Karaladıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karaladıklarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Haziran 2025 Pazartesi
Mola Bitti Yazmaya Devam
Bazı kelimeler vardır, sadece okunmaz... İçine düşer, sende bir şeyleri uyandırır. İşte bu blog, o kelimeleri arayanlara.
Yazının sadece harflerden ibaret olmadığını bilenlere.
Burada yazan her satır yine eskisi gibi; içsel bir yolculuktan, suskun bir fark edişten, kalbin kıyısına dokunan sorulardan doğacak.
Çünkü bazen bir cümle kaderini değiştirir.
Bazen bir nokta, yeni bir başlangıcın işaretidir.
Ben yazının büyüleyici diline inananlardanım.
Ve artık kalemimi yeniden canlandırıyorum.
Yazının gücüne inanan herkesi bu yolculuğa bekliyorum.
Kah kelimelerle düşeceğiz yola, kah noktalarda soluklanacağız.
Ama her satır bizi biraz daha "biz"e yaklaştıracak.
Ve tabii hikaye; başlayıp devam ettiremediğim hikaye metinleri serisini tüm sürükleyiciliğiyle devam edecek.
Adını bilmesem de sayın okur, varlığını hissediyorum...
Hoş Geldin.
KİŞİSELLEŞTİRİVEREBİLECEKLERİMİZDENMİŞÇESİNE
Türk dil kurumundan en son açıklanan kelimeler dikkatimi çekti geçenlerde.Büyük bir yanım türkçemize sahip çıkmak isterken diğer bir yandan da, ya bence boşver bırak bu şekilde kalsın oldum...
Bakın kelimeler ve karşılıkları şu şekilde:
terörist “yıldırıcı”,
idealist “ülkücü”,
Afiş “ası”,
ajanda “andaç”,
aktivite “etkinlik”,
aktüel “güncel”,
amblem “belirtke”,
ambulans “cankurtaran”,
amortisman “yıpranma payı”,
anarşi “kargaşa”,
arşiv “belgelik”,
atölye “işlik”,
türbülans “burgaç”,
badminton “tüytop”,
baypas “köprüleme“,
otizm “içeyöneliklik”,
ipotek “tutu”,
fuel oil “yağ yakıt”,
garanti “güvence”,
depozito “güvence akçesi”,
fitness “sağlıklı yaşam”,
finanse “akçalanmış”,
first lady “başbayan”,
CD “yoğun disk”,
basketbol “sepet topu”,
voleybol “uçan top”,
avans “öndelik”,
banknot “kâğıt para”,
asparagas “uydurma”,
aspiratör “emmeç”,
fabrika “üretimevi”,
zapping “geçgeç”,
etik “töre bilimi”.
Ay şekerim TDK Mayıs ayında yeni Türkçe kelimeleri yayımladı. Bundan sonra elimizden geldiğince onları kullanarak konuşalım Türkçe'mize sahip çıkalım olur mu?
Ben bu tiplemenin ortasında bir karakterim ne başında olmaya çalıştığı kadar öz Türkçe'nin içinde ne de son cümlesi kadar dışındayım. Sanırım en mantıklısı bu ve ben halimdem ve en çok da kullandığım Türkçe' mden memnunum...
Bakın kelimeler ve karşılıkları şu şekilde:
terörist “yıldırıcı”,
idealist “ülkücü”,
Afiş “ası”,
ajanda “andaç”,
aktivite “etkinlik”,
aktüel “güncel”,
amblem “belirtke”,
ambulans “cankurtaran”,
amortisman “yıpranma payı”,
anarşi “kargaşa”,
arşiv “belgelik”,
atölye “işlik”,
türbülans “burgaç”,
badminton “tüytop”,
baypas “köprüleme“,
otizm “içeyöneliklik”,
ipotek “tutu”,
fuel oil “yağ yakıt”,
garanti “güvence”,
depozito “güvence akçesi”,
fitness “sağlıklı yaşam”,
finanse “akçalanmış”,
first lady “başbayan”,
CD “yoğun disk”,
basketbol “sepet topu”,
voleybol “uçan top”,
avans “öndelik”,
banknot “kâğıt para”,
asparagas “uydurma”,
aspiratör “emmeç”,
fabrika “üretimevi”,
zapping “geçgeç”,
etik “töre bilimi”.
Ay şekerim TDK Mayıs ayında yeni Türkçe kelimeleri yayımladı. Bundan sonra elimizden geldiğince onları kullanarak konuşalım Türkçe'mize sahip çıkalım olur mu?
Bak şimdi dinle:
-Dün televizyon kumadaysıyla geçgeç yapmak suretiyle bir yandan sepet topu diğer yandan da uçan top maçını seyrediyordum.
-Dün televizyon kumadaysıyla geçgeç yapmak suretiyle bir yandan sepet topu diğer yandan da uçan top maçını seyrediyordum.
Bu esnada ocakta pişirdiğim yemeği unuttum ve yandığı için her yeri koku sardı. Hemen mutfağa koşup emmeçi çalıştırdım.
-Hıııı! Ne diyorsun arkadaşım sen ya Türkçe konuş anlamıyorum.
-E iyi ya bende zaten öyle yapıyorum...
-Sonra hani geçen gün benim araba bozulmuşdu ya.
-Eee?
-İşte sorun şeydeymiş.Yıpranma payında.
-Valla şekerim dediğinden bir şey anladıysam ne olayım. Hadi ben otobüsümü kaçırmak üzereyim sonra görüşürüz.
-Otobüs değil canım çok oturgaçlı götürgeç. Olmuyor amaaaa. Eşine selamlar canım çocukları da öp benim için. Yarın ki brunch a muhakkak gelin olur mu.Hadi bayyyyy....
Ben bu tiplemenin ortasında bir karakterim ne başında olmaya çalıştığı kadar öz Türkçe'nin içinde ne de son cümlesi kadar dışındayım. Sanırım en mantıklısı bu ve ben halimdem ve en çok da kullandığım Türkçe' mden memnunum...
14 Ağustos 2010 Cumartesi
21 Şubat 2010 Pazar

Lal masallarım var benim,
Lal masallarda yaşattığım masal kadınlarım saklı içimde.
Her birinin hikayesi bambaşka,
Her biri kendi hikayesinin kahramanı lal kadınlıklar.
Birazların bütünü lal haller,
Öldürülüp gözünden süzülene aldırmaksızın,
Haykırışlarla, sezgi çığlıkları eşliğinde katledilen,
Bıkmadan usanmadan tüm gücüyle başka bir şekliyle beliren ,
Lal masalların kahranı lal kadınlarım var benim ...
