğin yerleri gezelim demiştin.İlk soluğu Topkapı sarayında almıştık.Bilirdin benim yaşımın küçük olmasına rağmen nelere ilgi duyduğumu.Derken Yerebatan Sarayı,Sultan Ahmet, Mısır Çarşısı,Çamlıca derken adalar,Uludağ , Ankara v.s....Çanakkale’ye bensiz gitmiştin. Hiç unutmam hala içimdedir o el sallayarak seni uğurlamam.Sen benim bu hayatta hayran olduğum erkektin. Sonraları biraz daha büyümeye bakış açım değişmeye başladı. Derken bağımsız gezmeler ve ardından gelen biraz korumacı, biraz kıskançlık dolu tepkiler başladı ve de sürtüşmeler. Daha da büyüdüğümdeyse o taptığım adamı eleştiri bir hale gelmiş ve tam anlamıyla olmasa da hayatımdan çıkartmıştım. Sonra hayatıma senin bildiğin onayladığın bir erkek girdi.Elimi tuttuğunda bile sanki karşıdan gelecekmiş bizi görecekmişsin gibi bir kokuyla yaşadım uzun bir süre. Bir zaman sonra tadını çıkarmaya başladım bir erkekle özgürce caddelerde dolaşabilmenin. Hatta belki çok haince ama içimden hadi kızsana ,bak işte biriyleyim, eleleyim diye sana diş bile biliyordum.En çok ne zaman utanmıştım biliyor musun? Beni 16 yaşımda elimden tutup bara götürdüğünde.Yol boyunca tanıdık bir arkadaşıma denk gelmemek için dualar etmiştim.O zaman bana yaptığın açıklama şimdi benim için öylesine önemli ki .Keşke herkes o zaman kızdığım sen gibi doğru şekilde yetiştirse evladını.Bana “ben seni bu tarz yerlere göndermeyeceğim ama merak etmeni de istemiyorum burası böyle bir yer gör diye getirdim” demiştin.Ne kadar doğru bir yaklaşımmış.Anlayamıyor insan,affet o zamanki bağırıp çağırmalarımı.Fazla katı büyüttün şimdi hak verebiliyorum ama o dönemlerde anlamamış olmamın anlayışını bekliyorum senden.Canım babam benim bugün hastalandığında ellerimle sana yemeğini yedirirken geldi bunlar gözümün önüne bir bir.Yarın sabahta uyanır uyanmaz yanına geleceğim.Kahvaltını ben ellerimle yedireceğim sana.Sen beni yıllarca omzunda taşıdın.Şimdi taşıma sırası bende .İyi ki varsın canım babam seni eleştiriyor olmamın tek nedeni sana çok benziyor olmam sabret benimde yakındır eleştiri almam....

OĞULLARIMA

Canlarım sizler şu an sürekli bir büyüme ve değişim içindesiniz.Bizim çocuklarımız olsanızda bizden aldığınız özellikler dışında farklı özelliklere sahipsiniz.Çünkü sizlerde birer bireysiniz.Sizi daima tanımaya ve anlamaya çalışıyorum.
Biz sizleri her zaman koruyup kolllayacağız.Ama kendi kendinize bıraktığımız zamanlarda olacaktır bizi suçlamayın.Bu sizin davranışlarınızın sonuçlarını görmeniz ve belkide deneme yanılma yoluyla öğrenmenizi sağlıyacaktır.
Hayat engeller ve mücadelelerle dolu.Daima istekli,kararlı,ve mücadeleci olun.Pes etmeyi kendinize adet edinmeyin.Amacınıza ulaşmak için çaba sarfedin ve asla ulaşmadan vazgeçmeyin.
Doğrularınıza,kararlarınıza,yeteneklerinize ve isteklerinize sahip çıkın.Çünkü bunlar sizlere ait en önemli değerlerdir.
Şunu unutmayın yapacağınız herşeyde imkanlarımız doğrultusunda gerek maddi gerekse manevi olarak yanınızda olacağız.Ama asla yapacağınız her şeyi bize güvenerek yapmayın.Çünkü bilmelisinizki biz sonuna kadar arkanızda olsakta bazı şeylerin sonuçları size aittir.Gerek mutluluğu gerekse üzüntüsü.Dedim ya bizler sizinle paylaşmak için varız.Ama sizlerde bireysiniz ve hayatınız size ait. Hayatınızla ilgili kararlarınızda uzun uzun düşünün,irdeleyin ve öyle karar verin.Sizlerin kendiniz için en doğruyu bulabileceğinize yürekten inancım var.
Engellere aldırmayın.Onlar her insanın hayatlarında atlaktıkları birer başarı sınavıdır.
Küçük yanılgılara büyük suçmuş gibi bakmayın,kendinize daima yanılma payı bırakın.
Kimseye haksızlık etmeyin.Kimsenin hakkı sizde kalmasın.
Hiçbir zaman aceleci olmayın.Ama her şeyi uzun zamanlara da bırakmayın.Zaman herşeyin ilacı değildir:Sadece bazı acıları hafifletir.
Sorunlarınızı bizimle paylaşın.Bizler sizin destekçiniziz.Ağzımızdan çıkacak her cümle sizin iyi olmanız için söylenecektir.Buna belki itiraz edicek vede tepki vereceksiniz ama biz sizin sadece iyi olmanızı isteriz.Her ikinizide çok seviyorum canlarım sizin gibi evlatları bana verdiği için allaha sonsuz teşekkürler.Rabbime,vatana,millete,bizlere en önemliside kendinize hayırlı bireyler olmanız tek temennim....

25 Mayıs 2008 Pazar

YASAk!!!!


