GERÇEK HAYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GERÇEK HAYAT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2011 Salı

HAYAT İŞTE

Uzun yıllar önce ayrılmıştı kadın ve adamın yolu. Kağıt üzerinde devam eden evlilikleri kadın için sadece taşıdığı soyaddan ibaretti. Sadece onun için değil , bin bir zorlukla büyüttüğü hatta uğurlarına evini, geçimini sağladığı bahçelerini ve yakınlarını bırakıp bir başlarına darmaduman olmasınlar diye peşlerine düşüp Türkiye' nin diğer ucu İstanbul' a geldiği evlatları içinde durum böyleydi. Babaları olmamıştı hiç. Her birinin doğumunun ardından evden gitmiş kafasına estiği bir anda geri dönmüş , en küçük kızın doğumundan sonraysa bir daha dönmemek üzere gitmişti. En acısı giderken hiç bir geçerli sebep göstermemişti. Gidiyorum bile dememişti....

Beşinci aynı zamanda en küçük çocuğu olanı ikibuçuk yaşındaydı babasını en son gördüğünde. Hayal, meyal hatırladığı yüzünü kuzenlerinin sık sık anlattığı güncel anılar tazeliyordu. Yüzü hafızasında belirdikçe öfkesi daha büyüyordu. İki ev ötelerinde oturan kuzenlerinin üzerilerine giydikleri yeni giysilerle ona nispet yapışları kırklı yaşlarını yaşadığı bu günlerde bile ara ara hafızasında canlanan en kötü hatırası olarak kaldı hep.


" Bakkkk amcam bize İstanbul ' dan neler getirdi. O bizi çok seviyor . "


O an üzerilerindekileri, ona nispet yaparak gösterdikleri o eşyaları paramparça etmek gelirdi içinden. Ama yapmazdı. Şimdiki zamanda da sürdürdüğü o mağrur hali galiba o yaşlardan yadigar.


Adam giderken sadece eşini ve çocuklarını terk etmemişti. Onlarla birlikte yaşayan annesi ve aklı kimine göre fazla, kimine göre de az kabul edilen erkek kardeşini de terk etmişti. Sözüm ona birbirlerine sahip çıkacaklarını, koruyup kollayacaklarını düşünmüştü. En azından yıllar sonra ortaya çıktığında yaptığı açıklama buydu. Tabii o da haklı ... Onca insanın gözünün içine baka baka nasıl :
" Ben bu kadar kişinin sorumluluğunu taşıyabilecek kadar güçlü ve yürekli bir erkek değilim. Benim gücüm belimde " diyebilirdi. Tuhaf yanı evinden ayrıldıktan sonraki yıllarda adamın uzun süreli bir ilişkisi olmamıştı. Tuhaf diyorum çünkü bu denli özgürlüğüne düşkün, sorumluluğu kaldıramayan birinin beş çocuk yapmış olması.
Bencillik...
Bilinçsizlik...


Öyle zorluklarla yetişti ki o evlatların her biri. Babalarından tek lokma geçmedi boğazlarından ama anneleri elinden geldiğince eksikli bırakmadı onları. Her biri şimdi iyi bir hayat yaşıyor ama bir yanları hep yaralı.


Gelelim bugüne. Şimdilerde her şey bahsi geçen çocuklar için bir hikaye, öykü gibi. Okurken sizin içinde öyle olsun istedim. Ben bu satırları yazdığım şu dakikalarda bir hastanedeyim. Burada bulunma nedenim anneannemin başında refakatçi olarak kalan annemi dinlendirmek ve dolayısıyla da anneannemle vakit geçirmek, ona yardımcı olmak. Yazının başından beri bahsettiğim kadın anneanem dolayısıyla da adam dedem. Bahsini hep duyduğum ama yüzünü hiç görmediğim dedem. Bu satırları yazıyorum çünkü hayat bana bir kez daha "ey hayat senin işine akıl sır ermez" dedirtti. Anneannem aslında şu an hastanede yattığı  şehirde yaşamıyor. Anneme  ziyarete geldiği bir anda aniden fenalaşınca onu hastaneye kaldırdık ve yaklaşık on gündür burada. Bana yukarıda yazdığım hayatla ilgili cümleyi söyleten şey ise yüzünü bu gün ilk kez gördüğüm dedemin anneannemin karşısındaki odada yatıyor olması. Ömrün son demleri yaklaşınca en yumuşak huylu evladı olan annemden başlamak istemiş tabiri caizse günah çıkartmaya. Annemin hastanede anneannemin başında  olduğu o saatlerde  babam onu içeri buyur etmiş. Eski resimlerinden tanımış onu. Tabii gam yok, tasa yok adamın yaşı var ama yaşlanmamış haliyle. İki çift laf edemeden birden fenalaşmış. Meğer oda anneannem gibi koah rahatsızlığı olan biriymiş. Durum böyle olunca birde kader ağlarını örünce şu anda karşılıklı odalarda yatıyorlar.
Hiçbir çocuğu onu görmek, onunla yüzleşmek istemedi. Ben az önce anneannemden aldığım müsadeyele onun yanına gittim ve belki haddim olmayarak ona şunu sordum.