.
..
...
Vardır şerrim de velakin kalanım hayırdır...
4 Eylül 2009 Cuma
Bir, iki, üç tıp

Yavaş yavaş anlamlı cümleler dökülmeye başlamıştı ağzımdan. Öylesine sevimli ve güzel telaffuz ediyordum ki sürekli konuşmam için gözümün içine bakıyorlar, söylediğim her kelimenin ardından beni alkışlıyorlardı.
Ben de o küçücük gövdeme göre büyük olan bu alkışları hak etmek için her seferinde daha da çok konuşmaya başladım.
Hatta bir keresinde boyumdan büyük bir laf etmiştim; annem arkadaşına anlatırken yaşadığı canını acıtan olayı, şaşkınlığından konuşmasını kesip kucaklamıştı ah benim bilmiş kızım nereden öğrenirsin bunları diye. Yalan da değildi hani bilmişlik hakkındaki yorumu. Boş ver demiştim ona, boyuma, yaşıma çok büyük kalan bir üslubla.
Belki, sana yapılanla uğraşma sen kendi yoluna devam et o hırslarının esiri olarak zaten kendini kahreder diyememiştim o yaşımdaki aklımla ama nasıl olduysa boşver anne keskin sirke küpüne zarar demeyi becermiştim.
Sonraları küçük pembe yalanları ortaya çıkarır oldum. Aslında mazeretti onlar, pembe yalan bile demek haksızlık olur. Ama benim küçük aklıma göre yaşanmıyan, yapılmamış olan, gerçekliği olmayan her şey sadece yalan olabilirdi. Sen sus bakalım dediler nereden bileceksin!
-''A insanı yalancı çıkartır bu çocuklar yahu''.
Okula başladım sonra. Konuşmanın bir çözümü vardı artık, sözümü dinletebilmenin. Parmağımı kaldıracaktım, izin verilecek bende konuşacaktım bol, bol. Ama hiç bir zaman gerçekten söylemek istediklerimi söyleyemedim...
Fikirlerimi söylemeyi başladım sonraları, sus dedi babam sakın sokaklarda falan böyle ileri geri konuşma yakarsın maazallah hepimizin başını.
Konuştum çok bilmiş oldum, konuştum yalancı çıkartır oldum, konuştum saygısız oldum, konuştum anarşist oldum.
Konuşmam için gözümün içine bakıp beni alkışlayanlar artık susmam için aynı tepkileri verir oldu...
Arkadaşlarımla oynarken öğrendiğim tıp oyunu aklıma geldi bir gün.
Bir, iki, üç, tıp diyordu oyun başı sonrasında da susuyor herkes ilk konuşan yanıyor oyundan çıkıyordu.İyi bilirsiniz sizlerde, sanırım oynamayanımız yoktur.
Artık otuz yaşım bitti ama ben hala tıp oynuyorum. Baktım ki konuştukça doğruları söylüyor dokuz köyden kovuluyorum yada kırmamak için pembe de olsa yalan söylüyorum bende tıp diyorum içimden ve susuyorum.
O kadar sıklaştı ki bu tıplar, tıp dediğim kişiler ve olaylar. Sustuklarım içimde bir çığ gibi büyüyor şimdilerde. Birileri altında kalacak bu gizli sessizliğin oluşturduğu çığın ve ben o an çığlıklarımla haykıracağım.
-Bunun böyle olmasını siz istediniz!
.
..
....
Artık oyun başı benim:
-Sustuğum sürece var olanlar için, sustukça inandığımı düşünenler için, kabullenmenin bir şekli olduğu için, kabullendiğimi düşünüp açık vermeleri için, suskunluğumda mutluluğu paylaşanlar ve en önemlisi suskunluğumla ders verdiklerim için...
Bir .
İki ..
Üç ...
TIPppppp....
7 Ağustos 2009 Cuma

Edepli görünen edepesizlikler bürüdü lal bir hayatı.
Sinmiş kör dumanın kokusu bürüdü katran kaplı yarayı.
Ne eceldi,ne azraildi onun gözünde tanımlayan ebedi diyarı.
Seyrederken riya dolu şu alemi,
En derin nefesiyle çekti kör dumanlı sigarayı.
*** *** *** *** ***
Her çekişte dumandan bir nefes,
Sigaran değildir tükettiğin sensindir aslında.
Bilerek söndürürsün başını ezercesine mentol kokulu izmariti.
Tıpkı tüm tükenişlerin başını ezer gibi ezersin üstüne üstlük,
Dolmasından korkmadan izmarit kokulu kirli tablanın...
30 Temmuz 2009 Perşembe
BAŞLIKSIZ
Umutsuz hayaller tünelinde
Kayboldu sessiz çığlıklar
Nedensiz amaçların esiri
Sessiz, sedasız dibe vuruşlar
Ezberletilmiş hayatların önünde
Diz çöktü asi duruşlar
Askıdaki boş elbiseden ibaret
Asaleti sahte duruşlar
Gecenin karanlığında saklı
Prangalı varoluşlar
Gün ağırdığında bitti
Nice sahte duruşlar
Kurşunsuz silahlarda
Mermi olmuş cümleler
Nihanına varmadan
Ebedi cihana vardırışlar...
Kayboldu sessiz çığlıklar
Nedensiz amaçların esiri
Sessiz, sedasız dibe vuruşlar
Ezberletilmiş hayatların önünde
Diz çöktü asi duruşlar
Askıdaki boş elbiseden ibaret
Asaleti sahte duruşlar
Gecenin karanlığında saklı
Prangalı varoluşlar
Gün ağırdığında bitti
Nice sahte duruşlar
Kurşunsuz silahlarda
Mermi olmuş cümleler
Nihanına varmadan
Ebedi cihana vardırışlar...
28 Temmuz 2009 Salı
Sünnet Erkeklere Sünnet
Kültüründe 'normal' veya 'geleneksel' sayıldığı için görünmeyen kadına yönelik şiddet biçimi hatta bir vahşet olduğunu düşündüğüm küçük yaşta kızların sünnet edilmesi Afrika’nın 28'den fazla ülkesinde uygulanıyor.Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği, Endonezya, Malezya ve Kuzey Irak'taki bazı kürt bölgelerinde de daha az olmakla birlikte sünnet geleneğine rastlanıyor.Bu ülkelerden gelen göçler nedeniyle kadın sünnetinin avrupa, Kanada, ABD, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya taşındığı söylenen, uygulama kadınlara yönelik şiddetin en uç noktalarından biri bence.
