Rüzgar saçlarının bir kısmını gizleyen eşarbını savurup yüzüne daha bir kuvvetle çarptıkça yanaklarının dağlandığını hissediyordu. Aşağıya bakmıyordu. Bakarsa korkup vazgeçebileceğini düşünüyordu.Bir an elinde sımsıkı sıktığı çöp poşetinin unutmuş olduğu varlığını hissetti.O an unutmaya çalıştığı herşey yeniden gözlerinin önünde tüm çıplaklığıyla canlandı.
Kızının lösemi olduğunu ilk duyduğu anda vermesi gereken tepkiyi verememiş zaman geçtikçe, tedavi sürecinde yaşananların etkisiyle sürekli daha kötüsü ne olabilir ki demekten kendini alıkoyamaz hale gelmişti.
Uzun soluklu tedavi aşamalarının ardından ilerlemiş olan lösemi maalesef ki cevap vermiyordu bu çabalara.Son bir çaremiz kaldı demişti doktorlar, İlik nakli...
Baba evdeki diğer kızını da alarak onlara çok uzakta olan bir şehirde evlemiş olan kızını alıp getirmek üzere yola koyulmuştu.Hep beraber dönüş yolculuğu yaptıkları esnada büyük bir kaza geçirip ve hayatlarını kaybettiler.
Nakil yapılamadığı için lösemili kızınıda kaybeden Ümmühan içinde kızının eşyalarının bulunduğu siyah poşetle hastane kapısında şaşkınca ve boş bakışlarla etrafa bakınırken bir anda artık elindeki poşetin içinde bulunanlardan başka sahip olduğu bişeyin kalmadığını düşündü kısa bir an.
Daha kötüsü olmuştu. O an ki ruh yapısıyla bunu düşünmesi mümkün değildi ama o karmaşık zihninde bir yerlerde nasıl olduysa bir an kızının hastalık aşamasında ;
''bundan kötü ne olabilir ki'' diye defalarca yakardığı geldi hatırına.
Hastanenin çatısına çıktığı anıysa hiç hatırlamıyordu.
Artık vakti geldi diye düşündü bir gidip bir gelen belleğinde. Yavaşça öne doğru süzüldü yere baktığında sanki onu çağırıyordu. Hissetiği tam olarak buydu ...
7 Ocak 2009 Çarşamba
Sen Özelsin!... İnanmazsan Parmaklarının Ucuna Bak!
Kendimi ne zaman aciz ve işe yaramaz hissetsem, aynı duyguları hissettiğim bir anda eski bir dostun uzun zaman önce söyledikleri gelir aklıma. Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar.
Bana; "Kendini her aciz ve işe yaramaz hissettiğinde, parmağının ucuna bak!" demişti. O sıra o kadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmuştum ki, kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde çok kısık bir ses tonu ile "Neden" demiştim.
"Çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimsede yok" demiş ve eklemişti, "Sen özelsin. İnanmazsan parmaklarının ucuna bak!" Birden sanki dirilmiştim. Evet, ben özeldim.
Herkes aslında özeldir. Ama beni o günden sonra diğerlerinden ayıran tek ayırt edici özelliğim kendimin özel olduğumun farkında olmamdı.
Hala karamsarlığa düştüğümde, bazen umutsuzluklarla boğuştuğumda o dostumu hatırlar ve parmağımın ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime "Sen özelsin. Bunların hepsini atlatırsın." derim.
Yine aynı dostum bir karar aşamasında olduğum bir gün bana; "Önce ne istediğini iyi belirle" demişti ve eklemişti, "Sonra o istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!"
Sonra da elini tam üç kez gözlerimin önünde çırpmış ve bana "Ne oldu şimdi?" diye sormuştu.
Ben de anlamsız bakışlar ile yanıt vermiştim. "Ne oldu?" "Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiçbir şey o üç saniyeyi geri getiremez" demişti...
Ve eklemişti; "Hayatı, istediklerine ulaşmak için harca, bir gün arkana dönüp baktığında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldiğini görmek istemiyorsan tabii!"