" Tamam anneannemle anlaşamamış olabilisin, mutsuzdun belki bunu anlarım ama neden çocuklarını bu kadar sahipsiz bıraktın. Neden onları hiç arayıp sormadın ? "
 " Ben onları uzaktan hep takip ettim" dedi. Bu cümleden sonra sorulacak her sorunun , kurulacak her cümlenin hiç bir anlamı olmadığını farkettim ve geçmiş olsun dede diyerek odadan çıkmak için kapıya yürümeye başladım. Arkamdan şunu dediğini duydum :


" Ah  zamanı bir  geri getirebilsem " ...

11 Ekim 2011 Salı

   İYİKİ DOĞMUŞUM

Öyle dediler, bende inandım ....

17 Ağustos 2010 Salı





Sebebi yok...İşim de yoğun.Yani zaman akmalı değil mi?

Çok şükür kıymetlilerim iyi ve keyifli. Sağlıklarımız iyi. Ailem de çok iyi.

''Eeee diyeceksiniz ''biliyorum...
Belki bazılarınız''banane kardeşim, buna da başlık açılır mı''diyeceksiniz; ona da saygı benden.
Hiç sebepsiz canım sıkıldı, vakit geçmiyor.

Keyfim yok....
offf..çok sıkıcı bir gün çokkk...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

KELEBEK İSTİLASI

Yaklaşık onbeş gün önce Sakarya Köprüsün'den geçerken beni dehşete düşüren bir o kadar da hayranlıkla izlediğim bir olayla karşılaştım. Aslında geçen yıllardan bu olayın yaşayanların, gözlemliyenlerin anlattıklarına kulak misafiri olmuştum ama yaşamak bambaşkaydı. Eşime arabayı durdurmasını söyledim. Yakın bir yere parkettik ve uzun, hatta çok uzunca bir süre bu ilginç doğa olayını izledim.

İtfaiyelerce yarım saatte bir yıkanan köprünün yolları yarım saat sonra yaklaşık 5cm kalınlığında ölü kelebekle kaplanıyordu.

Bir yanım:
''Korku filmi gibi ya resmen her yeri böcekler istila etmiş derken diğer yanım şaşkınlık verecek derecedeki yoğunluklarını ve her yıl sadece Sakarya'da gerçekleşen bu olayı neden kimse turizme çevirip bu ilginçliği paylaşmıyor'' diye mırıldandı.

Sesim mırıltı kıvamından biraz daha yüksek tona çıktığındaysa ağzımdan şu cümlelerin döküldüğünü anımsıyorum:

-Ne kadar tuhaf değil mi? Çifleştikten sonra öleceklerini bilerek içgüdesel olarak yinede bunu yapıyorlar, yaşamlarını onlara verilen bu görev için sürdürdüler.tam üç yıl bir balığa yemek olmadan sırf soylarını devam ettirebilmek ve doğadaki görevlerini yerine getirebilmek için çaba sarfettiler. Belki de bilmiyorlar. Belki çiftleştikten sonra öleceklerini bilselerdi asla sudan çıkmazlardı.

Biz insanlar ise öleceğimizi bilerek yaşıyoruz. Çok garip ya her canlı aslında ölmek için doğuyor.