Bu olayı yaşayan en bilinen örnek Ünlü top model Waris Dirie, bu vahşeti hayatının anlatıldığı kitapta şöyle paylaşmış:
Somali'de yaygın olan bir inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri,ama temiz olmayan kısımları vardır.Bunların vücuttan uzaklaştırılması gerekir.Küçük bir kızlıktan kadınlığa geçiş olarak kabul edilmiş bu tören bizler tarafından büyük bir arzu ve endişeyle beklenir.
Sünnetimden bir gün önce annem bana tuvaletimin gelmemesi için fazla su yada süt içmememi söyledi.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
O an geldiğinde gün yeni ağırmaya başlamıştı ve biz epeyce uzaklaşmıştık.Artık kızların bu saatlerde nereye ve neden götürüldüğünü biliyordum.Çığlıkları duyulmamalı ve diğerlerini ürkütmemelilerdi.Annem yaşlı bir ağacın kökünden bir parça çekip çıkardı.Sonra beni kayanın üzerine oturttu.Bacaklarımı iki yana açarak arkama oturarak başımı göğsüne dayadı.Kollarımı arasına yerleştirdi.''ısır''
''canım yanacak!'' diye mırıldandım dişlerimin arasındaki kökle.Ayaklarımın arasına baktım ve çingene kadının hazırlandığını gördüm.Gözlerinde ölü bir bakış, yüzünde sert bir ifadeyle bana baktı.Sonra eski bir çantanın içini karıştırdı.Kocaman bir bıçak çıkartacağını beklerken küçük bir torba çıkarttı.İçinden çıkardığı jilete tükürüp elbisesine sildi.Annem bir eşarpla gözlerimi kapadı.
Sonra hissettiğim şey etimin kesildiğiydi.Kör jiletin bir ileri bir bir geri derimi biçerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum.Bacaklarım titremeye başladı ve ben Tanrım çabuk bitsin diye yakarmaya başladım.Sonrasını hissetmedim çünkü bayılmışım.
Kendime geldiğimde bittiğini sandım,ama bu sefer en kötüsü başlamıştı.Katil kadın akasya ağacından kazıdığı dikenlerle derimde delikler açmak için kullandı, sonra kalın beyaz bir ipi deliklere geçirerek dikti.
İşte bu şekilde anlatmış Waris Dirie yaşadığı bu en kötü anı.Sonraki aşamaları da var tabi bu yaşananların.Merak edenler için kitabın adı Çöl Çiçeği.
Farklı kültürler , gelenekler, inanışlar...Bir yanım bu vahşete dur demek isterken diğer yanım inançlar karşısındaki çaresizliği kabulleniyor.Söylenecek, söylemek istediğim çok şey var ama yapacak birşey olmayınca sözler havada asılı kalıyor ...
Bu olayı yaşayan en bilinen örnek Ünlü top model Waris Dirie, bu vahşeti hayatının anlatıldığı kitapta şöyle paylaşmış:
Somali'de yaygın olan bir inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri,ama temiz olmayan kısımları vardır.Bunların vücuttan uzaklaştırılması gerekir.Küçük bir kızlıktan kadınlığa geçiş olarak kabul edilmiş bu tören bizler tarafından büyük bir arzu ve endişeyle beklenir.
Sünnetimden bir gün önce annem bana tuvaletimin gelmemesi için fazla su yada süt içmememi söyledi.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
O an geldiğinde gün yeni ağırmaya başlamıştı ve biz epeyce uzaklaşmıştık.Artık kızların bu saatlerde nereye ve neden götürüldüğünü biliyordum.Çığlıkları duyulmamalı ve diğerlerini ürkütmemelilerdi.Annem yaşlı bir ağacın kökünden bir parça çekip çıkardı.Sonra beni kayanın üzerine oturttu.Bacaklarımı iki yana açarak arkama oturarak başımı göğsüne dayadı.Kollarımı arasına yerleştirdi.''ısır''
''canım yanacak!'' diye mırıldandım dişlerimin arasındaki kökle.Ayaklarımın arasına baktım ve çingene kadının hazırlandığını gördüm.Gözlerinde ölü bir bakış, yüzünde sert bir ifadeyle bana baktı.Sonra eski bir çantanın içini karıştırdı.Kocaman bir bıçak çıkartacağını beklerken küçük bir torba çıkarttı.İçinden çıkardığı jilete tükürüp elbisesine sildi.Annem bir eşarpla gözlerimi kapadı.
Sonra hissettiğim şey etimin kesildiğiydi.Kör jiletin bir ileri bir bir geri derimi biçerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum.Bacaklarım titremeye başladı ve ben Tanrım çabuk bitsin diye yakarmaya başladım.Sonrasını hissetmedim çünkü bayılmışım.
Kendime geldiğimde bittiğini sandım,ama bu sefer en kötüsü başlamıştı.Katil kadın akasya ağacından kazıdığı dikenlerle derimde delikler açmak için kullandı, sonra kalın beyaz bir ipi deliklere geçirerek dikti.
İşte bu şekilde anlatmış Waris Dirie yaşadığı bu en kötü anı.Sonraki aşamaları da var tabi bu yaşananların.Merak edenler için kitabın adı Çöl Çiçeği.
Farklı kültürler , gelenekler, inanışlar...Bir yanım bu vahşete dur demek isterken diğer yanım inançlar karşısındaki çaresizliği kabulleniyor.Söylenecek, söylemek istediğim çok şey var ama yapacak birşey olmayınca sözler havada asılı kalıyor ...
26 Mayıs 2009 Salı
Nacizane Söylemlerim

''Maskelerin maskarası olmayı, maskaramın bulaşmışlığına yiğelerim...''
''Bazen ona benzediğim için babamdan, bana benzediği için oğlumdan nefret edesim gelir...''
''Söylemeye dilim varmazdı, daha otuzuma beş varken bile yirmili yaşlarımdan kopmaktan nasıl da korkardım. Ama nerden bilirdim ki yirminin başından sonuna kadar yaşadığım, bende varım dediklerimi otuzların her bir yılında katlanarak yaşayacağımı...''
'' Hiçbirimiz kendi hayatımızı seçebilerek gelmiyoruz bu dünyaya.Eğer böyle bir şansımız olsaydı kimse yaşlanmadan ölüm olan bir hayatı seçmezdi.
Ama doğum gibi ölümde hayatın bir gerçeği.