Farkındasınız değil mi? Hayatlarımız saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüş, akıp gidiyor. Ve biz akan bir saliseyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz. Onları geri getiremiyoruz. Aynaya baktığımızda her gün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acımasızca akıp giden dakikaların izini, birer kırışıklık olarak seyrediyoruz.
Peki biz hayattan ne bekliyoruz? Beklentilerimiz için varımız yoğumuz ile savaşıyor muyuz zaman denen acımasız düşmanla? Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez.
Sonra da parmaklarınızı üç kez şıklatın. Orada gördüğünüz parmak izleri sizden başka kimsede yok ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bomboş geçmiş üç saniyesi oldu, geçti gitti işte...
Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz... O zaman hayattan beklediklerimiz de bize layık olmalı, özel olmalı, ulaşılması için savaşa değer olmalı.
Zaman denen canavar galip gelmeden, biz hayattan beklentilerimize ulaşmalıyız ki, geçip giden zamana rağmen, geriye dönüp baktığımızda kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazzı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik yapabilelim...
Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptınız? Beklentileriniz için bir uğraş, savaş verdiniz mi? Yoksa zamanın sizi yenmesine seyirci mi kaldınız? Mesela özel eski bir dostu aradınız mı bugün?
Bu kısa ama çok anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandır aramadığımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım ve telefon ile o dostumu aradım.
Çok mutlu oldu...
"Ne zamandır sesini duymamıştım, hangi dağda kurt öldü?" dedi.
Ben de "Özel birini aramak istedim, aklıma sen geldin" dedim ve sonra ekledim:
"Ve ellerimi üç kez çırptım, geçen zamanı geri getiremediğimi görünce belki de seni arayacak başka bir üç saniyem olmayacak, şu anda aramazsam deyip seni aradım" dedim.
Çok mutlu oldu. Bir dostun mutluluğu ile ben de mutlu oldum. Dostumla telefon konuşmamı bitirip klavyenin önüne oturduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
Özel birini arayıp, dakikaları geri getiremeyeceğim bir hayat içinde istediğim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım. Ve zaman denen sinsi düşmana bir nanik yaptım.
"Acımasızca akıp gidiyorsun ama ben seni hissediyorum, istediğim hiçbir şeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum" der gibi mutlu idim.
Siz hala ne duruyorsunuz?
Koşun telefona, bir dostunuzu arayın. Birine e-posta gönderin. Onu sevdiğinizi hissettirin. Onun mutluluğu ile mutlu olun.
Ellerinizi üç kez çırpın ve düşünün hayatınızdan üç saniye, boş bir sayfa gibi koptu gitti işte.
Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz. Size layık mutlulukları hak ettiğiniz gibi.
İnanmazsanız parmaklarınızın ucuna bakın!
(Alıntı)
Bana; "Kendini her aciz ve işe yaramaz hissettiğinde, parmağının ucuna bak!" demişti. O sıra o kadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmuştum ki, kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde çok kısık bir ses tonu ile "Neden" demiştim.
"Çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimsede yok" demiş ve eklemişti, "Sen özelsin. İnanmazsan parmaklarının ucuna bak!" Birden sanki dirilmiştim. Evet, ben özeldim.
Herkes aslında özeldir. Ama beni o günden sonra diğerlerinden ayıran tek ayırt edici özelliğim kendimin özel olduğumun farkında olmamdı.
Hala karamsarlığa düştüğümde, bazen umutsuzluklarla boğuştuğumda o dostumu hatırlar ve parmağımın ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime "Sen özelsin. Bunların hepsini atlatırsın." derim.
Yine aynı dostum bir karar aşamasında olduğum bir gün bana; "Önce ne istediğini iyi belirle" demişti ve eklemişti, "Sonra o istediğine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!"
Sonra da elini tam üç kez gözlerimin önünde çırpmış ve bana "Ne oldu şimdi?" diye sormuştu.
Ben de anlamsız bakışlar ile yanıt vermiştim. "Ne oldu?" "Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiçbir şey o üç saniyeyi geri getiremez" demişti...