Birden eşimin sesiyle irkildim:

-Sen doğduğuna şükret, hiç doğamayanlar varr :))

Aslında çok haklıydı.Eğer bekleseydi bir sonra ki cümlemde onun bu cümlesini doğrulayan cümlelerle devam edecektim.Evet hepimiz bu dünyaya aslında ölmek için geliyoruz ama ölmeden önceki süreçte geçirilen dönemde hepimizin bir görevi ve sorumluluğu var bu hayata dair.

Aslında bu başlı başına bir yazı konusu bu dünyaya gelmek şans belki benim için ama bu dünyada keşke doğmasaydım diyebilecek kadar çok açlık, sefalet ve acı çeken bir çok insan da var. Hepimizin sınav ediliş şekilleri farklı.Kabul etmeliyiz ki 1-0 öndeyiz ve sanırım en çok bu nedenle doğru ve kalıcı şeyler bırakmak için yaşamalıyız hayatımızı.Neyse dedim ya bu başlı başına bir yazı konusu bu nedenle hemen konuyu toparlayarak diyorum ki:

Bir sonraki yıl temmuzun 15-20'si arası orada yaşayan birilerinden tiyo alıp yolunuzu düşürürün Sakarya Köprüsüne.Tam dört gün sürüyor.

Aşağıda eklediğim yazı, bu ilginç doğa olayı ilgisini çekenleri daha ayrıntılı bilgiye kavuşturacaktır hadi kalın sağlıcakla...

**** **** **** **** **** ****


Sakarya Nehri'nde erginleşerek sudan çıkan milyonlarca sinek, Sakarya Köprüsü'nü ve Adapazarı'nın bazı sokaklarını kaplayarak adeta kar görüntüsü yarattı.

Her yıl temmuz ayında Köprübaşı Mahallesi'ndeki Sakarya Köprüsü yakınlarında toplanan milyonlarca kanatlı, ilginç görüntüler oluşturuyor.

Halk arasında 'söğüt kelebeği' olarak bilinen kanatlıların, aslında iki yıl içinde erginleşerek çiftleşmek amacıyla sudan çıkan 'bir gün' sinekleri olduğu bildirildi.

"Bunlar kelebek değil"

Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Savaş Canbulat, gazetecilere yaptığı açıklamada, her yıl belli dönemde ortaya çıkan ve havada uçuşarak ilginç görüntüler oluşturan kanatlıları incelediğini belirterek, kamuoyunda bilinenin aksine kanatlıların kelebeklerle ilgisinin olmadığını kaydetti.

Kelebeklerin tırtıldan dönüştüğüne dikkati çeken Doç. Dr. Canbulat, milyonlarca tırtılın istilası durumunda çevrede herhangi bir tarım ürünü yetiştirilemeyeceğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Bunlar kelebek değil. Her yıl temmuz ayında görülen doğa olayı aslında erginleşerek sudan çıkan 'bir gün' sineklerinin çiftleşme törenidir. Latince adıyla 'Ephemeroptera' dediğimiz 'bir gün' sinekleridir. Çünkü etrafta bu kadar çok kelebek ergeni olsaydı, yavru aşamasında tırtıl denen yavruları çevrede büyük katliam yapardı. Burada söğüt, kavak, meşe ve fındık gibi herhangi bir tarım bitkisi yetiştirmemiz imkansız olurdu.

Bunlar 2 yıl içinde sudaki gelişimlerini tamamlarlar ve akşam üzeri su kıyısından karaya çıkarlar. Karaya çıkan sineklerin erkek ve dişileri daha sonra çiftleşme uçuşuna çıkar. Erginleri bir gün yaşar. Bir günden sonra erkekleri hemen dişileri de tekrar Sakarya Nehri'ne bıraktıktan sonra hepsi ölür. Geri dönemeyenler de ölecektir. Bu kadar çok yumurta taşımalarından dolayı kötü bir koku yayarlar."

Geçmiş yıllara oranla bu yıl daha büyük sinek istilasıyla karşılaştıklarını belirten Canbulat, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bir gün sinekleri larva döneminde sudaki balıkların en önemli besin kaynağıdır. Son yıllarda artan kirlilik, balık popülasyonun azaldığını ve su içinde sineklerle beslenecek fazla canlı kalmadığını gösterir. 12 yıllık meslek hayatımda ilk defa Sakarya Nehri'nde görülen bu kadar büyük bir popülasyonla karşılaşıyorum. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir doğa olayı ile karşılaşmadım. Rüzgar sirkülasyonu kesildiğinde toplanırlar ve güneyden kuzeye esen rüzgarla tüm sokakları kaplıyorlar."