Kendimizin seçemediği hayatı bir basamak olarak kullanıp bunu kendi hayatımız haline getirebiliyorsak işte o anın insanın gerçek doğumunun olduğuna inanıyorum..''
''Seni eleştiriyor olmamın tek nedeni sana benziyor olmam...''
''Hiç bir zaman aceleci olmadım. Ama hiç bir şeyi de zamana bırakmadım...''
26 Nisan 2009 Pazar
FEMİNİSTMİŞİM

Yıllar önce okuduğum bir kitapta geçen Latin şair Lucian'ın sözü olan''aylaklık, zihni her yöne dağıtıyor''cümlesi o günlerden beri hafızama kazınmış en etkili cümledir.
Kendi hayatımdan yola çıkarak yapacağım yorumla çokta hak verdiğim bir cümle. Aylaklık hiç sevmediğim ama kısa bir boyutta yaşadığımdaysa tadına doyamadığım bir haldir.
Kişi amiyane bir tabirle aylak olduğu zamanlarda kimsenin veremeyeceği kadar zarar veriyor kendine. Sebepsiz yere oluşan kuruntular, üzerine vazife olmayan hadiselerle ilgilenmeler hatta aylak bir beynin etkisiyle yaratılan korkunç canavarlara bile şahit olmuşluğum var.
Ben beynimdeki aylaklığı keşfettiğimde, içine düştüğü tuhaflıkları ve saçmalıkları incelemek için zamanla onu tanıyıp hatta belki de utandırmak için yazmaya başladım. Tabii yazdıran etkenleri ve kişileri asla inkar edemem.Yazma konusunda çok büyük hedeflerim yok.Benim için bu dönemde( yalnız altını çizerek söylüyorum bu dönemlerde)yazmak sadece beynimi aylaklıktan kurtaran,ruhumu dinlendiren,iç hesaplaşmalarımı,dış dünyada ve kişilerde gözlemlediklerimi,beni güldüren ve de ağlatan şeyleri kusmak.İçimdeki bu bulantı veren hissi keşfettirene sonsuz teşekkür ederim.Zira tüm bu dolmuşlukla beynimin aylaklığı arasında sıkışmışken tam bir terapi etkisi yarattı.Aksi taktirde beynimin aylaklığı beni kuruntularla boğuşan bir hale getirmiş hatta yukarıda bahsettiğim boş beyin kurbanı bir canavar haline getirme yolunda hızla ilerletiyordu.Yalnız tek bir sorun var...
İstediğim kadar özgürce yazamamak.Kısıtlanmış kelimeler,hayal gücümden çıkan hikayelerin üzerime yaşanmışçasına etiketlenebileceği korkusuyla dar kalıplara sıkıştırmak zorunda olmam ve seçici davranma zorunluluğu hevesimi azaltmakta.Hayatımda yıllar boyunca yaşayamadığım ama sonrasında istediğim doğrultuda kavuştuğum özgürlüğüme bir gün yazılarımda da kavuşacağım buna eminim.Şimdi bazı yazılarım üzerine bana feministlik etiketi yapıştıranlara sesleniyorum.Eğer sadece kadın olduğum için yaşadığım toplumda bazı kurallar benim üzerimde kısıtlama yapıyorsa,şu yazıyı yazan bir erkek olduğunda belden aşağı yada yukarı şeklinde seçmeden her cümleyi rahatça kullanabiliyorsa,benim hayal gücümden çıkacak olmasına rağmen sahip çıkamadığım hikayelere,bir erkek yaşadığı halde sahip çıkabilip göğsünü gere gere anlatabiliyorsa evet şu dakikadan itibaren feministliğim konusunda sanırım haklısınız.Şunu da söylemeden geçemeyeceğim istediğim sadece bir erkeğin en azından yarısı kadar bir şeyleri rahatça dile getirebilmek.İstediğimin çok fazla olduğunu düşünmüyorum.Zira benim yol ortasında avuçladığım bir yerlerimi çekinmeden kaşımak,etraftakileri umursamadan kendimi rahatlatmak adına ağzıma geleni küfür babında söylemek hatta duvara işemek suretiyle yazı yazmak gibi bir talebim yok!
Kendi hayatımdan yola çıkarak yapacağım yorumla çokta hak verdiğim bir cümle. Aylaklık hiç sevmediğim ama kısa bir boyutta yaşadığımdaysa tadına doyamadığım bir haldir.
Kişi amiyane bir tabirle aylak olduğu zamanlarda kimsenin veremeyeceği kadar zarar veriyor kendine. Sebepsiz yere oluşan kuruntular, üzerine vazife olmayan hadiselerle ilgilenmeler hatta aylak bir beynin etkisiyle yaratılan korkunç canavarlara bile şahit olmuşluğum var.
Ben beynimdeki aylaklığı keşfettiğimde, içine düştüğü tuhaflıkları ve saçmalıkları incelemek için zamanla onu tanıyıp hatta belki de utandırmak için yazmaya başladım. Tabii yazdıran etkenleri ve kişileri asla inkar edemem.Yazma konusunda çok büyük hedeflerim yok.Benim için bu dönemde( yalnız altını çizerek söylüyorum bu dönemlerde)yazmak sadece beynimi aylaklıktan kurtaran,ruhumu dinlendiren,iç hesaplaşmalarımı,dış dünyada ve kişilerde gözlemlediklerimi,beni güldüren ve de ağlatan şeyleri kusmak.İçimdeki bu bulantı veren hissi keşfettirene sonsuz teşekkür ederim.Zira tüm bu dolmuşlukla beynimin aylaklığı arasında sıkışmışken tam bir terapi etkisi yarattı.Aksi taktirde beynimin aylaklığı beni kuruntularla boğuşan bir hale getirmiş hatta yukarıda bahsettiğim boş beyin kurbanı bir canavar haline getirme yolunda hızla ilerletiyordu.Yalnız tek bir sorun var...