Ahhh teyzem ahhh.Nasılda güzel tüttürüyorsun şu meneti.Uzun gezmelerin ardından
yoruldum şöyle bir kendime geliyim diyerek oturup bir yerlerde içtiğimiz sigaramızın yasağını anladımda sokaktaki kısmı ne?Çıkmazki şimdi bir barda içilen içkinin tadı sigarasız.Yada tıka basa karnımızı bir restaurantta doyurduktan sonra finali yapmak için yaktığımız sigaramız artık yasakken yenilen yemeğin tadı eskisi kadar güzel olmazki.Yinede çok şükür arkadaşlar kabul günlerimizin adı geçmiyor yasaklı yerler arasında....
***** ***** ***** *****
19 Mayıs itibariyle yasak başladı.Ben şahit olmasamda yakınlarımdan uyarı alanları duydum.Hala kapalı ortamlarda içebilenlerdenim.Yaptığım yanlış bunu biliyorum.Hatta söylenmeyede hakkım yok.Nasıl ki ben içmeyenlerin hakkını zamanında gasp ettiysem ve onlar anlayış gösterdiyse şimdi aynı anlayışa sahip olmam gerekir.Tamam buraya kadar herşey doğru güzel.Peki sadece bumu gaspedilen hakları ülkemdeki vatandaşın.
Yavaş yavaş oturtturulması gereken bir sistemi tepeden inme oturtmaya çalışmak tepeden inme bir yerlere oturanlar için çokta yadırganacak bir hal değil.Burda bana düşen herzamanki gibi susup uygulamak.Önüne geleni yiyen tavuk misali.Hiç bir sözümüz gıdaklamakdan ileriye gidemedi ki zaten..... Eeee teşbihte hata olmaz derler!

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Kahvedir Keyif Veren Hüzündür Hapsedilen




Kahve tirkaleri iyi bilir.Kayveye tadını veren özü dibine çöker içerken.En güzel kısmıdır bence telvesi.Hatta her içişimde şöyle bir dilimin ucuyla alırım içim zevkine son noktayı koymak istercesine.Fazlada bitirmemek gerekir yoksa kapanan fal çıkmaz bilirim.Kahve telvesi gibi içime çöken bir hüznüm var.Hani dedim ya işin özü odur aslında tad veren kısmı,ama fena çöktü mendebur nedensiz yere bu kez.Ters çevirdim kapadımbende fincanı.Biraz dağalsın başka kısımlara,hem severim çıkan şekilleri incelemeyi hemde nefesimi daraltıyo bu dibe oturmuş hal nefesim daralıyor kurtulmak istedim.İçmemişim kahvemi meğersem sonuna kadar.Zamansız kapatıp bir ters çeviriş olmuş.Üzerime döküldü telveyi sulandıran yudumlamayı unuttduğum hali.Çok severdim oysaki beyaz elbisemi.Zaten bişeyleri hiç bilemedim bunun cezası belkide bu.Ya adam gibi içmeyi öğrenmeliydim kahveyi yada öğrenemediysem ters çevirip telveyle uğraşmak neyime birde üstüne üstlük kapadım fincanı.Hadi bunları geçtim neyime benim beyaz elbisemle kahve içmek heee neyime.Hem tiryaki oldum diyorum seviyorum ben kahve içmeyi diyorum hem de adam gibi içmeden kahveyi piç ediyorum.Çokta suçum yok belkide, korkuttular yıllarca içme kara kız olursun diye.E büyüdük aklımız ermeye başladı hatta içmeye başladık ama işlemiş beyne bir kere kulakta çınlamadan olmuyor.Kolay değil tabularını aşması insanın.Ne alaka demeyin şimdi bana kahvenin tabusumu olur.Olurrr olurr.Kahve keyfindeki teşbihe benden sürrealist bir yaklaşımla oda olur.....





21 Mayıs 2008 Çarşamba

Koşmam Lazım Hayata


Ey dünya sana geldim birgün tanrının emriyle.Büyük sancılarla kıvrandırdım cennetin ayaklarının altına serildiği kadını.Doğanın kanunuydu çokta suçum yoktu nitekim yüzümü gördüğünde gülümseyişiyle unutmuş gibiydi her anını acısının.Duyduğum ilk seslerin ardından ilk nefesimi aldım yaşamdan.İlk nefes ve ilk can acısı.O da doğanın kanunuydu ciğerim havayla doldu.Sonra ben ağladım karnım doydu.Ben ağladım istediğim oldu.Emekledim dizlerim acıdı çözümü yürükmekte buldum.Yavaş geldi yürümek koşmaya çalıştım.Erken çabaydı.Koştukça düştüm.Düştükçe canım acıdı.Dizlerim acısı bu kez kabuklu yaralardandı.Arnavut kaldırımlı mahallemin bayırından aşağı beyaz parmak arası tokyalarımla koşmamam için nede çok tembihlenmiştim oysa.Çıkarıp attım ayağımdan onları madem düşmemin sebebisin yalınayak geliyorum hayat bekle beni diyerek.Ne paslı çiviler engeldi nede yerdeki cam kırıkları.Durduğumda vardığım yer ilkokulumdu.Çalan her zilin ardından ellerim siyah önlümün cebinde yürüyerek bahçeye her çıkışımda,koşanları gördüm hatta çekilsene ayağımın altından dercesine omuz atanları.Koşmayın!Koşunca düşülüyor,düşünce dizler kanıyor!
Biliyorum,hemde iyi biliyorum!Dinlemedim çünkü bana koşma diyenleri bakın hala kanaması durmadı dizlerimin.
*** *** ****
Ey çocukluğum!Orta yaşa yaklaştığım şu yıllarımda geride bıraktığım deli dolu gençliğim sende herkez gibi gidiş dönüş bileti aldın geldiğin yerden.Tüm koşmalarının nedeni bilmediğin dönüş vaktinin her an kalkış düdüğünün çalabileceği korkusu belkide.Dönmeden geldiğin yere olgun yıllarımın yapacakları ne kadarda çok çocukluğumun ve gençliğimin yaptıklarından.
Koşmama engel olma hayat.Bak büyüdüm de olgunlaştım bile ben artık.Düşmek senden de olsa ben silkeliyip dizime bulaşan tozu toprağı devam etmeyi öğrendim.Zaten eskisi kadar hızlı koşamadığım için kanamıyorda artık dizlerim.Kanasada umrumda olmazdı zaten.Ben artık ne ilk nefesiyle ciğeri yandığı için çığlık çığlığa bağıran,dizleri emeklerken yere sürtünmekten kızaran bebek,ne beyaz tokyasıyla koşarken ayağı takılıp düşen çocuk,nede düşmemek için koşmaktan vazgeçip avare yürüyen genç kız değilim artık.Okadar çok şey varki beni bekleyen zamanın yetmemesi korkum.Yetişmek için çabam.Yakalamak boş gönderdiğim,geçmiş 10 sefer sayılı treni orta yaş peronunda;yolda alınmayı bekleyen hayat öğretileriyle doldurup yaşlılık durağına vardırmak için.Ve koşmam lazım hayat o treni kaçırmadan yakalayabilmek için....

