Ömer ve Esra evliliklerinin dördüncü yılını doldurmuşlardı. Aslında başlarda da muhteşem olmayan ama en azından o dönemlerde içinde büyük tutkular barındırmasa da paylaşıma dayanan bir ilişkileri vardı. Fakat bu hal son bir yılda tamamen sona ermiş, aralarında adeta bir uçurum açılmıştı. Esra, Ömer’i büyük bir tutkuyla seviyordu; fakat son dönemde yaşadıkları onu bir hayli yıpratmış, kendiyle ve Ömer’le çatışmalara sürüklemişti. Kendiyle konuşur, sorular sorar ve cevap arar bir hale gelmişti. Ömer’le ise konuşmayı başaramıyordu. Ömer’e her ulaşma çabası, Ömer’in aralarına adeta soğuk bir duvar gibi koyduğu mesafeyle sonuçsuz kalıyor; bu durum Esra’yı daha da çılgına çeviriyordu.
İlişkisini yeniden eski haline getirmek için çok çabalıyor ama tüm çabalarının tek taraflı olması artık yavaş yavaş yorulmasına sebep oluyordu. Esra bir bankacıydı ve işinde oldukça başarılıydı. Gerek sosyal hayattaki aktifliği gerekse çalışma hırsı onu kısa zamanda iyi bir mevkiye getirmişti. Hayata dair ulaşmak istediği her şeye ulaşmıştı ve bundan sonrasında da istediği her şeye ulaşabileceğini biliyordu. Çünkü elde etmenin yolunun istemek ve çabalamaktan geçtiğini keşfetmişti. Ama bu, ilişkisi için geçerli olmayan bir keşfedişti. Çok istemesine, hatta çok çaba sarf etmesine karşın sonuç değişmiyordu.
Ömer, ticaretin içinde büyümüş; yıllarca otoriter ve dindar olan babasının baskısıyla gelen çalışma hayatını sürdürürken, beklenmedik şekilde tüm tabuları yıkıp her şeyi ve herkesi geride bırakarak sıfırdan kendi istediği gibi bir hayata başlamıştı. Bunu hayatında en iyi bildiği iş olan ticaretle başardı. Babasıyla çalıştığı dönemlerde oldukça iyi bir iş çevresi edindiğinden piyasada tutunması çok da zaman almamıştı.
Ömer, Esra’ya ayrılmak istediğini defalarca söylemesine rağmen Esra birçok çözüm yolu arayışıyla bu evliliği toparlamaya çalışıyordu. Ömer, Esra’ya bu çabaların boşa olduğunu, kararının kesin olduğunu çok kereler anlatmıştı; fakat Esra’ya bir şeyleri kabul ettirmenin yolunun belki de "deneyip olmadığını görmesi" olabileceği düşüncesiyle onun çabalarına uyuyor, sonucunda değişen bir şey olmadığını ona bu yolla gösteriyordu. Son dört ay, ilişkilerinin kopma noktasının yaşandığı zaman dilimiydi. Esra tam anlamıyla bir cevap bulamamıştı kafasında ama onun için en ikna edici cevap Ömer’in hayatında başka bir kadın olduğuydu. O gün evlenme yıldönümleriydi. Tüm yaşananlara rağmen Esra ümidini yitirmemiş ya da belki de pes eder bir halle, her yıl yemeğe çıktıkları restorandan yer ayırtmıştı. Onun için bu gece belki bir final, belki bu ilişki adına yeni bir başlangıç olacaktı.
Esra üzerine siyah saten elbisesini giydi. Sırtının bir kısmını açıkta bırakan, boyundan kalın şeritlerle bağlı siyah bir elbise... Diz altında biten boyu, Esra’nın bacaklarının bir kısmını gizlese de görünen kısmı, onun o düzgün bacaklarındaki çekiciliği sergilemek için yeterliydi. Saçlarını sade bir topuzla toplamış, yine sade olan makyajıyla stilini bütünlemişti.
Ömer de giyimine dikkat eden, oldukça şık ve zevkli giyinen bir beydi. O gece onun da üzerinde siyah bir takım elbise, kol düğmeli beyaz bir gömlek vardı. Kırmızı kravatıyla takımını tamamlamıştı.
Bölüm 2
Esra: — Eeee, kadehimizi neye kaldırıyoruz? (Esra masada bulunan, içi kırmızı şarapla dolu kadehini yavaşça havaya kaldırmış ve imalı bir şekilde bu cümleyi kurmuştur.)
Ömer: — Dostça ayrılmamıza olabilir...
Esra elindeki kadehi masaya koyar ve gergin bir ses tonuyla:
— Bana elle tutulur tek bir açıklama yapmadan mı?