Ve eklemişti; "Hayatı, istediklerine ulaşmak için harca, bir gün arkana dönüp baktığında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldiğini görmek istemiyorsan tabii!"
Farkındasınız değil mi? Hayatlarımız saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüş, akıp gidiyor. Ve biz akan bir saliseyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz. Onları geri getiremiyoruz. Aynaya baktığımızda her gün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acımasızca akıp giden dakikaların izini, birer kırışıklık olarak seyrediyoruz.
Peki biz hayattan ne bekliyoruz? Beklentilerimiz için varımız yoğumuz ile savaşıyor muyuz zaman denen acımasız düşmanla? Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez.
Sonra da parmaklarınızı üç kez şıklatın. Orada gördüğünüz parmak izleri sizden başka kimsede yok ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bomboş geçmiş üç saniyesi oldu, geçti gitti işte...
Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz... O zaman hayattan beklediklerimiz de bize layık olmalı, özel olmalı, ulaşılması için savaşa değer olmalı.
Zaman denen canavar galip gelmeden, biz hayattan beklentilerimize ulaşmalıyız ki, geçip giden zamana rağmen, geriye dönüp baktığımızda kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazzı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik yapabilelim...
Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptınız? Beklentileriniz için bir uğraş, savaş verdiniz mi? Yoksa zamanın sizi yenmesine seyirci mi kaldınız? Mesela özel eski bir dostu aradınız mı bugün?
Bu kısa ama çok anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandır aramadığımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım ve telefon ile o dostumu aradım.
Çok mutlu oldu...
"Ne zamandır sesini duymamıştım, hangi dağda kurt öldü?" dedi.
Ben de "Özel birini aramak istedim, aklıma sen geldin" dedim ve sonra ekledim:
"Ve ellerimi üç kez çırptım, geçen zamanı geri getiremediğimi görünce belki de seni arayacak başka bir üç saniyem olmayacak, şu anda aramazsam deyip seni aradım" dedim.
Çok mutlu oldu. Bir dostun mutluluğu ile ben de mutlu oldum. Dostumla telefon konuşmamı bitirip klavyenin önüne oturduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
Özel birini arayıp, dakikaları geri getiremeyeceğim bir hayat içinde istediğim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım. Ve zaman denen sinsi düşmana bir nanik yaptım.
"Acımasızca akıp gidiyorsun ama ben seni hissediyorum, istediğim hiçbir şeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum" der gibi mutlu idim.
Siz hala ne duruyorsunuz?
Koşun telefona, bir dostunuzu arayın. Birine e-posta gönderin. Onu sevdiğinizi hissettirin. Onun mutluluğu ile mutlu olun.
Ellerinizi üç kez çırpın ve düşünün hayatınızdan üç saniye, boş bir sayfa gibi koptu gitti işte.
Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz. Size layık mutlulukları hak ettiğiniz gibi.
İnanmazsanız parmaklarınızın ucuna bakın!
(Alıntı)
5 Ocak 2009 Pazartesi
BAHARATLI HAYAT

En sevdiğim yemek gibi desem yalan olmaz hayatımı tanımlarken. Hani bazen doyamazsınız tadına, bir tabak daha, bir tabak daha yersiniz de artık çatlama durumuna geldiğiniz için durursunuz.
Ama bazen de bunun tam aksi olur en sevdiğiniz yemek bile yavan gelir size tad olarak. Belki sıkıldığınız için o tatdan belki de malzeme eksikliğinden.
Bağaratlar koşar işte o zaman imdadına o yemeği yiyenin.
Kimi zaman acı biberli benim hayatım kimi zamansa tatlı toz biberli. Bu aralar mı?
Bu aralar naneli. Ama aklınıza hemen olumsuzluk gelmesin. Nane de yakıştı hani bu yemeğe. Belki de ben naneyi sevdiğim için böyle düşünüyorum.
Ne olursa olsun hayatı, hayatımı, bana yeni bişeyler katan her yeni günü, öğrenmeye doymayan beni çok ama çok seviyorum...