15 Mayıs 2008 Perşembe

BİRLİKTE AYRILIK

Zaten hayranlık duyduğum ebru sanatına bu klipten sonra bir kez daha hayran oldum.Öylesine büyüleyici ve huzur verici buluyorum ki!Ebruzenin yaptığı çizimlerdeki büyüleyicilik ve huzur hali Müşfik Kenter'in sesli sunumuyla dahada yoğunlaşmış.Sizler ne düşünürsünüz bilemem ama izlemeye değicek bir klip hem Ebru sanatından hemde Müşfik Kenter'in huzur verici ses tonuyla anlattığı hikayeden dolayı.
Bu arada birde dip not düşeyim;yakında burada yaptığım Ebru'ları fotograflayıp sizlerle paylaşıcağım.

VAKİT VARKEN

Bunu kaç kişi yapar yada yapmaya cesaret eder bilemiyorum ama geçen gün önümden geçen bir cenaze arabasının içinde gördüğüm tabutun ardından kendi cenaze törenimi hayal etmek düştü aklıma.Önce uykuya dalmak gibi bişeydir heralde diye düşündüm.Ardından ruhum tıpkı filmlerde gördüğüm gibi bedenimden ayrıldı sonra ölece yerde yatan bana baktı.Fazlasını bilmediğim için ölüm sahnesinin hayali bundan öteye gidemedi.Sonra birden kendimi inanılmaz bir şekilde bu hayalin içinde buldum.Birden göğsüm sıkışmaya başladı.Etraf kalabalıktı,yerde yatan biri vardı ve herkez ağlıyordu.Sonra annemi gördüm yerde yatan kim dedim beni duymadan ağlamasına devam etti.Ne babam,ne kardeşlerim,ne eşim nede beni tanıyan diğerleri sorularıma sanki beni duymuyormuşcasına cevap vermiyorlardı.Birden bende onları umursamaz bir hal aldım çünkü müthiş bir hafifleme gelmişti üzerime. sanki yıllardır bir yükü taşıyormuşumda artık sırtımdan atmışım gibi.Aradaki zamanı hatırlamıyorum neydi nasıl geçti ama birden karanlık bir yerde buldum kendimi.ayağa kalkmak istedim yapamadım,çıkmak istedim çıkamadım yavaş yavaş nefeste alamaz hale geliyordum artık.Sonra sanırım ben öldüm dedim kendi kendime kurduğum bu hayalde.İşte asıl ozaman başladı herşey...
Ben orda öylece yatıyordum.Ölmüştüm!Evet belki ürkütücü ama engel olamamıştım bu hayale.Sonra o karanlık yerde şöyle bir geriye bakma fırsatım oldu.Geçmiş yaşamımda nekadar gergin olduğum anlar vardı.Keşke farklı olsaydı dedim sonra burda olmasaydım asla onlara bu derece üzülmezdim nekadar da boş gerginliklermiş hepsi dedim.Bu düşünce ferahlığının içinde nasıl bir insan olmak istediğim ve hayatta yapmak istediklerimi teker teker geçirdim gözümün önünden.Önceliklerde yanlış sıralama yaptığımı gördüm.Önemsiz konulara nede çok zaman ayırmışım dedim,yapacağım bunca şey varken.Oysa ölmeden önce hep ertelemiştim bişeyleri.Bir çok keşkeler çıktı sonra önüme bir çoğunu hayattayken hiçte önemsememiştim.En kötüsüde neydi biliyormusunuz arkamdan gözyaşı döken o sevdiklerimin haller.Daha fazla vakit geçirebilir daha fazla mutlu edebilir daha fazla mutlu olabilirdim.Keşke ölmemiş olsaydım dedim ve birden kendime geldim.
Bu ürkütücü hayal nede çok şeyi göstermişti bana kısacık anda.Hala yaşıyorken ölümü düşünmek gerekiyormuş demek ara sıra ve hala vakit varken ertelemeden yaşamak bişeyleri sokmadan kendini gama vede tasaya.....

13 Mayıs 2008 Salı

BÜYÜK İTİRAF

Bölüm1:
Ömer ve Esra evliliklerinin dördüncü yılını doldurmuşlardı.Aslında başlarda da muhteşem olmayan ama en azından o dönemlerde içinde büyük tutkular barındırmasada paylaşıma dayanan bir ilişkileri vardı.Fakat bu hal son bir yılda tamamıyla sona ermiş aralarında adeta bir uçurum açılmıştı.Esra Ömer'i büyük bir tutkuyla seviyordu fakat son dönemde yaşadıkları onu bir hayli yıpratmış kendiyle ve Ömer'le çatışmalara sürüklemişti.Kendinle konuşur,sorular sorar ve cevap arar bir hale gelmişti.Ömer'leyse konuşmayı başaramıyordu.Ömer'e her ulaşma çabası Ömer'in aralarına adeta soğuk bir duvar gibi koyduğu mesafeyle sonuçsuz kalıyor bu durum Esra'yı daha da çılgına çeviriyordu.İlişkisini yeniden eski haline getirmek için çok çabalıyordu ama tüm çabalarının tek taraflı olması onun artık yavaş yavaş yorulmasına sebep olmuştu.Esra bir bankacıydı.İşinde oldukça başarılıydı.Gerek sosyal hayattaki aktifliği gerekse çalışma hırsı onu kısa zamanda iyi bir mevkiye getirmişti.Hayata dair ulaşmak istediği herşeye ulaşmıştı vede bundan sonrasındada istediği herşeye ulaşabileceğini biliyordu.Çünkü elde etmenin yolunun istemek ve çabalamaktan geçtiğini keşfetmişti.Ama bu ilişkisi için geçerli olmayan bir keşfedişti onun için.Çok istemesine hatta çok çaba sarfetmesine karşın sonuç değişmiyordu.

