30 Temmuz 2009 Perşembe

BAŞLIKSIZ

Umutsuz hayaller tünelinde
Kayboldu sessiz çığlıklar
Nedensiz amaçların esiri
Sessiz, sedasız dibe vuruşlar

Ezberletilmiş hayatların önünde
Diz çöktü asi duruşlar
Askıdaki boş elbiseden ibaret
Asaleti sahte duruşlar

Gecenin karanlığında saklı
Prangalı varoluşlar
Gün ağırdığında bitti
Nice sahte duruşlar

Kurşunsuz silahlarda
Mermi olmuş cümleler
Nihanına varmadan
Ebedi cihana vardırışlar...

28 Temmuz 2009 Salı

Sünnet Erkeklere Sünnet

Kültüründe 'normal' veya 'geleneksel' sayıldığı için görünmeyen kadına yönelik şiddet biçimi hatta bir vahşet olduğunu düşündüğüm küçük yaşta kızların sünnet edilmesi Afrika’nın 28'den fazla ülkesinde uygulanıyor.Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği, Endonezya, Malezya ve Kuzey Irak'taki bazı kürt bölgelerinde de daha az olmakla birlikte sünnet geleneğine rastlanıyor.Bu ülkelerden gelen göçler nedeniyle kadın sünnetinin avrupa, Kanada, ABD, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya taşındığı söylenen, uygulama kadınlara yönelik şiddetin en uç noktalarından biri bence.
Bu olayı yaşayan en bilinen örnek Ünlü top model Waris Dirie, bu vahşeti hayatının anlatıldığı kitapta şöyle paylaşmış:
Somali'de yaygın olan bir inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri,ama temiz olmayan kısımları vardır.Bunların vücuttan uzaklaştırılması gerekir.Küçük bir kızlıktan kadınlığa geçiş olarak kabul edilmiş bu tören bizler tarafından büyük bir arzu ve endişeyle beklenir.
Sünnetimden bir gün önce annem bana tuvaletimin gelmemesi için fazla su yada süt içmememi söyledi.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
O an geldiğinde gün yeni ağırmaya başlamıştı ve biz epeyce uzaklaşmıştık.Artık kızların bu saatlerde nereye ve neden götürüldüğünü biliyordum.Çığlıkları duyulmamalı ve diğerlerini ürkütmemelilerdi.Annem yaşlı bir ağacın kökünden bir parça çekip çıkardı.Sonra beni kayanın üzerine oturttu.Bacaklarımı iki yana açarak arkama oturarak başımı göğsüne dayadı.Kollarımı arasına yerleştirdi.''ısır''
''canım yanacak!'' diye mırıldandım dişlerimin arasındaki kökle.Ayaklarımın arasına baktım ve çingene kadının hazırlandığını gördüm.Gözlerinde ölü bir bakış, yüzünde sert bir ifadeyle bana baktı.Sonra eski bir çantanın içini karıştırdı.Kocaman bir bıçak çıkartacağını beklerken küçük bir torba çıkarttı.İçinden çıkardığı jilete tükürüp elbisesine sildi.Annem bir eşarpla gözlerimi kapadı.
Sonra hissettiğim şey etimin kesildiğiydi.Kör jiletin bir ileri bir bir geri derimi biçerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum.Bacaklarım titremeye başladı ve ben Tanrım çabuk bitsin diye yakarmaya başladım.Sonrasını hissetmedim çünkü bayılmışım.
Kendime geldiğimde bittiğini sandım,ama bu sefer en kötüsü başlamıştı.Katil kadın akasya ağacından kazıdığı dikenlerle derimde delikler açmak için kullandı, sonra kalın beyaz bir ipi deliklere geçirerek dikti.
İşte bu şekilde anlatmış Waris Dirie yaşadığı bu en kötü anı.Sonraki aşamaları da var tabi bu yaşananların.Merak edenler için kitabın adı Çöl Çiçeği.
Farklı kültürler , gelenekler, inanışlar...Bir yanım bu vahşete dur demek isterken diğer yanım inançlar karşısındaki çaresizliği kabulleniyor.Söylenecek, söylemek istediğim çok şey var ama yapacak birşey olmayınca sözler havada asılı kalıyor ...

26 Mayıs 2009 Salı

Nacizane Söylemlerim






''Maskelerin maskarası olmayı, maskaramın bulaşmışlığına yiğelerim...''