(cnnturk.com'dan alıntıdır)

7 Nisan 2009 Salı

Sünnet Erkeklere Sünnet

Kültüründe 'normal' veya 'geleneksel' sayıldığı için görünmeyen kadına yönelik şiddet biçimi hatta bir vahşet olduğunu düşündüğüm küçük yaşta kızların sünnet edilmesi Afrika’nın 28'den fazla ülkesinde uygulanıyor.Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği, Endonezya, Malezya ve Kuzey Irak'taki bazı kürt bölgelerinde de daha az olmakla birlikte sünnet geleneğine rastlanıyor.Bu ülkelerden gelen göçler nedeniyle kadın sünnetinin avrupa, Kanada, ABD, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya taşındığı söylenen, uygulama kadınlara yönelik şiddetin en uç noktalarından biri bence.
Bu olayı yaşayan en bilinen örnek Ünlü top model Waris Dirie, bu vahşeti hayatının anlatıldığı kitapta şöyle paylaşmış:
Somali'de yaygın olan bir inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri,ama temiz olmayan kısımları vardır.Bunların vücuttan uzaklaştırılması gerekir.Küçük bir kızlıktan kadınlığa geçiş olarak kabul edilmiş bu tören bizler tarafından büyük bir arzu ve endişeyle beklenir.
Sünnetimden bir gün önce annem bana tuvaletimin gelmemesi için fazla su yada süt içmememi söyledi.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
O an geldiğinde gün yeni ağırmaya başlamıştı ve biz epeyce uzaklaşmıştık.Artık kızların bu saatlerde nereye ve neden götürüldüğünü biliyordum.Çığlıkları duyulmamalı ve diğerlerini ürkütmemelilerdi.Annem yaşlı bir ağacın kökünden bir parça çekip çıkardı.Sonra beni kayanın üzerine oturttu.Bacaklarımı iki yana açarak arkama oturarak başımı göğsüne dayadı.Kollarımı arasına yerleştirdi.''ısır''
''canım yanacak!'' diye mırıldandım dişlerimin arasındaki kökle.Ayaklarımın arasına baktım ve çingene kadının hazırlandığını gördüm.Gözlerinde ölü bir bakış, yüzünde sert bir ifadeyle bana baktı.Sonra eski bir çantanın içini karıştırdı.Kocaman bir bıçak çıkartacağını beklerken küçük bir torba çıkarttı.İçinden çıkardığı jilete tükürüp elbisesine sildi.Annem bir eşarpla gözlerimi kapadı.
Sonra hissettiğim şey etimin kesildiğiydi.Kör jiletin bir ileri bir bir geri derimi biçerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum.Bacaklarım titremeye başladı ve ben Tanrım çabuk bitsin diye yakarmaya başladım.Sonrasını hissetmedim çünkü bayılmışım.
Kendime geldiğimde bittiğini sandım,ama bu sefer en kötüsü başlamıştı.Katil kadın akasya ağacından kazıdığı dikenlerle derimde delikler açmak için kullandı, sonra kalın beyaz bir ipi deliklere geçirerek dikti.
İşte bu şekilde anlatmış Waris Dirie yaşadığı bu en kötü anı.Sonraki aşamaları da var tabi bu yaşananların.Merak edenler için kitabın adı Çöl Çiçeği.
Farklı kültürler , gelenekler, inanışlar...Bir yanım bu vahşete dur demek isterken
diğer yanım inançlar karşısındaki çaresizliği kabulleniyor.Söylenecek, söylemek istediğim çok şey var ama yapacak birşey olmayınca sözler havada asılı kalıyor ...

2 Kasım 2008 Pazar

ÖZLEDİM SENİ ESKİ ŞEHRİM

Sizce burası neresi?


Peki ya bu resim sizce nereye ait?



Sanki bu resimden sonra bu şehri bilenleriniz tanır gibi oldunuz ama uzun zamandır görmediyseniz yukarıda ki resimlerle ne alaka diye düşündünüz değil mi?

O zaman kuşbakışı bir görüntüyle biraz daha ipucuna ne dersiniz?