İstediğim kadar özgürce yazamamak.Kısıtlanmış kelimeler,hayal gücümden çıkan hikayelerin üzerime yaşanmışçasına etiketlenebileceği korkusuyla dar kalıplara sıkıştırmak zorunda olmam ve seçici davranma zorunluluğu hevesimi azaltmakta.Hayatımda yıllar boyunca yaşayamadığım ama sonrasında istediğim doğrultuda kavuştuğum özgürlüğüme bir gün yazılarımda da kavuşacağım buna eminim.Şimdi bazı yazılarım üzerine bana feministlik etiketi yapıştıranlara sesleniyorum.Eğer sadece kadın olduğum için yaşadığım toplumda bazı kurallar benim üzerimde kısıtlama yapıyorsa,şu yazıyı yazan bir erkek olduğunda belden aşağı yada yukarı şeklinde seçmeden her cümleyi rahatça kullanabiliyorsa,benim hayal gücümden çıkacak olmasına rağmen sahip çıkamadığım hikayelere,bir erkek yaşadığı halde sahip çıkabilip göğsünü gere gere anlatabiliyorsa evet şu dakikadan itibaren feministliğim konusunda sanırım haklısınız.Şunu da söylemeden geçemeyeceğim istediğim sadece bir erkeğin en azından yarısı kadar bir şeyleri rahatça dile getirebilmek.İstediğimin çok fazla olduğunu düşünmüyorum.Zira benim yol ortasında avuçladığım bir yerlerimi çekinmeden kaşımak,etraftakileri umursamadan kendimi rahatlatmak adına ağzıma geleni küfür babında söylemek hatta duvara işemek suretiyle yazı yazmak gibi bir talebim yok!
7 Nisan 2009 Salı
Tuhaf Halim
Dışarda sağnak yağışlar altında sıçana dönmüş insanlara her zaman ki gibi sevgiyle değil garip bir tiksintiyle bakıyorum.Sanki şu an ki ruh halimin sebebi onlarmış gibi.
Oysa ki son iki saat öncesine kadar ne kadar huzurlu ve mutluydum.Şimdi ise yüksek bir dağın tepesinde en yüksek sesimle çığlıklar atmak bile belki beni sakinleştirmeyecek.
Aslında bir sinir harbi değil bu hal.Yine ruhum bedenimin ırzına geçti.Elimin, kolumun onun yani ruhumun tarafında bağlanmış olması hiç bir şeye yetemememin sebebi.
Çok da umursamıyorum aslında artık bu hali.Küfür lugatında saklı en ala kelimelerle oluşturulacak iki anlamlı cümleyle bu hali yok edecek güce geleli yıllar oldu ya,yinede yakışmaz terbiyemize,yetişme tarzımıza diye susmak var:)))
Çok fazla uzatmayacağım lafı ama ne bileyim paylaşasım geldi belkide yazarak rahatlıyasım.İki saat sonra en huzurlu halimle elimde kahvem bacaklarını uzatmış keyif yapıyor en sevdiği kitabı okuyor olacağım için bu ruh haliyle kimsenin kafasını yormaya gerek yok.Haydi kalın sağlıcakla.....
Oysa ki son iki saat öncesine kadar ne kadar huzurlu ve mutluydum.Şimdi ise yüksek bir dağın tepesinde en yüksek sesimle çığlıklar atmak bile belki beni sakinleştirmeyecek.
Aslında bir sinir harbi değil bu hal.Yine ruhum bedenimin ırzına geçti.Elimin, kolumun onun yani ruhumun tarafında bağlanmış olması hiç bir şeye yetemememin sebebi.
Çok da umursamıyorum aslında artık bu hali.Küfür lugatında saklı en ala kelimelerle oluşturulacak iki anlamlı cümleyle bu hali yok edecek güce geleli yıllar oldu ya,yinede yakışmaz terbiyemize,yetişme tarzımıza diye susmak var:)))
Çok fazla uzatmayacağım lafı ama ne bileyim paylaşasım geldi belkide yazarak rahatlıyasım.İki saat sonra en huzurlu halimle elimde kahvem bacaklarını uzatmış keyif yapıyor en sevdiği kitabı okuyor olacağım için bu ruh haliyle kimsenin kafasını yormaya gerek yok.Haydi kalın sağlıcakla.....
11 Şubat 2009 Çarşamba
GECENİN KARANLIĞINI AYDINLATAN BİR SANDIĞIM

Bazı günler gece olmasından korkardım.Nedeni mi? Belirsiz.
Aslında kendimin bile tam olarak cevaplayamadığı bir çekince yaşanırdı içimde.Sanki gün kararıcak ve asla aydınlanmayacak gibi gelirdi.Hemen uyumak isterdim.Hemen uyuyayım ki bitsin bu karanlık yeniden aydınlığa kavuşayım diye düşünürdüm. Sonra gün ağırırdı.Günü aydınlatan güneşin ilk ışıklarıyla sıçrarcasına uyanırdım. Oh derdim kendi kendime ohhh çok şükür yine sabah olmuş bitmiş karanlık,o zifiri karanlık adeta sonsuzluk gibi gelen gecenin ürkütücü karanlığı bitmiş...
Sonra tıpkı Amerika'nın ilk dönemindeki halkını anlatan devirlerde ,yada ne bileyim İskoç filmlerinden bir sahnede, yada gerilimli bir filmde saçları örgülü kızın karşısına çıkan tozlu sandık tarzında kocaman bir sandık çıktı bir gün karşıma. Çok uzun yıllardır açılmamış olduğu üzerindeki tozdan belliydi. İçindekileri görmek için tuhaf bir merak içindeydim ama bir yandan da birilerine yakalanma endişesi vardı. İzinsizce girmiştim çünkü anılar odasına. Önce özenle üzerindeki tozları temizledim.
Lanet olsun nasıl bir kilit bu! Açılmıyor bir türlü...
Acaba hiç açmasammı ki? Ya içinde beni ürkütecek şeyler varsa? Aman alt tarafı bir sandık işte olsa olsa bir kaç zamanında önemli olan kağıt parçası, belki çaput değerinde bir kaç giyecek vardır.Yada belkide boştur!Olamazmı?Belkide bomboş bir sandıktır.Orada öylece kullanılacağı zamanı bekleyen anlamsız boş bir sandık!
Tüm merakımla dizlerimin üzerine çöktüm, tek gözümü kıstım ve diğeriyle en keskin bakışımı atarak anahtar deliğinden sandığın içine baktım. Birden ürktüm. Gördüklerimle yüzleşmem çok kolay olmadı. Aslında pek çoğunu sanki daha önce hiç görmemişcesine silmişti beynim. Araya karışmış bir kaç bana ait olmayan şey vardı.
Hemen tüm ağırlığına rağmen kucakladım o sandığı ve bir daha yanımdan hiç ayırmadım. İşte o gün bu gündür aralayarak o sandığı ufak tefek şeyler çıkarır içinden sonra yeniden sıkıca kaparım. Çıkardıklarımla uzun uzun hesaplaşır, bazen nefret eder, bazen afferin be bana neler başarmışım derim.