''Bazen ona benzediğim için babamdan, bana benzediği için oğlumdan nefret edesim gelir...''


''Söylemeye dilim varmazdı, daha otuzuma beş varken bile yirmili yaşlarımdan kopmaktan nasıl da korkardım. Ama nerden bilirdim ki yirminin başından sonuna kadar yaşadığım, bende varım dediklerimi otuzların her bir yılında katlanarak yaşayacağımı...''

'' Hiçbirimiz kendi hayatımızı seçebilerek gelmiyoruz bu dünyaya.Eğer böyle bir şansımız olsaydı kimse yaşlanmadan ölüm olan bir hayatı seçmezdi.
Ama doğum gibi ölümde hayatın bir gerçeği.
Kendimizin seçemediği hayatı bir basamak olarak kullanıp bunu kendi hayatımız haline getirebiliyorsak işte o anın insanın gerçek doğumunun olduğuna inanıyorum..''

''Seni eleştiriyor olmamın tek nedeni sana benziyor olmam...''


''Hiç bir zaman aceleci olmadım. Ama hiç bir şeyi de zamana bırakmadım...''

26 Nisan 2009 Pazar

FEMİNİSTMİŞİM


Yıllar önce okuduğum bir kitapta geçen Latin şair Lucian'ın sözü olan''aylaklık, zihni her yöne dağıtıyor''cümlesi o günlerden beri hafızama kazınmış en etkili cümledir.


Kendi hayatımdan yola çıkarak yapacağım yorumla çokta hak verdiğim bir cümle. Aylaklık hiç sevmediğim ama kısa bir boyutta yaşadığımdaysa tadına doyamadığım bir haldir.

Kişi amiyane bir tabirle aylak olduğu zamanlarda kimsenin veremeyeceği kadar zarar veriyor kendine. Sebepsiz yere oluşan kuruntular, üzerine vazife olmayan hadiselerle ilgilenmeler hatta aylak bir beynin etkisiyle yaratılan korkunç canavarlara bile şahit olmuşluğum var.

Ben beynimdeki aylaklığı keşfettiğimde, içine düştüğü tuhaflıkları ve saçmalıkları incelemek için zamanla onu tanıyıp hatta belki de utandırmak için yazmaya başladım. Tabii yazdıran etkenleri ve kişileri asla inkar edemem.Yazma konusunda çok büyük hedeflerim yok.Benim için bu dönemde( yalnız altını çizerek söylüyorum bu dönemlerde)yazmak sadece beynimi aylaklıktan kurtaran,ruhumu dinlendiren,iç hesaplaşmalarımı,dış dünyada ve kişilerde gözlemlediklerimi,beni güldüren ve de ağlatan şeyleri kusmak.İçimdeki bu bulantı veren hissi keşfettirene sonsuz teşekkür ederim.Zira tüm bu dolmuşlukla beynimin aylaklığı arasında sıkışmışken tam bir terapi etkisi yarattı.Aksi taktirde beynimin aylaklığı beni kuruntularla boğuşan bir hale getirmiş hatta yukarıda bahsettiğim boş beyin kurbanı bir canavar haline getirme yolunda hızla ilerletiyordu.Yalnız tek bir sorun var...

İstediğim kadar özgürce yazamamak.Kısıtlanmış kelimeler,hayal gücümden çıkan hikayelerin üzerime yaşanmışçasına etiketlenebileceği korkusuyla dar kalıplara sıkıştırmak zorunda olmam ve seçici davranma zorunluluğu hevesimi azaltmakta.Hayatımda yıllar boyunca yaşayamadığım ama sonrasında istediğim doğrultuda kavuştuğum özgürlüğüme bir gün yazılarımda da kavuşacağım buna eminim.Şimdi bazı yazılarım üzerine bana feministlik etiketi yapıştıranlara sesleniyorum.Eğer sadece kadın olduğum için yaşadığım toplumda bazı kurallar benim üzerimde kısıtlama yapıyorsa,şu yazıyı yazan bir erkek olduğunda belden aşağı yada yukarı şeklinde seçmeden her cümleyi rahatça kullanabiliyorsa,benim hayal gücümden çıkacak olmasına rağmen sahip çıkamadığım hikayelere,bir erkek yaşadığı halde sahip çıkabilip göğsünü gere gere anlatabiliyorsa evet şu dakikadan itibaren feministliğim konusunda sanırım haklısınız.Şunu da söylemeden geçemeyeceğim istediğim sadece bir erkeğin en azından yarısı kadar bir şeyleri rahatça dile getirebilmek.İstediğimin çok fazla olduğunu düşünmüyorum.Zira benim yol ortasında avuçladığım bir yerlerimi çekinmeden kaşımak,etraftakileri umursamadan kendimi rahatlatmak adına ağzıma geleni küfür babında söylemek hatta duvara işemek suretiyle yazı yazmak gibi bir talebim yok!