Peki bulamayanları daha fazla zorlamayacağım.Burası Eskişehir.Adı eski kendi yepyeni olan Yılmaz Büyükerşan 'ın yeniden yarattığı Eskişehir.



İyi bir rektör,iyi bir sanatçı,saygıdeğer bir kişilik olan Y.Büyükerşan'ın Belediye Başkanlığı'nada diyecek söz yok!!!Zaten herşey ortada.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

FACEBOOK

İZMİT ORTAOKULU 1-2-3N SINIFI ÖĞRENCİLERİ
Facebook'ta sayfa açmaya karar vermem bir arkadaşımın bana gönderdiği davetiye sonrasında gerçekleşti.Orada tüm eski arkadaşlarına ulaşabildiğini duyduğumda buna kesin olarak karar verdim ve açtım.
Herkezin unutamadığı yılları vardır.Benimde unutamadığım yıllarım , unutamadığım arkadaşlıklarım vardı.Yukarıda resmi bulunan ortaokul yıllarım.Lisede kredili sistemin kobayı olan öğrencilerden olduğum için o dönemlerimde ortaokul yıllarımdaki gibi güzel sınıf arkadaşlıklarım olamadı.Zaten lisede sınıfımızda olamadı.Okula başladık saçma sapan bir sistemle tanıştık.En saçma yanıda bizi bilgilendirecek kimsenin olmamasıydı.Elimizde ders programı kağıtlarıyla tam 1 hafta boyu dersleri çakıştırmadan seçmece hocaların sınıfına girebilmek için çektiğim eziyetli günler geldi hatırıma bak yine şimdi...Hemen unutmak için konuyu kapatıyor ve tekrar ortaokul yıllarımdaki döneme dönüyorum.Az öncede söylediğim gibi en unutamadığım yıllarımdı.Lisede bir çoğuyla koptuk,ardından herkez için çizilen farklı hayatlar,farklı sürüklenişler derken kimse kimseden haber alamaz oldu.
İnsanın yaşı otuzlara gelince sanıyorum içinde geçmişin özlemi dahada büyüyor.İşte benimde öyle oldu.Birazda doğduğum ,büyüdüğüm,okuduğum,şehre uzakta geçirilen on yılın ardından nefes aldığım topraklara yaklaşmış olmamın etkisi de vardı bu özlemin ve merağın artmasında.Bir yandan da geçirilen büyük depremde kaybetmiş olabileceklerimin endişesi.İşte tam bu meraklar içinde yaşamaya başlamışken Facebook yetişti imdadıma.Ve bir, bir buluşmalar, bulamadıklarımdan habedar olmalar başladı.
İlk önce Elif'le(en önde elinde poşet olan) kavuştuk.Benim yaşadığım şehirde çalıştığını öğrendim.İlk şaşırmam böyle oldu.Aradığım arkadaşım meğer yanı başımdaymış aynı havayı teneffüs ediyormuşuz.Ardından Cem(en öndeki kızların içinde kızılcık bebek) ulaştı.Cem farklı cinsiyetler taşımamıza rağmen bana o yıllarda en yakın beni en iyi anlıyan ve beni en çok dinleyen,birde en çok kızdırıp ağlatan arkadaşımdı.Yıllar boyunca bizden kısa olmasına çok sinirlenmiş olan Cem,hayatı boyuncaAyça'nın(Cem'in yanında) yukarıdaki resim için Cem kendini kısa hissetmesin diye dizlerini kırmasını hiç unutamamış.Şu anda 1.85 boyunda olduğunu duyduğumda minyon olan oğlum çağatayın kısa boylu olacağı endişesini taşımaktan vazgeçtim.