30 Kasım 2008 Pazar
UZUN ÇETREFİLLİ BİR YOLLADAYIM,YÜRÜMEKTEYİM GÜNDÜZ GECE
İşte yine o iğrenç durum. İçinde bulunduğum durumdaki ben beynimde canlandığında, tıpkı film sahnelerini andıran bir hal beliriyor.
Sağ ve solu kurak bir arsalarla dolu bir yol, esen rüzgar çalıları toparlayıp bir yumak halinde savuruyor etrafa. Bir çatal yol o yolun başında ne tarafa gideceğini şaşkın,kararsız ama bir okadar da sakin tavırlar eşliğinde düşünen biri.İşte ben.
O az önce yol kenarındaki uçsuz bucaksız arsalarda çalıları toparlıyarak bir yumak haline getiren rüzgar sırtamdan adeta gitmem gereken yola doğru şiddetle itmekte beni.
Orada durmuş uzun uzun bakıyorum. Seçilecek yol belli aslında. Nedenleri, niçinleri bir bir ortada. Çok uzun zamandır hazırlığı yapıldı bu kavuşmanın.
Bir kez daha öğretti hayat bana istenenin beklenmeyen zamanda geldiğini. Belkide yürekten isteyerek beklemekti işin sırrı. İstemenin ardından farkında olmadan dahi çabalamaktı o bekleyişinse açılımı.
Olması istenen ama beklenmedik hızla gelişen bir süpriz düşürdü beni bu yol ayırımına.
Hani son zamanlarda diyorum ya hep şaşırmayı unuttum. Yine bir öğreniş bu benim için , yine şaşkın değilim şaşıramadım. Ama çok hazırlıksız yakalandım yine diğer bir çok zaman ki gibi.
Orda, yol ayrımında durup düşünmek çok anlamsız. Kafayı boşa yormaktan başka bir işe yaramayacak. Üstelikte diğer yol sadece akıl karıştırmak için düştü hatırına. Yolun belli NİL yolun belli....
Her zamankinden fazla cesaret,
Her zamankinden fazla zeka.
Her zamankinden fazla sabır ve bunları her zamankinden fazla kullanabilecek GÜÇ....
Sağ ve solu kurak bir arsalarla dolu bir yol, esen rüzgar çalıları toparlayıp bir yumak halinde savuruyor etrafa. Bir çatal yol o yolun başında ne tarafa gideceğini şaşkın,kararsız ama bir okadar da sakin tavırlar eşliğinde düşünen biri.İşte ben.
O az önce yol kenarındaki uçsuz bucaksız arsalarda çalıları toparlıyarak bir yumak haline getiren rüzgar sırtamdan adeta gitmem gereken yola doğru şiddetle itmekte beni.
Orada durmuş uzun uzun bakıyorum. Seçilecek yol belli aslında. Nedenleri, niçinleri bir bir ortada. Çok uzun zamandır hazırlığı yapıldı bu kavuşmanın.
Bir kez daha öğretti hayat bana istenenin beklenmeyen zamanda geldiğini. Belkide yürekten isteyerek beklemekti işin sırrı. İstemenin ardından farkında olmadan dahi çabalamaktı o bekleyişinse açılımı.
Olması istenen ama beklenmedik hızla gelişen bir süpriz düşürdü beni bu yol ayırımına.
Hani son zamanlarda diyorum ya hep şaşırmayı unuttum. Yine bir öğreniş bu benim için , yine şaşkın değilim şaşıramadım. Ama çok hazırlıksız yakalandım yine diğer bir çok zaman ki gibi.
Orda, yol ayrımında durup düşünmek çok anlamsız. Kafayı boşa yormaktan başka bir işe yaramayacak. Üstelikte diğer yol sadece akıl karıştırmak için düştü hatırına. Yolun belli NİL yolun belli....
Her zamankinden fazla cesaret,
Her zamankinden fazla zeka.
Her zamankinden fazla sabır ve bunları her zamankinden fazla kullanabilecek GÜÇ....
11 Kasım 2008 Salı
İLAHİ TEYZE SEN ÇOK YAŞA EMİ!