7 Nisan 2009 Salı

Sünnet Erkeklere Sünnet

Kültüründe 'normal' veya 'geleneksel' sayıldığı için görünmeyen kadına yönelik şiddet biçimi hatta bir vahşet olduğunu düşündüğüm küçük yaşta kızların sünnet edilmesi Afrika’nın 28'den fazla ülkesinde uygulanıyor.Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği, Endonezya, Malezya ve Kuzey Irak'taki bazı kürt bölgelerinde de daha az olmakla birlikte sünnet geleneğine rastlanıyor.Bu ülkelerden gelen göçler nedeniyle kadın sünnetinin avrupa, Kanada, ABD, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya taşındığı söylenen, uygulama kadınlara yönelik şiddetin en uç noktalarından biri bence.
Bu olayı yaşayan en bilinen örnek Ünlü top model Waris Dirie, bu vahşeti hayatının anlatıldığı kitapta şöyle paylaşmış:
Somali'de yaygın olan bir inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri,ama temiz olmayan kısımları vardır.Bunların vücuttan uzaklaştırılması gerekir.Küçük bir kızlıktan kadınlığa geçiş olarak kabul edilmiş bu tören bizler tarafından büyük bir arzu ve endişeyle beklenir.
Sünnetimden bir gün önce annem bana tuvaletimin gelmemesi için fazla su yada süt içmememi söyledi.Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
O an geldiğinde gün yeni ağırmaya başlamıştı ve biz epeyce uzaklaşmıştık.Artık kızların bu saatlerde nereye ve neden götürüldüğünü biliyordum.Çığlıkları duyulmamalı ve diğerlerini ürkütmemelilerdi.Annem yaşlı bir ağacın kökünden bir parça çekip çıkardı.Sonra beni kayanın üzerine oturttu.Bacaklarımı iki yana açarak arkama oturarak başımı göğsüne dayadı.Kollarımı arasına yerleştirdi.''ısır''
''canım yanacak!'' diye mırıldandım dişlerimin arasındaki kökle.Ayaklarımın arasına baktım ve çingene kadının hazırlandığını gördüm.Gözlerinde ölü bir bakış, yüzünde sert bir ifadeyle bana baktı.Sonra eski bir çantanın içini karıştırdı.Kocaman bir bıçak çıkartacağını beklerken küçük bir torba çıkarttı.İçinden çıkardığı jilete tükürüp elbisesine sildi.Annem bir eşarpla gözlerimi kapadı.
Sonra hissettiğim şey etimin kesildiğiydi.Kör jiletin bir ileri bir bir geri derimi biçerken çıkarttığı sesi duyabiliyordum.Bacaklarım titremeye başladı ve ben Tanrım çabuk bitsin diye yakarmaya başladım.Sonrasını hissetmedim çünkü bayılmışım.
Kendime geldiğimde bittiğini sandım,ama bu sefer en kötüsü başlamıştı.Katil kadın akasya ağacından kazıdığı dikenlerle derimde delikler açmak için kullandı, sonra kalın beyaz bir ipi deliklere geçirerek dikti.
İşte bu şekilde anlatmış Waris Dirie yaşadığı bu en kötü anı.Sonraki aşamaları da var tabi bu yaşananların.Merak edenler için kitabın adı Çöl Çiçeği.
Farklı kültürler , gelenekler, inanışlar...Bir yanım bu vahşete dur demek isterken
diğer yanım inançlar karşısındaki çaresizliği kabulleniyor.Söylenecek, söylemek istediğim çok şey var ama yapacak birşey olmayınca sözler havada asılı kalıyor ...