Hayatın tuhaf tesadüfleri var. En ilginç olanı da yıllar sonra yıllar öncesinden tanıdığım iki kişiyi tanıştırma anıydı.Yıllardır yaşadığım şehirde benden yaşça küçük, kanımdan olsa bu kadar sevebileceğim canım kardeşimle olan sohbetinde onun okul anılarını dinliyordum.Ardındansa yapılan klasik bir davranışla bizim yıllarımızla kıyasladım ve bende arkadaşlıklarımızdan bahsettim.Yıllar sonra bahsettiğim arkadaşlarımdan biri olan Cem'le tanışıp güzel bir ilişkiye başlamalarına vesile oldum.İnsanın nerden nereye dememesi mümkün değil.Hayatın akışı gerçekten çok ilginç.
Sonrasında ise Fatma'yla buluştuk.O gerek okul yıllarında,gerekse evliliği nedeniyle hiç yaşadığı şehirden kopmadığı için bir çok kişiden haberdardı.Hem onu hemde o yılları öylesine özlemişim ki uzun uzun anlattık onunla.Bir çok kişiden haberdardı.Resimde hemen yanımda duran Hülya(mor yelekli) mesela.O yıllarda sınıfın en sessiz kızı olan Hülya avukat olmuş.Diğer başta duran (yeşil hırkalı) Selma, o yıllarda sınıfın en iri kızıyken şimdi mankenlere taş çıkartıcak bir fiziğe sahipmiş.En arkada duran ikiz erkek kardeşler vardı Sami ve Sabri.Maalesef sabri'yi depremde kaybetmişiz.Şıpsevdi sakızları geldi aklımıza Fatma'yla konuşurken.Okulda o yıllarda benden çıkan bir fikirin sonrasında tüm 3. sınıflara yayılan bir modaydı.Bir arkadaşımız bir türlü aşık olduğu kıza aşkını ilan edimiyordu ve bende o sakızın içinden çıkan aşk tanımlarından birini ezberletmiştim ona.Sonrasında oda bir şıpsevdi sakızı alıp aşık olduğu kıza vermişti.Kız baştan anlam verememişti.İçini açıp okuduğunda Aşk Dediğin Birlikte Yaşlanmaktır yazıyordu.Arkadaşım ona günler boyu şıpsevdi sakızı alarak hergün aşkın başka bir tanımıyla ona aşkını ilan etmiş oluyordu; sonunda aşkına karşılık buldu ve bu aşkını ilan etme şekli okulda moda oldu.Çok temiz duygulardı o yıllarda yaşananlar.Erkeklerin değil kızların kendini ağırdan aldığı,herşeyin tüm saflığı ve güzelliğiyle yaşandığı yıllardı.Can arkadaşımız Hakan'ı bir trafik kazasında kaybetmemizse o yıllardan kalan en acı hatıramızdır hepimizde.Liseye başladığımız yıllarda çocukça,nedenini bile hatırlamadığım bir kırgınlıkla koptuğum Ayça'nın(en önde dizlerini kırmış olan) özlemiyse bende bambaşka bir yer tutar.Hemen yanlarında bulunan Aylin ve Özlem'le 3 yıl boyunca sıra arkadaşıydık ama mezuniyetten sonra hiç haberleşemedik.Umarım onlarada ulaşacağım.
Fatih arkadaşımıza fotograf paylaşımları için sonsuz teşekkürler.
Hepsiyle birgün bir yerlerde buluşabilmek ümidiyle.