Ömer ticaretin içinde büyümüş yıllarca otariter ve dindar olan babasının baskıyla gelen çalışma hayatı sürdürürken beklenmedik şekilde tüm tabuları yıkıp herşeyi ve herkezi geride bırakarak sıfırdan kendi istediği gibi bir hayata başlamıştı.Bunu hayatında en iyi bildiği iş olan ticaretle başardı.Babasıyla çalıştığı dönemlerde oldukça iyi bir iş çevresi edindiğinden içinde olduğu piyasada tutunması çokta zaman almamıştı.

Ömer Esra'ya ayrılmak istediğini defalarca söylemesine rağmen Esra bir çok çözüm yolu arayışıyla bu evliliği toparlamaya çalışıyordu.Ömer Esra'ya bu çabaların boşa olduğunu kararının kesin olduğunu çok kereler anlatmıştı fakat Esra'ya bişeyleri kabul ettirmenin yolunun belkide deneyip olmadığını görmesi olabileceği düşüncesiyle onun çabalarına uyuyor sonucunda değişen bir şey olmadığını ona bu yolla gösteriyordu.Son dört ay ilişkilerinin kopma noktasının yaşandığı zaman dilimiydi.Esra tam anlamıyla bir cevap bulamamıştı kafasında ama onun için en ikna edici cevap Ömerin hayatında başka bir kadın olduğuydu.O gün evlenme yıldönümleriydi.Tüm yaşananlara rağmen Esra ümidini yitirmemiş yada belkide pes eder bir halle her yıl yemeğe çıktıkları restauranttan yer ayırttırmıştı.Onun için bu gece belki bir final belki bu ilişki adına yeni bir başlangıç olucaktı.

Esra üzerine siyah saten elbisesini giydi.Sırtının bir kısmını açıkta bırakan boyundan kalın şeritlerle bağlı bir siyah elbise.Dizaltında biten boyu esranın bacaklarının bir kısmını gizlesede görünen kısmı onun o düzgün bacaklarındaki çekiciliği sergilemek için yeterliydi.Saçlarını sade bir topuzla toplamış yine sade olan makyajıyla topuzunu bütünlemişti.

Ömer'de giyimine dikkat eden oldukça şık ve zevkli giyinen bir beydi.O gece onunda üzerinde siyah bir takım elbise,kol düğmeli beyaz bir gömlek vardı.Kırmızı kravatıyla takımını tamamlamıştı.