Tuhaf Halim

Dışarda sağnak yağışlar altında sıçana dönmüş insanlara her zaman ki gibi sevgiyle değil garip bir tiksintiyle bakıyorum.Sanki şu an ki ruh halimin sebebi onlarmış gibi.
Oysa ki son iki saat öncesine kadar ne kadar huzurlu ve mutluydum.Şimdi ise yüksek bir dağın tepesinde en yüksek sesimle çığlıklar atmak bile belki beni sakinleştirmeyecek.
Aslında bir sinir harbi değil bu hal.Yine ruhum bedenimin ırzına geçti.Elimin, kolumun onun yani ruhumun tarafında bağlanmış olması hiç bir şeye yetemememin sebebi.
Çok da umursamıyorum aslında artık bu hali.Küfür lugatında saklı en ala kelimelerle oluşturulacak iki anlamlı cümleyle bu hali yok edecek güce geleli yıllar oldu ya,yinede yakışmaz terbiyemize,yetişme tarzımıza diye susmak var:)))
Çok fazla uzatmayacağım lafı ama ne bileyim paylaşasım geldi belkide yazarak rahatlıyasım.İki saat sonra en huzurlu halimle elimde kahvem bacaklarını uzatmış keyif yapıyor en sevdiği kitabı okuyor olacağım için bu ruh haliyle kimsenin kafasını yormaya gerek yok.Haydi kalın sağlıcakla.....

11 Şubat 2009 Çarşamba

GECENİN KARANLIĞINI AYDINLATAN BİR SANDIĞIM


Bazı günler gece olmasından korkardım.Nedeni mi? Belirsiz.
Aslında kendimin bile tam olarak cevaplayamadığı bir çekince yaşanırdı içimde.Sanki gün kararıcak ve asla aydınlanmayacak gibi gelirdi.Hemen uyumak isterdim.Hemen uyuyayım ki bitsin bu karanlık yeniden aydınlığa kavuşayım diye düşünürdüm. Sonra gün ağırırdı.Günü aydınlatan güneşin ilk ışıklarıyla sıçrarcasına uyanırdım. Oh derdim kendi kendime ohhh çok şükür yine sabah olmuş bitmiş karanlık,o zifiri karanlık adeta sonsuzluk gibi gelen gecenin ürkütücü karanlığı bitmiş...
Sonra tıpkı Amerika'nın ilk dönemindeki halkını anlatan devirlerde ,yada ne bileyim İskoç filmlerinden bir sahnede, yada gerilimli bir filmde saçları örgülü kızın karşısına çıkan tozlu sandık tarzında kocaman bir sandık çıktı bir gün karşıma. Çok uzun yıllardır açılmamış olduğu üzerindeki tozdan belliydi. İçindekileri görmek için tuhaf bir merak içindeydim ama bir yandan da birilerine yakalanma endişesi vardı. İzinsizce girmiştim çünkü anılar odasına. Önce özenle üzerindeki tozları temizledim.
Lanet olsun nasıl bir kilit bu! Açılmıyor bir türlü...
Acaba hiç açmasammı ki? Ya içinde beni ürkütecek şeyler varsa? Aman alt tarafı bir sandık işte olsa olsa bir kaç zamanında önemli olan kağıt parçası, belki çaput değerinde bir kaç giyecek vardır.Yada belkide boştur!Olamazmı?Belkide bomboş bir sandıktır.Orada öylece kullanılacağı zamanı bekleyen anlamsız boş bir sandık!
Tüm merakımla dizlerimin üzerine çöktüm, tek gözümü kıstım ve diğeriyle en keskin bakışımı atarak anahtar deliğinden sandığın içine baktım. Birden ürktüm. Gördüklerimle yüzleşmem çok kolay olmadı. Aslında pek çoğunu sanki daha önce hiç görmemişcesine silmişti beynim. Araya karışmış bir kaç bana ait olmayan şey vardı.
Hemen tüm ağırlığına rağmen kucakladım o sandığı ve bir daha yanımdan hiç ayırmadım. İşte o gün bu gündür aralayarak o sandığı ufak tefek şeyler çıkarır içinden sonra yeniden sıkıca kaparım. Çıkardıklarımla uzun uzun hesaplaşır, bazen nefret eder, bazen afferin be bana neler başarmışım derim.
İşte kendimle yüzleştiğim, hesap sorduğum anların cevaplarını bulduğum, herkesle, herşeyle barıştığım, sevmeyi en önemlisi kendimi sevmeyi öğrendiğim o günden beri geceleride sever oldum ve gecelerde sandığımdan çıkardıklarımı, artık gülüp geçtiklerimi yazar oldum. Gecem aydınlandı ve ben yeniden doğdum.