Merhaba canım bloğum.Uzun bir aradan sonra çok ihmal ettiğim sana ve takipçilerime çok şükür ki kavuştum.Bu kavuşma ne kadar sürer bilmiyorum ya neyse.Artık mazur görün bu hali.Eskisine göre daha az vakit ayırabilmemin nedeni yoğunluğum.
Neyse gelelim sadede.Saded(ya ben bu kelimeyi çok kullanıyorum ama ilk kez yazdığımı farkettim).Şimdi sevgili okur beni tanıyanlarınızın malumu üzere(tanımıyanlarda bu yazı sayesinde bilgi edinmiş olsun),memlekette ne kadar ilginç yurdum insanı,olay v.s varsa beni bulur.Yada çok gözlemci ve taklitçi biri olduğum için hadislere farklı açıdan bakıyorda olabilirim.Sonuç olarak içinde buluyorum kendimi.
Bu sabah büyük oğlumun göz kontrolünü yaptırmak için oğlumla birlikte göz doktoruna gittik.Oturmuş çağrılmayı beklerken yanıma yaşlı bir teyze oturdu.Bir müddet oturduktan sonra bana doğru eğilerek kulağıma doğru kim için geldiniz kızım diye sordu.Bende oğlum için teyzecim dedim ama cevap verirken çok da ilgilenir görünmek istemedim aksi halde başıma geleceği biliyorum teyzem sıra beklemenin sıkıntısıyla bana sarıcak.(He sarsın,normal şartlarda bıkmadan uzun uzun sohbet ederim ama işin ucunda oğlum ve onu üzen bir durum var çok ayrıntıya girmek istemedim).
Benim cevabımın ardından teyzem tekrar ellerini göğsünde kavuşturdu şişkin şişkin oturmaya başladı.Beş dakika geçti geçmedi sanki bişey onu dürttü yine bana doğru eğildi,gözüyle sende eğil bişey diyeceğim dercesine işaret etti.
-'Nesi var bu çocuğun peki' dedi.
Bende:
- 'Miyop teyze 'dedim.
-'O ne oliyki yavrım 'dedi.
Bende:
-Uzağı göremiyor teyzecim dedim ve kafamı çevirdim .Hani bakmayayımda bir an önce sohbet kesilsin diye.
Canım teyzem yine ellerini kavuşturdu göğsünün üzerinde Alllah Lailahe İllallah diye deriiiinn bir nefes aldı.
Üç dört dakika geçti geçmedi,sanki mübarek kadını bir şey dürtüyor.
Kızım dedi:
- 'Bana sen bak hele, az bana eğil bak ne diyeceğim kulağına 'dedi.
Eğildim bende çaresiz.
-'Hiç bozuk gibi durmuyor bu çocuğun gözleri bak ben sana diyiveriyim 'dedi.
Gülsem mi gülmesem mi bilemediğim bir hal içinde:
-Teyzem öyle ordan bakınca anlaşılıyormu göz bozukluğu,dediğimi hatırlıyorum.
Ardından teyzem bombayı patlattı.
-Bak bide gözlük takmışınız garibime.Bak diyi vereyim sana o çocuk o gözlüğü taka taka kör olur.
-Ya teyze ne diyorsun sen mecbur takıyor o gözlüğü başka türlü okulda tahtayı falan göremiyor ,dedim.
Yine bana doğru eğildi bak sen beni dinle şimdi burda hiçççç boş yere bekleme.Bu çocuk arada sırada karnım ağrıyor der mi?
-Evet teyze der.
-Heh işte tam tahmin ettiğim gibi,bu çocukta kurt var.Sen boş yire burda heeç bekleme kızım git hemen bir normal dohtura buna kurt ilaciii yazdır.
Tam o sırada allahtan oğlumun muayene sırası geldi de gülmeden teyzenin yanından kalktım,yoksa söylediklerini ciddiye almadım diye beni azarlamaya hazırlanıyordu.
İşte böyle canım müdavimlerim ve sevgili bloğum.Son bir aydan elimde bol bol malzeme var aklıma geldikçe güldüğüm o anları sizlerlede paylaşıcağım.Sizleride gülümseticeğine inanıyorum.Kalın sağlıcakla....