Bölüm2:
Esra:-Eeee kadehimizi neye kaldırıyoruz?(Esra masada bulunan içi kırmızı şarapla dolu kadehini yavaşça havaya kaldırmış ve imalı bir şekilde bu cümleyi kurmuştur)
Ömer:-Dostça ayrılmamıza olabilir...
Esra elindeki kadehi masaya koyar ve gergin bir ses tonuyla:
-Bana elle tutulacak tekbir açıklama yapmadan mı?
Ömer o esnada yemek yemektedir.Elindeki çatal ve bıçağı yavaşça tabağının kenarına bırakır ağzının kenarlarını peçetesiyle nazikçe siler ardından kendinden emin sakin bir tonla:
-Sana yürütemediğimi defalarca söyledim.Daha ne söylememi bekliyorsun ki?
Esra hırçın bir ses tonuyla:
Artık herşeyi anlatmanın zamanı gelmedimi?der ve kadehteki şarabı bir seferde içer.Ardından ömerin uzanmasına fırsat vermeden şarap şişesine uzanır ve kadehini yeniden doldurur.
Ömer:-Esra artık kabul edelim,sen ve ben yapamıyoruz.Bunu artık sonlandırmalıyız.
Esra arkasına yaslanır sinirli bir gülümsemeyle:
-Bu kadar kolay değilmi ömer bey?Herşey bu kadar kolay!
Ömer:hayır değil tabiiki esra ama inan artık benim için yürütmeside kolay değil.
Esra önündeki tabakta bulunan etten hırçınca kestiği bir parçayı ağzına atmasının ardından şarabından bir yudum alır sanki yemekten hırsını çıkarır gibidir şarap ise onun için en iyi sakinleştiricidir adeta.
Esra:Sorun biz değiliz Ömer sorun sensin.
Ömer ellerini çenesinin altında birbirine kenetlemiş dirsekten masaya yaslamış bir halde:
-Ben hiç aksini iddia etmedim ki.der
Esra Ömerin sakin uslubu karşısında gitgide dahada öfkeleniyordur Ömer'in bu cümlesinin ardından elindeki çatal ve bıçağı hızla masaya bırakır.Bu esnada çatal ve bıçağın tabağa çarpmasının etkisiyle tabaktan yüksek bir ses çıkar ardındanda yüksek sesle:
-Peki bana o adi kadının adını bağışlamıyacakmısın?
Ömer:Esra biraz sakin olurmusun!
Esra:Sana adı ne dedim o fahişenin?
Ömer:Esra yeter artık susarmısın bu kelimeyi bir daha tekrar etme.
Esra alaycı bir gülümsemeyle:
-Peki özür dilerim doğru ya bu denli senin gözünü döndüren kişiye prenses demeliydim afedersin.
Ömer:Lütfen keselim artık şunu.
Esra:Ömer anlıyamıyorum bunu düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum bende bulamayıp onda bulduğun ne?Etrafındaki herkez senin benim gibi bir kadına sahip olmana imrenerek bakarken o kadında bulup bende bulamadığın şey ne?
Esra artık kendini tutamaz hale gelir yaşlar gözünden kendiliğinden süzülüyordur.Etrafta bulunan insanlara belli etmek istemezcesine aceleyle gözyaşlarını siler.
Ömer:Esra artık istersen kalkalım.Sen iyi değilsin bu konuşmaya evde devam edelim ne dersin?
Esra:Ben hiç bir yere gitmiyorum.Burası bizim her yıl evlilik yıldönümümüzü kutladığımız yer ve ben bu gece buraya çok ümitli gelmiştim.
Ömer:Her zamanki gibi ısrarcısın.Bunu yapmaktan hiçbir zaman hoşlanmadım biliosun.
Esra:Bu ilişkiyi yürütmek için çok çabaladım peki sen ne yaptın?(Esra'nın ağlama hali iyice yoğunlaşır.Kadehinden kuvvetli bir yudum alır.)
Ömer:Ağlamayı kesermisin hem o şarabı içmeyide bırak artık lütfen.Herkez bize bakıyor hadi artık kalkalım.
Esra:Hayır efendim hiçbir yere gitmiyoruz.
Ömer:Yeter artık sinirlendirmeye başlıyorsun.
Esra:Eski sevgilin değilmi?Evet evet öyle olmalı.Ne zamandır yeniden görüşüyorsunuz onunla?Zaten sen hiçbir zaman beni gerçek anlamda sevemedin.Hep birilerin gölgesi vardı ama ben bunu yıllarca kabullenmek istemedim,sanırım artık yüzleşmenin zamanı geldi.
Ömer:Esra bak sen çok iyi birisin.Seninde söylediğin gibi bir çok erkeğin düşleyeceği kadar da güzelsin.Ama olmuyor.Ben artık bu evliliği daha fazla yürütmek istemiyorum.
Esra:Neye yarar ki iyiymişim,güzelmişim hıhhhh!Tüm bunları hiçe sayıp beni adi bir kadına tercih eden bir eşim var.
Ömer sinirli bir ses tonuyla.
-Yeter artık ağzına hiç yakışmayan bu uslubtan vazgeç.Hayatımda bir kadın falan yok anlıyormusun?
Esra:Hala yalan söylemekten vazgeçmiyeceksin değilmi Ömer?Son bir yıldır bana doğru düzgün elini bile sürmedin.Sürekli iş gezilerini bahane edip yurt dışına çıkıyorsun.Geçen gün Milano'daki harcamaların ekstrelerini buldum.O rakamlar tek bir kişinin harcaması olamaz seni iyi tanırım.Bu gece burda herşeyi itiraf ediceksin.
Ömer sıkıntılı bir halde kravatını yavaşça gevşetir:
-Peki Esra sen kazandın.Madem bu kadar duymak istiyorsun o halde dinle.Evet haklısın hayatımda biri var.Sadece Milano'da değil senin olmadığın hatta olduğun bir çok anda yanımda olan biri.
Esra:Benim bulunduğum anlardadamı?demek bukadar adileşebildin ömer.demek en yakın arkadaşımla beni aldatacak kadar adileşebildin.
Esra derin bir nefes alır ve:
-ya ben ne kadar aptalım birde geçen gün Filiz'i evine bırakman için sana okadar ısrar ettim.Bir dakika geçen yıl Filiz günlerce bizde kalmıştı ve banka teftişte olduğu için geç saatlere kadar çalışmak zorunda kalmıştım ve siz evde sürekli yanlız kalmıştınız.Yoksa ozaman mı başladı?Lanet olsun ya nasıl bu kadar adileşebildiniz.
Ömer:Yeter artık filiz lafı etmekten vazgeç.Onun boş yere suçluyorsun.
Esra:Nasıl boşyere ya.Nasıl boş yere!Arkadaşım diyorum,dostum diyorum evimi açıyorum bumu karşılığı?
Ömer:Esra yeter artık Filiz lafı etmekten vazgeç.Bu şekilde davranarak benim için zor olan bir durumu dahada zorlaştırıyorsun.Geçen cumartesiyi hatırlıyormusun.Sen,ben,Hakan ve mustafa yemekteydik.Sohbet oldukça güzeldi ve sen oldukça neşeliydin,hatırlıyormusun o günü?
Esra:Nasıl unutabilirim ki!Hakan'ın garson kız için söylediği bir cümleyi anlamsız bir şekilde hadiseye çevirmiştin.Üstelik ardından anlattığı olaya Mustafa ve ben kahkalarla gülerken yine anlamsız bir şekilde davranarak masayı terk etmiştin.Oysaki beni kıskanmanı gerektirecek bir hal yoktu.Bu tepkini hiç çözememiştim.
Ömer derin bir nefes alır konuşmak için kendini zorlar bir halde cümleye girer:
-Esra o gün Hakan'ın anısında anlattığı kişi bendim ve kıskandığımda sen değil Hakan'dı.Yıllardır içimde yaşadığım bu gerçeği artık kabullenmeye ve yaşamımı bu doğrultuda yaşamaya karar verdim.Çok üzgünüm.Evet seninde söylediğin hatta emin olduğun gibi hayatımda olan biri var o kişide ne eski bir sevgili nede filiz nede başka herhangi bir kadın.Hayatımdaki kişi HAKAN....
Esra ve Ömer gözgöze gelirler.O an sözün bittiği andır.Esra boğazında oluşan düğümü yutkunarak geçirmeye çalışır.Duydukları asla duymayı beklemediği şeylerdir.Ne kadar yutkunursa yutkunsun boğazındaki düğüm geçmez.Düşünceli,kendi kendine soru sorar ve cevap arar bir halle parmağındaki alyansı çıkartır yavaşça masaya bırakır,ayağa kalkar ve ordan uzaklaşır.

(Yaratıcı yazarlık kursunda bu haftaki yazımdı bu.Aslında kurs için yazdığım yazı dialogları ve konusu aynı olan bir tiyatro metniydi.Ben burda bu metni düz yazı haline getirdim.
Sizce Esra bu durumda ne yapmalıydı?Cevabınızı bekliyorum.Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler)