Ömer o esnada yemek yemektedir. Elindeki çatal ve bıçağı yavaşça tabağının kenarına bırakır, ağzının kenarlarını peçetesiyle nazikçe siler; ardından kendinden emin, sakin bir tonla:
— Sana yürütemediğimi defalarca söyledim. Daha ne söylememi bekliyorsun ki?
Esra (Hırçın bir ses tonuyla): — Artık her şeyi anlatmanın zamanı gelmedi mi? (der ve kadehteki şarabı bir seferde içer. Ardından Ömer’in uzanmasına fırsat vermeden şarap şişesine uzanır ve kadehini yeniden doldurur.)
Ömer: — Esra artık kabul edelim, sen ve ben yapamıyoruz. Bunu artık sonlandırmalıyız.
Esra (Arkasına yaslanır, sinirli bir gülümsemeyle): — Bu kadar kolay, değil mi Ömer Bey? Her şey bu kadar kolay!
Ömer: — Hayır değil tabii ki Esra ama inan artık benim için yürütmesi de kolay değil.
Esra önündeki tabakta bulunan etten hırçınca kestiği bir parçayı ağzına atmasının ardından şarabından bir yudum alır. Sanki yemekten hırsını çıkarır gibidir; şarap ise onun için adeta en iyi sakinleştiricidir.
Esra: — Sorun "biz" değiliz Ömer, sorun sensin.
Ömer (Ellerini çenesinin altında birbirine kenetlemiş, dirseklerini masaya yaslamış bir halde): — Ben hiç aksini iddia etmedim ki.
Esra, Ömer’in sakin üslubu karşısında gitgide daha da öfkeleniyordur. Ömer’in bu cümlesinin ardından elindeki çatal ve bıçağı hızla masaya bırakır. Bu esnada çatal ve bıçağın tabağa çarpmasıyla yüksek bir ses çıkar. Ardından yüksek sesle devam eder:
— Peki bana o adi kadının adını bağışlamayacak mısın?
Ömer: — Esra biraz sakin olur musun!
Esra: — Sana adı ne dedim o fahişenin?
Ömer: — Esra yeter artık, susar mısın? Bu kelimeyi bir daha tekrar etme.
Esra (Alaycı bir gülümsemeyle): — Peki özür dilerim; doğru ya, bu denli senin gözünü döndüren kişiye "prenses" demeliydim, affedersin.
Ömer: — Lütfen keselim artık şunu.
Esra: — Ömer anlayamıyorum, bunu düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Bende bulamayıp onda bulduğun ne? Etrafındaki herkes senin benim gibi bir kadına sahip olmana imrenerek bakarken, o kadında bulup bende bulamadığın şey ne?
Esra artık kendini tutamaz hale gelir, yaşlar gözlerinden kendiliğinden süzülüyordur. Etrafta bulunan insanlara belli etmek istemezcesine aceleyle gözyaşlarını siler.
Ömer: — Esra, istersen artık kalkalım. Sen iyi değilsin, bu konuşmaya evde devam edelim ne dersin?
Esra: — Ben hiçbir yere gitmiyorum. Burası bizim her yıl evlilik yıldönümümüzü kutladığımız yer ve ben bu gece buraya çok ümitli gelmiştim.
Ömer: — Her zamanki gibi ısrarcısın. Bunu yapmaktan hiçbir zaman hoşlanmadım, biliyorsun.
Esra: — Bu ilişkiyi yürütmek için çok çabaladım, peki sen ne yaptın? (Esra’nın ağlaması iyice yoğunlaşır. Kadehinden kuvvetli bir yudum alır.)
Ömer: — Ağlamayı keser misin? Hem o şarabı içmeyi de bırak artık lütfen. Herkes bize bakıyor, hadi artık kalkalım.
Esra: — Hayır efendim, hiçbir yere gitmiyoruz.
Ömer: — Yeter artık, sinirlendirmeye başlıyorsun.
Esra: — Eski sevgilin, değil mi? Evet, evet öyle olmalı. Ne zamandır yeniden görüşüyorsunuz onunla? Zaten sen hiçbir zaman beni gerçek anlamda sevemedin. Hep birilerinin gölgesi vardı ama ben bunu yıllarca kabullenmek istemedim; sanırım artık yüzleşmenin zamanı geldi.
Ömer: — Esra bak, sen çok iyi birisin. Senin de söylediğin gibi birçok erkeğin düşleyeceği kadar da güzelsin. Ama olmuyor. Ben artık bu evliliği daha fazla yürütmek istemiyorum.
Esra: — Neye yarar ki iyiymişim, güzelmişim... Hıh! Tüm bunları hiçe sayıp beni adi bir kadına tercih eden bir eşim var.
Ömer (Sinirli bir ses tonuyla): — Yeter artık! Ağzına hiç yakışmayan bu üsluptan vazgeç. Hayatımda bir kadın falan yok, anlıyor musun?