İşte kendimle yüzleştiğim, hesap sorduğum anların cevaplarını bulduğum, herkesle, herşeyle barıştığım, sevmeyi en önemlisi kendimi sevmeyi öğrendiğim o günden beri geceleride sever oldum ve gecelerde sandığımdan çıkardıklarımı, artık gülüp geçtiklerimi yazar oldum. Gecem aydınlandı ve ben yeniden doğdum.
5 Ocak 2009 Pazartesi
BAHARATLI HAYAT

En sevdiğim yemek gibi desem yalan olmaz hayatımı tanımlarken. Hani bazen doyamazsınız tadına, bir tabak daha, bir tabak daha yersiniz de artık çatlama durumuna geldiğiniz için durursunuz.
Ama bazen de bunun tam aksi olur en sevdiğiniz yemek bile yavan gelir size tad olarak. Belki sıkıldığınız için o tatdan belki de malzeme eksikliğinden.
Bağaratlar koşar işte o zaman imdadına o yemeği yiyenin.
Kimi zaman acı biberli benim hayatım kimi zamansa tatlı toz biberli. Bu aralar mı?
Bu aralar naneli. Ama aklınıza hemen olumsuzluk gelmesin. Nane de yakıştı hani bu yemeğe. Belki de ben naneyi sevdiğim için böyle düşünüyorum.
Ne olursa olsun hayatı, hayatımı, bana yeni bişeyler katan her yeni günü, öğrenmeye doymayan beni çok ama çok seviyorum...
30 Kasım 2008 Pazar
UZUN ÇETREFİLLİ BİR YOLLADAYIM,YÜRÜMEKTEYİM GÜNDÜZ GECE
İşte yine o iğrenç durum. İçinde bulunduğum durumdaki ben beynimde canlandığında, tıpkı film sahnelerini andıran bir hal beliriyor.
Sağ ve solu kurak bir arsalarla dolu bir yol, esen rüzgar çalıları toparlayıp bir yumak halinde savuruyor etrafa. Bir çatal yol o yolun başında ne tarafa gideceğini şaşkın,kararsız ama bir okadar da sakin tavırlar eşliğinde düşünen biri.İşte ben.
O az önce yol kenarındaki uçsuz bucaksız arsalarda çalıları toparlıyarak bir yumak haline getiren rüzgar sırtamdan adeta gitmem gereken yola doğru şiddetle itmekte beni.
Orada durmuş uzun uzun bakıyorum. Seçilecek yol belli aslında. Nedenleri, niçinleri bir bir ortada. Çok uzun zamandır hazırlığı yapıldı bu kavuşmanın.
Bir kez daha öğretti hayat bana istenenin beklenmeyen zamanda geldiğini. Belkide yürekten isteyerek beklemekti işin sırrı. İstemenin ardından farkında olmadan dahi çabalamaktı o bekleyişinse açılımı.
Olması istenen ama beklenmedik hızla gelişen bir süpriz düşürdü beni bu yol ayırımına.
Hani son zamanlarda diyorum ya hep şaşırmayı unuttum. Yine bir öğreniş bu benim için , yine şaşkın değilim şaşıramadım. Ama çok hazırlıksız yakalandım yine diğer bir çok zaman ki gibi.
Orda, yol ayrımında durup düşünmek çok anlamsız. Kafayı boşa yormaktan başka bir işe yaramayacak. Üstelikte diğer yol sadece akıl karıştırmak için düştü hatırına. Yolun belli NİL yolun belli....
Her zamankinden fazla cesaret,
Her zamankinden fazla zeka.
Her zamankinden fazla sabır ve bunları her zamankinden fazla kullanabilecek GÜÇ....
Sağ ve solu kurak bir arsalarla dolu bir yol, esen rüzgar çalıları toparlayıp bir yumak halinde savuruyor etrafa. Bir çatal yol o yolun başında ne tarafa gideceğini şaşkın,kararsız ama bir okadar da sakin tavırlar eşliğinde düşünen biri.İşte ben.
O az önce yol kenarındaki uçsuz bucaksız arsalarda çalıları toparlıyarak bir yumak haline getiren rüzgar sırtamdan adeta gitmem gereken yola doğru şiddetle itmekte beni.
Orada durmuş uzun uzun bakıyorum. Seçilecek yol belli aslında. Nedenleri, niçinleri bir bir ortada. Çok uzun zamandır hazırlığı yapıldı bu kavuşmanın.
Bir kez daha öğretti hayat bana istenenin beklenmeyen zamanda geldiğini. Belkide yürekten isteyerek beklemekti işin sırrı. İstemenin ardından farkında olmadan dahi çabalamaktı o bekleyişinse açılımı.
Olması istenen ama beklenmedik hızla gelişen bir süpriz düşürdü beni bu yol ayırımına.
Hani son zamanlarda diyorum ya hep şaşırmayı unuttum. Yine bir öğreniş bu benim için , yine şaşkın değilim şaşıramadım. Ama çok hazırlıksız yakalandım yine diğer bir çok zaman ki gibi.
Orda, yol ayrımında durup düşünmek çok anlamsız. Kafayı boşa yormaktan başka bir işe yaramayacak. Üstelikte diğer yol sadece akıl karıştırmak için düştü hatırına. Yolun belli NİL yolun belli....
Her zamankinden fazla cesaret,
Her zamankinden fazla zeka.
Her zamankinden fazla sabır ve bunları her zamankinden fazla kullanabilecek GÜÇ....
11 Kasım 2008 Salı
İLAHİ TEYZE SEN ÇOK YAŞA EMİ!
Merhaba canım bloğum.Uzun bir aradan sonra çok ihmal ettiğim sana ve takipçilerime çok şükür ki kavuştum.Bu kavuşma ne kadar sürer bilmiyorum ya neyse.Artık mazur görün bu hali.Eskisine göre daha az vakit ayırabilmemin nedeni yoğunluğum.
Neyse gelelim sadede.Saded(ya ben bu kelimeyi çok kullanıyorum ama ilk kez yazdığımı farkettim).Şimdi sevgili okur beni tanıyanlarınızın malumu üzere(tanımıyanlarda bu yazı sayesinde bilgi edinmiş olsun),memlekette ne kadar ilginç yurdum insanı,olay v.s varsa beni bulur.Yada çok gözlemci ve taklitçi biri olduğum için hadislere farklı açıdan bakıyorda olabilirim.Sonuç olarak içinde buluyorum kendimi.