11 Mayıs 2008 Pazar

ANNE

Uzun yıllar anneler gününü bir evlat olarak annemi sevindirmek amaçlı bir gün olarak kutlamanın ardından ticaret hayatını tanıdıktan sonra bunun ticari amaçlı bir gün olduğunu düşünmeye başladım.Taki annelikle tanışana kadar.Benim için kasım ayı olmasına rağmen oğlumu kucağıma aldığım gündü asıl anneler günü.Hele dışardan baktığımda oldukça normal bulduğum ama yaşadığımda yaradanıma birkez daha hayran kaldığım ve yaşattığı için şükrettiğim emzirme olayını yaşamak bu dünyada hiç bir şeyle kıyaslayamayacağım en mutlu anımdı.Belki çok erkendi ama anneliğin iç sızlatan halini ise oğlumu hastaneden geldiğimizde yıkadıklarında ağlamasını duyduğum an hissetmiştim.Ne onu dokuz ay boyunca karnında taşımak nede dünyaya getirmek için sezaryenin dayanılmaz acısına katlanmak geçebildi.O an gözümden süzülen yaşın etkisiyle nolur ağlatmadan yıkayın dediğimi hatırlıyorum.Tüm canımın acısına rağmen yatağımdan kalkıp banyonun kapısına dikilerek söylemiştim üstelik.O gün dün gibi aklımda.Üzerinden tam 9 yıl geçti hatta ay olarak eklentisi bile var.Şimdi oğullarım büyüdü.Belki fiziksel olarak hala küçükler ama ben şu an onlardan uzaksam bu anı beni yargılamadan bana hakvererek ve anlayarak benimle uzaktan paylaşıyorlarsa sabah gözlerini açar açmaz kimse hatırlatmadan beni arayıp anneler günümü kutlaya biliyorlarsa benim oğullarım büyümüş dememi sizde anlarsınız.
Canım oğullarım siz varlığınızla bana en büyük hediyesiniz iyiliğinizle,kötülüğünüzle,başarılı olun yada olmayın,beni sayın yada saymayın yeterki bir yerlerde ömrümün son anına kadar varlığınızdan haberdar olayım.Çünkü siz hayatımda var olduğunuz andan itibaren beni var edensiniz.Sizden sonra bu hayattaki tek gayem sizelere layık bir anne olmak ve sizleride hayata en iyi şekilde hazırlamak.
Canım annecim hani derdin ya bir gün anne olunca beni anlıyacaksın diye nede boş gelirdi ozamanlar bu cümle.Şimdiyse tümüyle yaşıyorum bu cümleyi beni dünyaya getirirken katlandığın acı,büyütürken yaptığın fedakarlıkların,şu yaşımda bile her canım yanışında benden çok acı çeker halinle yanımda oluşun her şeyden önemlisi varlığın için sana minnettarım.Seni çok seviyorum.Bana bu hayata ve kişiliğime dair kazandırdığın herşey için sana binlerce kez teşekkür ederim.O taktir ettiğin anneyi sen yetiştirdin.İyiki varsın seni çok seviyorum.
ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN........

8 Mayıs 2008 Perşembe

ÇATIŞMA

Ruhumla bedenimin söz düellosunda sanki.Hiç durmudan birbirlerine sataşıyorlar.Acımasız eleştirlerden yoksun olmayan en şiddetli halleriyle üstelik.Ruhum inzivaya çekilmiş bir halde.Beslenmiyor,hissetmiyor ama bedenimdeki varlığındanda vazgeçmiyor.Bedenimse ona inat en aceleci haliyle yaşıyor hayatı.Yiyiyor,içiyor,gülüyor,eğleniyor.Her ikiside kendi halinde yürütürlerken yaşamlarını başladı bu çatışma.İlk lafı atan bedenimdi hatta hatırlıyorum.Demiştiki ruhuma yeter bu durgunluk,bu suskunluk nezaman bütünleşiceksin benimle bu hayatta.Ruhumda ona cevap vermişti varlığım yeter sadece varlığını sonsuz kılmaya,sen benimle uğraşma bak gezmene,tozmana.Bedenim cevap vermekte gecikmedi ona senin için yapıyorum ben bunları ama sen en mutlu anların içinde bile saklı küçük hüzünlerin peşindesin.Nedir bana kastın beyazlarına sebep oldun saçlarımın.Boşver sen onunda kolayını bulmuşsun diyor ruhum boyarsın geçer.Beni suçlama,beni beslemedin bile son zamanlarda diyor.Bedenim cevap veriyor hemen her gün besliyorum ama sen ölesine kitledinki kendini hüzün zindanlarına duvarları delip geçemiyor beni şenlendiren melodiler.Boşver diyor ruhum bedenime,en efkarlı haliyle söylüyor bunu hafifçede uzatarak kelimenin son harfini.Elleme beni ne zararım varki sana bir köşende kıvrıldım yattım.Nefes almamın sebebi Varlığın diyor bedenim ruhuma.Mutlusun madem kal böyle.Ama beni elleme.Ama benide hüznüne ortak etme.Ama beni çok geç terketme.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

TEŞEKKÜR,ALKIŞ,ÖZÜR


Bugün buraya bir yazı yazmak için açtığımda aklımda yazmaya değecek bir konu yoktu.Ama bu günün bişeyler yayınlamadan da geçmesini istemiyordum. Dolayısyla bende bugünkü yazımın teşekkür,alkış ve özür yazısı olmasına karar verdim.
Öncelikle benim fikrimi almamış da olsa benim gibi birini hayata getirdiği için anneme alkış istiyorum. Babama katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu dünyaya gelme savaşında zaferi kazanırken arkamda bıraktığım küçük kuyruklu kardeşlerimden çok özür diliyorum.
Yakın akrabamız Fatma yengemin, unutkan olduğu için kafasında öğlen yapacağı yemeği tasarlayıp sonra namaza durduğunda niyet ettim niyet eyledim öğlen yemeğini diyerek namaza başlama haline büyük alkış istiyorum. Benimle bu anısını paylaşıp güldürdüğü içi teşekkür ediyorum.Burada herkesle bu anıyı paylaştığım için ondan özür diliyorum.

Eşime her sabah saati 6 ya kurup erken kalkmak ümidiyle uyuduğu fakat asla uyanamadığı ve beni uykumdan ettiği ve de sonundada beni neden uyandırmıyosun diyerek çıkıştığı için alkış istiyorum lütfen. Ama benim erken kalkmama ve dolayısıyla zinde bir gün geçirmeme sebep olduğu için sonsuz teşekkür ediyorum. Burda bu onbir yıldır yaşadığım onu uyandırma işkencesini paylaştığım için ondan özür diliyorum ama artık tak etmişti ne yapabilirim.

Dişini tırnağına takarak bizler için çalışan değerli çalışanlarımıza sonsuz teşekkürler.Mağazadan sadece ürün sormak için içeri giripte elleri kolları dolu çıkarttıkları her müşteri için kocaman alkış lütfen hepsine.
Eşimin, ekstrelerdeki tüm harcamaların bana ait olmasına rağmen yazan 'ödemelerinizden dolayı teşekkür ederiz sn.murat ayhan' yazısından sonra harcayan ben değilim ama teşekkürrü alan benim şeklindeki espirili yaklaşımına kocaman alkış lütfen. Ödediği faturalar için sonsuz teşekkürler. Tüm bunlarla faturaları gördüğünde yüzleştiği içinse koca bir özür.