KAYBETTİKLERİMİZİN MEKANI CENNET OLSUN....

25 Ağustos 2008 Pazartesi

KARAÇİÇEK


Bendeki büyüyüşü gözümde büyüttü onu dolayısıyla gözümde büyüyen karaçiçek hayatımda da varlığıyla oldukça büyük bir yer aldı.Birazlar saklıydı onda hep bunu farkettim yıllar sonra.Farkettikten sonrada farkedemediğim yıllara üzülmedim dersem yalan olur.Hani kısırda bolca bulgur vardır biraz marul biraz domates biraz baharat biraz salatalık hepsi bütünleşir salçasız sarımsaksız olmaz yada bir baharatı fazla koyarsan tadı kaçar.İşte karaçiçek te aynen böyle benim gözümde.Bolca kadınlıklık var onda biraz anne,biraz eş,biraz cilveli,biraz kaprisli,biraz anlayışlı,biraz kıskanç hallleriyle beslediği yoğurduğu.Saymakla bitmeyecek bir çok birazların bütünü karaçiçek.Birazları öylesine dengeli ayarlanmışki bütünlüğünde hani biri fazla kaçsa tadı ve rengi bu denli güzel olmazdı karaçiçeğin gerek hayatta gerekse bende.Sinirlendiğinde yada ona uymayan bir hadisede hiç çekinmeden söyler fikrini tüm açık yürekliliğinle bunu yaparkende lise yıllarındaki görmediğim ama tahmin ettiğim cadı ve bilmiş hallerini eksik etmez üzerinden.Sevdiğim yanıdır herkeze de yakışmaz hani.Birde bunu tüm birazlarında saklı bilmiş ve bencil yanıyla birleştirmezmi tıpkı benim gibi.O 'aman benden sonrası hikaye'diyen halleriyle boşvermişce konuşmalarını bazen kilitlenir izlerim o farketmez ve anlatırken heycanlı heycanlı bana 'aaa yorum yapsana niye susuyosun' derken hayran hayran susar izlerim onun bu yanını.Biraz kendimden bir ruh halini onun üzerinde görmüş olmanın hayranlığıyla ,biraz bu hali ne kadar iyi ve doğru yansıttığına imrenerek hatta birazda kıskanarak belkide cesaret alıp uygulamaya geçirecek bir hale gelerek.Kolay sevmez karaçiçek sevmide eğer bağırtacak kadar damarına basmazsan kopmaz senden.Bir de benden size bir tüyo yakınları arasındaysanız ve size kırıcak bişey söylediyse alınmamalısınız çünkü o gerçek sevdiklerine cümlelerini elemez bilir onu anlıyacaklarını hatta belki nazını çekeceklerini.O yaparmı bunu peki? Bazen evet.Karaçiçeğin baskın yanıdır anneliği,kendini çocuklarına adamış ama bunu hayattan kopmadan yürütmeyi başarmış nadir insanlardan biridir o.İletişimi kuvvetli bir anne olmanın sırrı belki iletişimi kuvvetli bir evlat,bir kardeş ve bir arkadaş olmakta saklı.Bazen o anlatır ben dinlerken dalar giderim.anılılarımızı kahkalarımızı düşünürüm.Sonra kendime gelirim ve derimki:'İyiki varsın be Karaçiçek iyiki varsın'.....

30 Mayıs 2008 Cuma

ACIMASIZ HAYAT

Hiçbirimiz kendi hayatımızı seçerek yaşayamıyoruz.Eğer böyle bir şansımız olsaydı kimse sonunda ölüm olan bir hayatı seçmezdi.Ama doğum gibi ölümde hayatın bir gerçeği.
Kendimizin seçemediği hayatı bir basamak olarak kullanıp bunu kendi hayatımız haline getirebiliyorsak işte o an gerçek doğumudur insanın.
Üzücü bir haber aldım bugün ardındanda biraz daha umutlandıran bir hal o üzüntülü haberin içinden çıkan.Biri altı diğeri bir yaşında iki çocuk sahibi kısa süredir tanıdığım arkadaşım Esma göğüs kanseri olmuştu.Tüm maddi olanaklar kullanılmış İstanbul'da adı geçince orda olduysa tamamdır denilen bir hastanede ameliyat olmuş,göğüsleri alınmaktan kurtulmuş sadece kistler alınmak suretiyle bu illetten uzaklaştırılmış.Bu üzücü haberin içinde biraz daha oh dedirten bir haberdi.

Dedim ya hayatımızı bizlerler seçemiyoruz.Benim kısa sürede tanıdığım Esma çok güçlü bir kadın.İşte gücünü hayata geçirme zamanı.Nasıl adaletsiz bir hayattır bu bilemiyorum.İsyan etmek geliyor içimden rabbimin korkusu ve inancı olmasa.Bu adil olmayan sınav tıpkı ölümüne bir dövüş gibi ya ölecek ya öldürüceksin.Ya kabullenip hastalığa yenilecek yada zaferini ilan ediceksin.
Bilmiyorum belki saçma sapan şeyler yazdım.Belkide çok anlamlı cümleler.Şu an bunun kıyaslamasını yapabilecek durumda değil ne beynim ne yüreğim.Bildiğim ve emin olduğum tek şey var:
ZAFER ZAMANI ESMA.....