Neyse gelelim sadede.Saded(ya ben bu kelimeyi çok kullanıyorum ama ilk kez yazdığımı farkettim).Şimdi sevgili okur beni tanıyanlarınızın malumu üzere(tanımıyanlarda bu yazı sayesinde bilgi edinmiş olsun),memlekette ne kadar ilginç yurdum insanı,olay v.s varsa beni bulur.Yada çok gözlemci ve taklitçi biri olduğum için hadislere farklı açıdan bakıyorda olabilirim.Sonuç olarak içinde buluyorum kendimi.
Bu sabah büyük oğlumun göz kontrolünü yaptırmak için oğlumla birlikte göz doktoruna gittik.Oturmuş çağrılmayı beklerken yanıma yaşlı bir teyze oturdu.Bir müddet oturduktan sonra bana doğru eğilerek kulağıma doğru kim için geldiniz kızım diye sordu.Bende oğlum için teyzecim dedim ama cevap verirken çok da ilgilenir görünmek istemedim aksi halde başıma geleceği biliyorum teyzem sıra beklemenin sıkıntısıyla bana sarıcak.(He sarsın,normal şartlarda bıkmadan uzun uzun sohbet ederim ama işin ucunda oğlum ve onu üzen bir durum var çok ayrıntıya girmek istemedim).
Benim cevabımın ardından teyzem tekrar ellerini göğsünde kavuşturdu şişkin şişkin oturmaya başladı.Beş dakika geçti geçmedi sanki bişey onu dürttü yine bana doğru eğildi,gözüyle sende eğil bişey diyeceğim dercesine işaret etti.
-'Nesi var bu çocuğun peki' dedi.
Bende:
- 'Miyop teyze 'dedim.
-'O ne oliyki yavrım 'dedi.
Bende:
-Uzağı göremiyor teyzecim dedim ve kafamı çevirdim .Hani bakmayayımda bir an önce sohbet kesilsin diye.
Canım teyzem yine ellerini kavuşturdu göğsünün üzerinde Alllah Lailahe İllallah diye deriiiinn bir nefes aldı.
Üç dört dakika geçti geçmedi,sanki mübarek kadını bir şey dürtüyor.
Kızım dedi:
- 'Bana sen bak hele, az bana eğil bak ne diyeceğim kulağına 'dedi.
Eğildim bende çaresiz.
-'Hiç bozuk gibi durmuyor bu çocuğun gözleri bak ben sana diyiveriyim 'dedi.
Gülsem mi gülmesem mi bilemediğim bir hal içinde:
-Teyzem öyle ordan bakınca anlaşılıyormu göz bozukluğu,dediğimi hatırlıyorum.
Ardından teyzem bombayı patlattı.
-Bak bide gözlük takmışınız garibime.Bak diyi vereyim sana o çocuk o gözlüğü taka taka kör olur.
-Ya teyze ne diyorsun sen mecbur takıyor o gözlüğü başka türlü okulda tahtayı falan göremiyor ,dedim.
Yine bana doğru eğildi bak sen beni dinle şimdi burda hiçççç boş yere bekleme.Bu çocuk arada sırada karnım ağrıyor der mi?
-Evet teyze der.
-Heh işte tam tahmin ettiğim gibi,bu çocukta kurt var.Sen boş yire burda heeç bekleme kızım git hemen bir normal dohtura buna kurt ilaciii yazdır.
Tam o sırada allahtan oğlumun muayene sırası geldi de gülmeden teyzenin yanından kalktım,yoksa söylediklerini ciddiye almadım diye beni azarlamaya hazırlanıyordu.
İşte böyle canım müdavimlerim ve sevgili bloğum.Son bir aydan elimde bol bol malzeme var aklıma geldikçe güldüğüm o anları sizlerlede paylaşıcağım.Sizleride gülümseticeğine inanıyorum.Kalın sağlıcakla....
2 Kasım 2008 Pazar
ÖZLEDİM SENİ ESKİ ŞEHRİM
Sizce burası neresi?

Peki ya bu resim sizce nereye ait?