Arka balkonumun altında oynadıkları topu koridoruma kadar atmayı başaran ve bunu gol sayan mahallemizin sevgili çocuklarına en büyük alkışı istiyorum. Onların bu haline ancak bir yıl dayanabilip tüm konuşmalarıma rağmen devam eden bu hal karşısında artık toplarını toplayıp vermediğim için özür diliyorum. O kaliteli futbol toplarını rüyalarında bile göremeyecek çocukları sevindirme şansını bana verdikleri içinse sonsuz teşekkürler hepsine.

Burger King'in bahçesinde oturduğu sandalyenin arka iki ayağı boşluğa gelip geri takla atarak düşen bana koca bir alkış lütfen. Bunun birtek benim başıma gelmediğini gösteren geçen gün aynı yerde aynı şekilde düşen bayana da sonsuz teşekkürler. Başıma gelmesine rağmen ona çok güldüğüm içinse çok özür dilerim. Takma kafana iki güne kalmaz sende birini görür tek senin başına gelmediğinden dolayı gülersin:))))

1 Mayıs 2008 Perşembe

SİYAH BEYAZ



Siyah ve beyaz birbirine zıt bir o kadar da birbiriyle bağdaşmış iki renk.Öyle ki bütünleşmesinde ortaya çıkan hallerin varlığı ve birbirine muhtaçlıkları bu zıtlığı tamamen örtmekte bana göre.Zıt iki renk olarak kaydetmişizdir beynimize ama aynı kavramlar için kullanırız daima her iki rengi de.Ölüm mesela siyah kalanın kullandığı renktir matem için beyaz ise gidenin sarındığı renk toprağa girmek için.Beyazlar içinde gittiği yerin adı kara topraktır ardından ağlayanınsa hüzün yaşlarını sildiği mendilin rengi beyaz.Sonra gri mesela.Beni de birçokları gibi kasvete sürüklemesine rağmen ruhumdan eksiltmediğim yaratıcılığımı tetikleyen renk olan gri siyah ve beyazın karışımı değil mi?Peki aydınlığı simgeleyen beyaz,karanlığı simgeleyen siyahken bunları zıt hallerine çevirmek için siyahın beyaza beyazın siyaha ihtiyacı yok mu?Beyaz iyiliğin içinde küçücükte olsa siyah kötülük yok mu yada her siyah kötülüğün içinde küçükte olsa beyaz bir iyilik.Nede güzel bir ırk çıkar siyah anneyle beyaz babanın birleşiminden öyle değil mi?Masamızın üzerine örttüğümüz siyah masa örtüsünü neden en canlı renk olan fıstık yeşili yada cart pembe renkli tabaklar değil de bembeyaz tabaklar tamamlar en uyumlu haliyle?Siyah kazak en çok beyaz tenliye yakışmaz mı sizce de? Hele birde bu beyaz tenlinin kulak hizasında simsiyah saçları varsa değmeyin güzelliğine.Tüm bunların tek bir açıklaması var zıt kavramlar birbirini çekerde ondan demeyin sakın bana!Bunu derseniz bana eğer cevabım şu olur size:Kandırmış siyah ve beyaz sizi hem de çok iyi kandırmış.Siz zıtlıklarını kabullenmiş derin bir mahmurluğa dalmışken onlar gizliden gizliye öylesine bütünleştiler ki farkında olmasanız da biri olmadan diğeri hep eksik.......