Bu sabah büyük oğlumun göz kontrolünü yaptırmak için oğlumla birlikte göz doktoruna gittik.Oturmuş çağrılmayı beklerken yanıma yaşlı bir teyze oturdu.Bir müddet oturduktan sonra bana doğru eğilerek kulağıma doğru kim için geldiniz kızım diye sordu.Bende oğlum için teyzecim dedim ama cevap verirken çok da ilgilenir görünmek istemedim aksi halde başıma geleceği biliyorum teyzem sıra beklemenin sıkıntısıyla bana sarıcak.(He sarsın,normal şartlarda bıkmadan uzun uzun sohbet ederim ama işin ucunda oğlum ve onu üzen bir durum var çok ayrıntıya girmek istemedim).
Benim cevabımın ardından teyzem tekrar ellerini göğsünde kavuşturdu şişkin şişkin oturmaya başladı.Beş dakika geçti geçmedi sanki bişey onu dürttü yine bana doğru eğildi,gözüyle sende eğil bişey diyeceğim dercesine işaret etti.
-'Nesi var bu çocuğun peki' dedi.
Bende:
- 'Miyop teyze 'dedim.
-'O ne oliyki yavrım 'dedi.
Bende:
-Uzağı göremiyor teyzecim dedim ve kafamı çevirdim .Hani bakmayayımda bir an önce sohbet kesilsin diye.
Canım teyzem yine ellerini kavuşturdu göğsünün üzerinde Alllah Lailahe İllallah diye deriiiinn bir nefes aldı.
Üç dört dakika geçti geçmedi,sanki mübarek kadını bir şey dürtüyor.
Kızım dedi:
- 'Bana sen bak hele, az bana eğil bak ne diyeceğim kulağına 'dedi.
Eğildim bende çaresiz.
-'Hiç bozuk gibi durmuyor bu çocuğun gözleri bak ben sana diyiveriyim 'dedi.
Gülsem mi gülmesem mi bilemediğim bir hal içinde:
-Teyzem öyle ordan bakınca anlaşılıyormu göz bozukluğu,dediğimi hatırlıyorum.
Ardından teyzem bombayı patlattı.
-Bak bide gözlük takmışınız garibime.Bak diyi vereyim sana o çocuk o gözlüğü taka taka kör olur.
-Ya teyze ne diyorsun sen mecbur takıyor o gözlüğü başka türlü okulda tahtayı falan göremiyor ,dedim.
Yine bana doğru eğildi bak sen beni dinle şimdi burda hiçççç boş yere bekleme.Bu çocuk arada sırada karnım ağrıyor der mi?
-Evet teyze der.
-Heh işte tam tahmin ettiğim gibi,bu çocukta kurt var.Sen boş yire burda heeç bekleme kızım git hemen bir normal dohtura buna kurt ilaciii yazdır.
Tam o sırada allahtan oğlumun muayene sırası geldi de gülmeden teyzenin yanından kalktım,yoksa söylediklerini ciddiye almadım diye beni azarlamaya hazırlanıyordu.
İşte böyle canım müdavimlerim ve sevgili bloğum.Son bir aydan elimde bol bol malzeme var aklıma geldikçe güldüğüm o anları sizlerlede paylaşıcağım.Sizleride gülümseticeğine inanıyorum.Kalın sağlıcakla....
Neyse gelelim sadede.Saded(ya ben bu kelimeyi çok kullanıyorum ama ilk kez yazdığımı farkettim).Şimdi sevgili okur beni tanıyanlarınızın malumu üzere(tanımıyanlarda bu yazı sayesinde bilgi edinmiş olsun),memlekette ne kadar ilginç yurdum insanı,olay v.s varsa beni bulur.Yada çok gözlemci ve taklitçi biri olduğum için hadislere farklı açıdan bakıyorda olabilirim.Sonuç olarak içinde buluyorum kendimi.
Bu sabah büyük oğlumun göz kontrolünü yaptırmak için oğlumla birlikte göz doktoruna gittik.Oturmuş çağrılmayı beklerken yanıma yaşlı bir teyze oturdu.Bir müddet oturduktan sonra bana doğru eğilerek kulağıma doğru kim için geldiniz kızım diye sordu.Bende oğlum için teyzecim dedim ama cevap verirken çok da ilgilenir görünmek istemedim aksi halde başıma geleceği biliyorum teyzem sıra beklemenin sıkıntısıyla bana sarıcak.(He sarsın,normal şartlarda bıkmadan uzun uzun sohbet ederim ama işin ucunda oğlum ve onu üzen bir durum var çok ayrıntıya girmek istemedim).
Benim cevabımın ardından teyzem tekrar ellerini göğsünde kavuşturdu şişkin şişkin oturmaya başladı.Beş dakika geçti geçmedi sanki bişey onu dürttü yine bana doğru eğildi,gözüyle sende eğil bişey diyeceğim dercesine işaret etti.
-'Nesi var bu çocuğun peki' dedi.
Bende:
- 'Miyop teyze 'dedim.
-'O ne oliyki yavrım 'dedi.
Bende:
-Uzağı göremiyor teyzecim dedim ve kafamı çevirdim .Hani bakmayayımda bir an önce sohbet kesilsin diye.
Canım teyzem yine ellerini kavuşturdu göğsünün üzerinde Alllah Lailahe İllallah diye deriiiinn bir nefes aldı.
Üç dört dakika geçti geçmedi,sanki mübarek kadını bir şey dürtüyor.
Kızım dedi:
- 'Bana sen bak hele, az bana eğil bak ne diyeceğim kulağına 'dedi.
Eğildim bende çaresiz.
-'Hiç bozuk gibi durmuyor bu çocuğun gözleri bak ben sana diyiveriyim 'dedi.
Gülsem mi gülmesem mi bilemediğim bir hal içinde:
-Teyzem öyle ordan bakınca anlaşılıyormu göz bozukluğu,dediğimi hatırlıyorum.
Ardından teyzem bombayı patlattı.
-Bak bide gözlük takmışınız garibime.Bak diyi vereyim sana o çocuk o gözlüğü taka taka kör olur.
-Ya teyze ne diyorsun sen mecbur takıyor o gözlüğü başka türlü okulda tahtayı falan göremiyor ,dedim.
Yine bana doğru eğildi bak sen beni dinle şimdi burda hiçççç boş yere bekleme.Bu çocuk arada sırada karnım ağrıyor der mi?
-Evet teyze der.
-Heh işte tam tahmin ettiğim gibi,bu çocukta kurt var.Sen boş yire burda heeç bekleme kızım git hemen bir normal dohtura buna kurt ilaciii yazdır.
Tam o sırada allahtan oğlumun muayene sırası geldi de gülmeden teyzenin yanından kalktım,yoksa söylediklerini ciddiye almadım diye beni azarlamaya hazırlanıyordu.