Esra: — Hala yalan söylemekten vazgeçmeyeceksin değil mi Ömer? Son bir yıldır bana doğru düzgün elini bile sürmedin. Sürekli iş gezilerini bahane edip yurt dışına çıkıyorsun. Geçen gün Milano’daki harcamaların ekstrelerini buldum. O rakamlar tek bir kişinin harcaması olamaz, seni iyi tanırım. Bu gece burada her şeyi itiraf edeceksin.
Ömer (Sıkıntılı bir halde kravatını yavaşça gevşetir): — Peki Esra, sen kazandın. Madem bu kadar duymak istiyorsun, o halde dinle. Evet haklısın, hayatımda biri var. Sadece Milano’da değil; senin olmadığın, hatta olduğun birçok anda yanımda olan biri.
Esra: — Benim bulunduğum anlarda da mı? Demek bu kadar adileşebildin Ömer. Demek en yakın arkadaşımla beni aldatacak kadar adileşebildin. (Esra derin bir nefes alır.) Ya ben ne kadar aptalım! Bir de geçen gün Filiz’i evine bırakman için sana o kadar ısrar ettim. Bir dakika; geçen yıl Filiz günlerce bizde kalmıştı ve banka teftişte olduğu için geç saatlere kadar çalışmak zorunda kalmıştım. Siz evde sürekli yalnız kalmıştınız. Yoksa o zaman mı başladı? Lanet olsun ya, nasıl bu kadar adileşebildiniz!
Ömer: — Yeter artık, Filiz lafı etmekten vazgeç. Onu boş yere suçluyorsun.
Esra: — Nasıl boş yere ya? Nasıl boş yere! "Arkadaşım" diyorum, "dostum" diyorum, evimi açıyorum; bu mu karşılığı?
Ömer: — Esra yeter artık, Filiz lafı etmekten vazgeç. Bu şekilde davranarak benim için zor olan bir durumu daha da zorlaştırıyorsun. Geçen cumartesiyi hatırlıyor musun? Sen, ben, Hakan ve Mustafa yemekteydik. Sohbet oldukça güzeldi ve sen oldukça neşeliydin; hatırlıyor musun o günü?
Esra: — Nasıl unutabilirim ki! Hakan’ın garson kız için söylediği bir cümleyi anlamsız bir şekilde hadiseye çevirmiştin. Üstelik ardından anlattığı olaya Mustafa ve ben kahkahalarla gülerken, yine anlamsız bir şekilde davranarak masayı terk etmiştin. Oysaki beni kıskanmanı gerektirecek bir hal yoktu. Bu tepkini hiç çözememiştim.
Ömer (Derin bir nefes alır, konuşmak için kendini zorlar bir halde): — Esra, o gün Hakan’ın anısında anlattığı kişi bendim ve kıskandığım da sen değil, Hakan’dı. Yıllardır içimde yaşadığım bu gerçeği artık kabullenmeye ve yaşamımı bu doğrultuda yaşamaya karar verdim. Çok üzgünüm. Evet, senin de söylediğin, hatta emin olduğun gibi hayatımda olan biri var; o kişi de ne eski bir sevgili ne Filiz ne de başka herhangi bir kadın. Hayatımdaki kişi... HAKAN.
Esra ve Ömer göz göze gelirler. O an, sözün bittiği andır. Esra boğazında oluşan düğümü yutkunarak geçirmeye çalışır. Duydukları asla duymayı beklemediği şeylerdir. Ne kadar yutkunursa yutkunsun, boğazındaki düğüm geçmez. Düşünceli, kendi kendine soru sorar ve cevap arar bir halle parmağındaki alyansı çıkartır, yavaşça masaya bırakır, ayağa kalkar ve oradan uzaklaşır.
(Yaratıcı yazarlık kursunda bu haftaki yazımdı bu.Aslında kurs için yazdığım yazı dialogları ve konusu aynı olan bir tiyatro metniydi.Ben burda bu metni düz yazı haline getirdim.
Sizce Esra bu durumda ne yapmalıydı?Cevabınızı bekliyorum.Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler)

2 yorum:
esra en dogru olanı yaptı ..ben olsam bende aynı seyı yapardım.ama feci sürükleyici idi.cok guzel olmus..ömerin konuyu acıklaması ıle benım bıle gozlerım esranınkı gıbı acilmiştir ınan saskınlıktan ..oyle guzel detay verıyosun kı orda yan masada onaları ızlıyomusum hıssı uyandırdın bende sekerım.tebrikler..
Walla bence yapacak birşey yok.Geçmiş yıllarına yansın Esra:)).Böyle bir şeyin geri dönüşü olamaz,unutulacak akıldan çıkarılacak bir şey değil.Affedilir veya hoşgörülebilir hiçbir tarafı yok.İstediğin kadar sev,dakikada nefret edersin bu durumda.(Bence)
Bu arada yazı gerçekten çok güzel canım arkadaşım.Öptüm seni.
Yorum Gönder