30 Nisan 2008 Çarşamba

ASANSÖR
Kapanmakta olan kapıya son anda uzattığı,pantalonunun büyük bir kısmının kapatmış olduğu yüksek topuklu ayakkabısıyla engel oldu Aslı.Tüm misafirperverliğiyle açılan asansör kapısından hızla içeri girdi ve derin bir nefes eşliğinde oh çok şükür dedi kendi kendine.Saniyelerin bile onun için önemi vardı çünkü.Çok uzun zamandır beklediği bu iş görüşmesine gece boyunca süren heyecanından kaynaklanan uykusuzluğu nedeniyle neredeyse geç kalmak üzereydi.Hızla asansörün düğmelerine uzandı eli ve çıkacağı katın düğmesine bastı.Hareket eden asansörün içinde heyecanlı bir şekilde mırıldanarak bir yandan iş görüşmesinin başarılı geçmesi için dua ediyor diğer yandanda kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.Kapıya arkasını dönmüştü.O esnada gözü aynaya ilişti ve kendini son bir kez kontrol etmek istercesine incelemeye başladı.Bir yandan aynaya bakarken bir yandan da acaba bu makyaj iş görüşmesi için fazlamı diye düşündü.Tam o esnada bir ses bence oldukça yeterli dedi.Aslı birden irkildi.O kadar heyecanlı ve stresliydiki asansörün durduğunu ve içeriye birisinin geldiğini farketmemişti bile.Belli etmeyen bakışlarla sesin sahibini süzmeye başladı aynadan.Oldukça şık giyimli,uzun boylu,biraz kilolu denilebilecek fakat hayli çekici görünüşlü bir bey gördü .Ayrıntılarla çok fazla ilgilenen Aslı'nın adamın uyumlu giyimi dikkatini çekti.Ayakkabısından çantasına hatta kol düğmelerine kadar her ayrıntıyı saniyenin altında bakışlarla gözlemlemiş seçimine ve uyumuna hayran kalmıştı.
Bu esnada şaşkınlığını gözlemlediği aslıya küçük ama yanağındaki gamzeleri gizlemeyen bir gülümsemeyle günaydın dedi adam.
Günaydın diye cevap verdi Aslı bir yandan adamın bu hallerine şaşarken diğer yandan hayran kalır bir halle.
Aslı yeniden stresli ve gergin haline geri dönmüştü.Asansörün hızla yukarı kata çıkmasını beklerken içeride çalan ruhu rahatlatan müziğe farkında olmadan ayağını yere vurarak eşlik ediyordu.Tam o esnada asansörün ışıkları bir anlıkta olsa yanıp söndü.Aslı hemen gözlerini yukarıya çevirdi ve ışığa bakarak hayır lütfen herhangi bir aksilik olmasın lütfen diye düşündü sanki olacakları sezmiş gibi.Yine onu aynı ses kendine getirdi.
_Telaşlanmayın ara sıra yapar bunu bir sorun olduğunu sanmıyorum demişti adam.
Aslı o an bir kez daha sesli düşündüğünü farketmiş ve çok utanmıştı.Derken büyük bir gürültüyle asansör birden durdu.Aslı'nın telaşının yerini artık korku almaya başlamıştı.Yüreği hızla çarpıyor aklından binbir düşünce geçiyordu.Bir yandan iş görüşmesini kaçıracak olmanın verdiği sıkıntılı hal yüreğini şıkıştırırken diğer yandan kapalı bir alanda üstelikte hiç tanımadığı bir adamla kalakalmışlığın verdiği hal boğazını sıkmaya başlamıştı.Tüm bu sıkıntıları yaşarken üzerinde tatlı bir hafifleme hissetti Aslı.Gözlerini açtığında bayılmış olduğunu farketti.Tam yere düşmek üzereyken gözleri karanlığa alışmış olan adam yere düşmesin diye onu tutmuş sakince yere yatırmıştı.Gözlerini açar açmaz Aslı adamın gözleriyle karşı karşıya gelmişti.Allahım nasıl gözler bunlar diye geçirdi birden aklından sonra irkildi ve gözlerini kaçırarak ne kadar komiğim şu başıma gelene bak birde düşündüklerime diye geçirdi aklından.Sonrasındaysa Allahım ben bugün hayran olduğum bu adama daha ne kadar rezil olucam diye düşündü.Oysa bu Aslı'nın düşüncesiydi adam onun bu doğal paniğini ve heycanlı hallerini oldukça sempatik bulmuştu.Aslı'nın gözü birden yerede duran fenere ilişti.Adam sanki Aslı'nın gözlerini takip ediyordu onun bakışının hemen ardından
_Depremden kalan bir alışkanlık o günden beri cebimde küçükte olsa bir fener taşırım dedi.Aslı'nın aklına birden iş görüşmesi geldi ve hızla ayaa fırlayarak kapıyı yumruklamaya başladı:
_Çıkarın bizi buradannnnn....
Adam:Lütfen sakin olun hanfendi.İsmim Cenk emin olun bizi burdan en kısa zamanda kurtarıcaklardır,bu binanın güvenilir bir sistemi vardır dedi.
Tüm stresli ve panikli haliyle cevap verdi Aslı:
_Memnun oldun beyfendi bende Aslı.Peki şimdi bana söylermisiniz bu nedenlemi burda çaresizce tıkılı kaldık.Tekrar kapıyı yumruklayarak bağırmaya başladı:
_Çıkarın bizi burdannnn....
Cenk:Bakın aslı hanım bu şekilde bir yere varamazsınız.Siz baygınken ben zaten gerekli kişileri aradım emin olun bizi en kısa zamanda burdan çıkarıcaklardır.
Aslı:Peki beyfendi madem bu kadar yetkilisiniz şirketin genel müdürünede rica edinde beni geç kaldığım iş görüşmesine aldırsın.
Cenk:Alt tarafı bir iş aslı hanım bir şekilde halledilir.Ama bakın şu kendinize yaptığınıza nasıl gergin ve üzgünsünüz.Size az önceki baygınlığıızı hatırlatırım.
Aslı:Benim için önemli Cenk bey.Benim için inanın gerçekten önemli.Bu iş benim canımı borçlu olduğum kişiye olan borcumu ödeyebilmem için bir fırsattı.
Cenk:Peki aslı hanım önce sakin olun ve bana bu işin sizin için gereklilğini anlatın lütfen.
Aslı:Bundan size niye bahsediyimki sizi tanımam etmem.
Cenk:Benim amacım sizi konuşma yoluyla biraz olsun rahatlatmaya çalışmaktı.
Aslı:Peki özür dilerim çok gergin ve endişeliyim bu nedenle sanırım biraz kırıcı oluyorum.
Cenk:Peki şimdi bahsedecekmisiniz.
Aslı uzun uzun anlatır.İşi neden istediğini.İyi bir okuldan iyi bir dereceyle mezun olmuştur Aslı.Fakat seçtiği bölüm olan inşahat mühendisliğinde genellikle erkek çalışanlar tercih edildiği için onun önünü bu durum tıkamış tüm başvuruları cevapsız kalmıştır.Taki bu iş görüşmesine kadar.Tüm bu konuşmalar sürerken birden asansör hareket etmeye başlar.
Aslı:ohhhh.Çok üşükür kurtulduk.
Cenk:Dememişmiydim size.Boş yere bu kadar panik yaptınız bu kadar.
asansör inecekleri katta durdu.her ikiside asansörden indi.Aslı heyecanla görüşmesi olan müdürün sekreterine koşarken birden aklına geldi ve seslendi.
_Cenk bey herşey için teşekkür ederim lütfen kabalığımı bağışlayın.
Cenk:Rica ederim ne yaptın ki...
Aslı hızla görüşmesi olan sekretere yöneldi.Olan biteni anlatmaya başlamıştıki görüşme saati asansörde kaybettiği zamandan daha öncesinde kaçmıştı zaten büyük bir talihsizlikle annesi aldığı notla ona saati yanlış iletmişti.orda öğrendi bunu.Artık yapacak bişey kalmamıştı.Çaresizlik ve büyük bir kırgınlıkla yeniden asansöre yöneldi.az önceki heyecanlı halinin yerini alan kırgınlıkla bu kez inmek için dokundu asansörün düğmesine ve bu kez pantolonunun bir kısmını kapattığı parlak açılmış deriden olan siyah ayakkabısının burnu engel oldu Cenk bey'in ardındansa eli uzandı.Aslı hanım ben şirketin genel müdürüyüm ve uzun sohbetimizden çıkarttığım sonuçla işi hakettiğinizi düşünüyorum iş sizin der...
(Bu yazı yaratıcı yazarlık kursumdaki ilk ödevim. Mekan yansıtılması konusunda başarılı bulundu.Bunun dışında okurken önce neden böyle olsunki soruları belirtten hemen sonraki cümledeyse demek bunun içinmiş dedirten anlar olduğu söylendi.Bence tahmin edilebilir bir konusu vardı ama yazarken hocamızın verdiği uymak zorunda oduğumuz kısıtlamalar vardı.Sizlerle paylaşmak istedim umarım beğenirsiniz yorumlarınızı bekliyorum)