27 Nisan 2008 Pazar

Şirin ilçelerimizden

Tam onbir yıldır giderim Gölpazarına.Gölpazarı şirin,küçük bir kasabadır.Anadolu insanının arılığını taşır halkı yüreğinde,misafirperver ve üretken halkı marmara insanının görgü,kültür ve eğitimine sahiptir.Kendine has gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlanmış yaşamlarında asla yeniliklerdende uzak kalmamış kendilerini en büyük iller çerçevesinde yetiştirmiş muhteşem insanlardır.Kiraz diyarıdır gölpazarımız kiraz festivallerinin se tadına doyulmaz en az kirazları kadar.yıllar boyunca halkı ipekböcekçiliğiyle uğraşmış şimdilerdeyse oldukça az bu durum daha çok tarıma ağırlık vermiş halkı.anlatmayla bitmeyecek birçok güzel yanı daha var fakat ben beni üzen bir şeyden bahsetmek istiyorum Gölpazarıyla ilgili.Gölpazarı hariç Bileciğin tüm ilçeleri doğal yapılarını koruyabiliyorlar.Korumak için bütçeler bulunuyor Avrupa birliği projeleri ile kaynak sağlıyorlar.Tamamlanmayan yollardaki mıcırlar nedeniyle meydana gelen can kayıplı kazalar,kaldırımların yok edilmesi ve daraltıymasıyla birlikte insanların yolda risk içinde yürümesi ve ağaç katliamı.Son gidişimde beni üzen hadiselerdi gölpazarı anektodumda.
Bunun dışında herzamanki istikametimizin aksine Taraklı yolu üzerinden gitmememiz yıllardır merak ettiğim ama görme fırsatı bulamadığım taraklı evlerini görme şansı verdi bana.Yanımda ne yazık ki fotograf makinem yoktu o esnada bu nedenle cep telefonumun fotograf çekme özelliğinden faydalandım bu güzellikleri kafamda ölümsüzleştirmek için çok net olmasalarda sizlerle paylaşmak istiyorum .Ben muhteşem huzur buldum o evlerin görüntülerinde sonsuz dinlendirici bir hal vardı güzellikleriyse keza...Eminim sizlerde beğeniceksiniz yolunuz düşmesede siz düşürün derim Taraklı ya çok yakınınızdaki turizm kasabasını yabancı turistlerden önce keşfetmek gerekli bence...

21 Mart 2008 Cuma

ŞEVVAL


Çocuk bu anlamaz der geçeriz çoğu zaman durup düşünmeden bizden ne kadar daha geniş ve büyük bakabildiklerini hayata.İki gün önce yaşadığım bir anektodu paylaşmak istiyorum sizlerle:
Evimden markete gitmek için dışarı çıkmışken birden gözüme ilginç bir tablo ilişti. Karşı apartmanımızda ikamet eden aynı zamandada oğlumun sınıf arkadaşı olan küçük kız evinin önünde öğretmenlerinin onlara yeni vermiş olduğu on adet kitabı satıyordu. Çok şakındım çünkü hepsi gerekli kitaplardı. Bir an için o küçük kızın her zamanki yaramazca davranışlarından biri olduğu düşüncesiyle ona yaklaştım çünkü zaten ders çalışmayı sevmeyen bir kızdı kesin kitapları bu nedenle satıyordu, kurtulmak istiyordu onlardan diye düşündüm ve hızla yanına gittim. Etrafındaki çocukları dağıtıp kitapları toplayarak biraz sert bir ses tonuyla bunlara onun ihtiyacını olduğunu annesini artık üzmekten vazgeçmesini istedim ve nedenini bile sormadan onu evine yolladım ve orda bulunan oğlumu da alarak eve girdim. Oğlum bu davranışımdan dolayı çok üzgündü. Ona da kızgındım arkadaşını uyarmadığı için. Biraz zaman geçtikten sonra oğlum yanıma geldi ve anne seninle konuşmak istiyorum dedi aslında bunu söylememem lazım çünkü bana verilmiş bir sır ama şevval'in bunu neden yaptığını biliyorum dedi. Nedenmiş peki derslerden kurtulmak istemekten başka ne nedeni olsunki Şevval'in cevabıma; hayır anne çok yakın bir arkadaşının babası yeni dükkan açmış ve işleri çok kötüymüş Şevval'de ona para biriktiriyormuş der demez beynime bir balyoz yemiş gibi hissettim kendimi.Küçücük dünyasında nekadar da büyük düşünmüştü 8 yaşındaki Şevval'im ve şunu anladım bir kez daha yaşım kaç olursa olsun hayat bana her gün yeni birşey daha öğretmeye devam edecekti. Canım Şevval'im yüreğinin güzelliğiyle büyürsün umarım bir tanem. Bana karşı sessizliğin inan çok büyük bir cevaptı hayata dair.....