Sanki bu resimden sonra bu şehri bilenleriniz tanır gibi oldunuz ama uzun zamandır görmediyseniz yukarıda ki resimlerle ne alaka diye düşündünüz değil mi?
O zaman kuşbakışı bir görüntüyle biraz daha ipucuna ne dersiniz?
Peki bulamayanları daha fazla zorlamayacağım.Burası Eskişehir.Adı eski kendi yepyeni olan Yılmaz Büyükerşan 'ın yeniden yarattığı Eskişehir.

İyi bir rektör,iyi bir sanatçı,saygıdeğer bir kişilik olan Y.Büyükerşan'ın Belediye Başkanlığı'nada diyecek söz yok!!!Zaten herşey ortada.

Peki ya bu resim sizce nereye ait?


Sanki bu resimden sonra bu şehri bilenleriniz tanır gibi oldunuz ama uzun zamandır görmediyseniz yukarıda ki resimlerle ne alaka diye düşündünüz değil mi?
O zaman kuşbakışı bir görüntüyle biraz daha ipucuna ne dersiniz?
Peki bulamayanları daha fazla zorlamayacağım.Burası Eskişehir.Adı eski kendi yepyeni olan Yılmaz Büyükerşan 'ın yeniden yarattığı Eskişehir.

İyi bir rektör,iyi bir sanatçı,saygıdeğer bir kişilik olan Y.Büyükerşan'ın Belediye Başkanlığı'nada diyecek söz yok!!!Zaten herşey ortada.
12 Ekim 2008 Pazar
İYİKİ DOĞDUM

Küçük kuyruklu kardeşlerle verilen yarış sonunda kazandığım bu hayata başlama serüveni hepinizin bildiği üzere anne karnından doktor amcanın ve ebe teyzenin yardımlarıyla çıkmamın akabinde vuku buldu.O zamandan bu zamana tam otuz yıl geçti.Otuz koca yıl.Bazen çok sıradan, bazen çok sıra dışı, bazen öfkeli, bazen sakin, bazen hüzünlü, bazen mutlu, dolu dolu yaşanmış otuz koca yıl.Belki nadirde olsa keşkeler barındırmış,özlemlerle bezenmiş sonrasında özlenenlere kavuşturmuş,yaşanmış acıları mutluluk ve huzurla silmiş muhteşem yıllar.Umut ediyorum ki bir otuz yıl daha bu dünyada sağlıklı ve sıhhatli olarak yaşayabilirim ve o ömre yapmak,yaşamak,öğrenmek istediklerimi sığdırabilirim.Hala öğrenecek o kadar çok şey var ki.....
Valla ukala deyin,kendini beğenmiş deyin, şımarık deyin hatta belki de başka şeyler ama ne olursa olsun İYİKİ DOĞMUŞUM demekten kendimi alıkoyamıyorum.Aksi halde sahip olduklarımın ve yaşadığım her anın (en acı yada en tatlı olsun asla ayırım yapmıyorum çünkü acı çekmeseydim asla bu kadar olgun ve güçlü olamaz,mutlu olmasam böyle şımaramazdım)bu güzel lezzetini nasıl yaşardım ki...
Oğullarımmmmmm.Sizi çok seviyorum iyiki ben doğmuşumda sizde doğmuşsunuz:)))
Doğum günümü unutmayıp kutlayan Ankara'dan Emine teyzem,İstanbul'dan Şaziye ve sevgi teyzem .Şaka şaka tabiî ki böyle bir şey yazmayacağım ama banal de olacak olsa bu sabah programlarından selam yollama olayını hala çok komik buluyor ve tie almadan duramıyorum.Ayrıca da bu gün benim doğum günüm istediğim kadar saçmalama hakkına sahibim:)))
Doğum günümü unutmayarak kutlayan herkese tek tek teşekkür ederim ,unutmamasını şaşırtıcı bulduklarıma iki kere teşekkür ederim ,unutanlar size sesleniyorum seneye atraksiyonlu bir doğum günü kutlaması bekliyorum bilesiniz...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