İşte böyle canım müdavimlerim ve sevgili bloğum.Son bir aydan elimde bol bol malzeme var aklıma geldikçe güldüğüm o anları sizlerlede paylaşıcağım.Sizleride gülümseticeğine inanıyorum.Kalın sağlıcakla....
12 Ekim 2008 Pazar
İYİKİ DOĞDUM

Küçük kuyruklu kardeşlerle verilen yarış sonunda kazandığım bu hayata başlama serüveni hepinizin bildiği üzere anne karnından doktor amcanın ve ebe teyzenin yardımlarıyla çıkmamın akabinde vuku buldu.O zamandan bu zamana tam otuz yıl geçti.Otuz koca yıl.Bazen çok sıradan, bazen çok sıra dışı, bazen öfkeli, bazen sakin, bazen hüzünlü, bazen mutlu, dolu dolu yaşanmış otuz koca yıl.Belki nadirde olsa keşkeler barındırmış,özlemlerle bezenmiş sonrasında özlenenlere kavuşturmuş,yaşanmış acıları mutluluk ve huzurla silmiş muhteşem yıllar.Umut ediyorum ki bir otuz yıl daha bu dünyada sağlıklı ve sıhhatli olarak yaşayabilirim ve o ömre yapmak,yaşamak,öğrenmek istediklerimi sığdırabilirim.Hala öğrenecek o kadar çok şey var ki.....
Valla ukala deyin,kendini beğenmiş deyin, şımarık deyin hatta belki de başka şeyler ama ne olursa olsun İYİKİ DOĞMUŞUM demekten kendimi alıkoyamıyorum.Aksi halde sahip olduklarımın ve yaşadığım her anın (en acı yada en tatlı olsun asla ayırım yapmıyorum çünkü acı çekmeseydim asla bu kadar olgun ve güçlü olamaz,mutlu olmasam böyle şımaramazdım)bu güzel lezzetini nasıl yaşardım ki...
Oğullarımmmmmm.Sizi çok seviyorum iyiki ben doğmuşumda sizde doğmuşsunuz:)))
Doğum günümü unutmayıp kutlayan Ankara'dan Emine teyzem,İstanbul'dan Şaziye ve sevgi teyzem .Şaka şaka tabiî ki böyle bir şey yazmayacağım ama banal de olacak olsa bu sabah programlarından selam yollama olayını hala çok komik buluyor ve tie almadan duramıyorum.Ayrıca da bu gün benim doğum günüm istediğim kadar saçmalama hakkına sahibim:)))
Doğum günümü unutmayarak kutlayan herkese tek tek teşekkür ederim ,unutmamasını şaşırtıcı bulduklarıma iki kere teşekkür ederim ,unutanlar size sesleniyorum seneye atraksiyonlu bir doğum günü kutlaması bekliyorum bilesiniz...
11 Eylül 2008 Perşembe
ELVEDA

Neden içimde bir sancı var şimdi durduk yere bana acı çektiren? Nefes aldıkça kalbime saplanan bıçağın etkisinde kalmak için çok geç kalmadım mı ki?
Peki ya sorularım! Cevaplarını çok eski zamanlardan beri bildiğim sorularla yeniden sınav etmem kendimi neden durduk yere belirdi şimdi?
Bir an önce bitsin dediğim çocukluğum masal tadında, yaşananların ana teması eşliğinde hayatıma adeta bir nakış gibi inceden inceye işlenmişken ,izlerini taşıdığı gençliğimse bindiği yolcu gemisinin ilk kez denize inişinde kutlama amaçlı kırılan şampanya şişesinin eşliğinde bilinmez diyar yolculuğunda gözden kaybolmak üzere hızla ilerlemekte…
Hey dur!
Nereye gidiyorsun? Hem bu acelen niye? Sende saklı bana ait bu günüme dair bir anım var.
Peki ya sorularım! Cevaplarını çok eski zamanlardan beri bildiğim sorularla yeniden sınav etmem kendimi neden durduk yere belirdi şimdi?
Bir an önce bitsin dediğim çocukluğum masal tadında, yaşananların ana teması eşliğinde hayatıma adeta bir nakış gibi inceden inceye işlenmişken ,izlerini taşıdığı gençliğimse bindiği yolcu gemisinin ilk kez denize inişinde kutlama amaçlı kırılan şampanya şişesinin eşliğinde bilinmez diyar yolculuğunda gözden kaybolmak üzere hızla ilerlemekte…
Hey dur!
Nereye gidiyorsun? Hem bu acelen niye? Sende saklı bana ait bu günüme dair bir anım var.
Üstelik daha basamak atlamama tamı tamına bir ay var.Efendim çocukluğun mu?Boş ver şu şımarık küçük kızı.Az mı şey yaşattı sana?Bulup da ne yapacaksın bunca yıl sonra?Yıllar sonra bu vicdan azabı niye?Diri diri gömdüğün yerde onu yeniden canlı bulabileceğini mi sanıyorsun?Değer mi bunca yolu onun için gitmeye ,onun için beni terk etmeye değer mi?
Biliyorum zorunluluk bu.Kimin gücü yetmiş ki zamanı durdurmaya yada geri almaya?Ama gitme onun peşinden sen, içimde yaşatırım seni gençliğim.Geçen her yılımın cesareti olursun bende.Varsın yüzleşme,varsın örttüğün toprağın altında can çekişini sürdürsün o şımarık çocukluğum.Ne de çabuk unuttun annenden uzak geçirmene sebep olduğu yıllarını.Az çaba sarf etmemiştin o zamanın açığını kapatmak için.Benim yaklaşan varlığım değimliydi sana güç verip seni cesaretlendiren.Sense şimdi beni terk edip ona gidiyorsu.Peki ozaman.
Elveda gençliğim sana da çocukluğum gibi ELVEDA.....
Elveda gençliğim sana da çocukluğum gibi ELVEDA.....
ELVEDAYLA SÜSLENMİŞ BİR YARININ DÜNÜNDEYİM
KİMBİLİR BELKİ DOĞMAMIŞ MELEKLER ROLÜNDEYİM
KEŞKELERLE DOLU SON BAHARIN DEMİNDEYİM
BİLİNMEZ YOLLARIN ÖZLEMİNDE TAM ÖNÜNDEYİM…
KEŞKELERLE DOLU SON BAHARIN DEMİNDEYİM
BİLİNMEZ YOLLARIN ÖZLEMİNDE TAM ÖNÜNDEYİM…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




