Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla sohbet ederken, havadaki nem kadar somut bir sessizlik çöktü aramıza. "Biliyor musun?" dedi, "Ben kendimi sevmediğimi fark ettim." Sonra bana dönüp o can alıcı soruyu sordu: "Peki, sen kendini seviyor musun?"
O an sustum. Cevap veremediğim için değil, o soruyu onunla birlikte kendime de ilk kez bu kadar çıplak bir şekilde sorduğum için. Aslında kendimi sevdiğimi biliyorum; özellikle 40’lı yaşlarımın o dingin eşiğinden geçtiğim ilk günden beri kendimle daha barışığım. Ama "Evet!" diye haykıramamamın sebebi, kendimi sevmeme halinden duyduğum şüphe değil, kendini sevmenin aslında ne kadar dolambaçlı bir yol olduğunu o an fark etmemdi.
Arkadaşıma baktığımda; dışarıdan son derece özgüvenli, sosyal ilişkileri kuvvetli, hayır demeyi bilen ve ayakta dimdik duran birini görüyordum. Melankolik ya da içine kapanık biri değildi. Ama bazen en güçlü duranlar, içlerindeki o gizli sevgisizlik boşluğunu dışarıya ördükleri bu mükemmel duvarlarla kapatırlar.
Onun durumunda fark ettiğim şey şuydu: Kendini sevmemek, her zaman bir özgüven eksikliği değildir; bazen kendi değerini başkalarının mutluluğuna kurban etme alışkanlığıdır.
Peki, bir insan kendimi seviyorum diyebilmek için hangi hamleleri yapmalıydı? İşte o gün arkadaşıma anlatmaya çalıştığım, aslında hepimizin öğrenmesi gerekenler şöyleydi:
Sevdiklerimiz için kendimizi arka plana atmak erdem gibi görünse de, bu durum sürekli hale geldiğinde kendi benliğimizi bir kenara atmaya dönüşüyor. Eğer sadece başkaları mutlu olduğunda kendinizi değerli hissediyorsak, bu kendimizi değil, faydalı olma halini sevdiğimiz anlamına gelir.
Bazen hayatta kalmak için sergilediğimiz o büyük direnç ve ayakta durma gücü, zamanla bize yük oluyor. Arkadaşımda gördüğüm de buydu; o takdir ettiği gücü aslında mecburiyetten kuşanmıştı. Ve bu mecburiyet, içten içe belki de kendine kızmasına neden oluyordu. Kendini sevmek, sadece güçlü olduğunda değil, düştüğünde de kendine şefkat gösterebilmektir.
Kendini sevmeyi bir ev ödevi gibi görenler genelde "denerim" derler. Ancak öz-sevgi bir teknik değil, Kusurlarımızla, hatalarımızla ve o anki yetersiz halimizle masaya oturabilme cesaretidir.Kendini sevmek her zaman coşku, yüksek enerji veya hayranlık da değildir. Çoğu zaman sadece derin bir kabulleniş ve iç huzurdur.
Ben içsel yolculuğumda şunu anladım: Kendini sevmek, her gün aynaya bakıp "harikayım" demek değildir. Kendini sevmek; bir hata yaptığında kendine bir yabancıya gösterdiğin nezaketi göstermek, sınırlarını korurken suçluluk duymamak ve en önemlisi, kendinle kalmaktan sıkılmamaktır.Kendini sevmenin o şaşaalı olumlama klişelerinden ziyade, aslında bir öz-şefkat ve sınır belirleme meselesi olduğunu fark etmek, yolu tamamlamamı sağladı.
Arkadaşım belki hala o "kendini sevmeme" halini bir hırka gibi üzerinde taşıyor. Ama o soruyu bana sormuş olması bile, hırkanın düğmelerini açmaya başladığını gösteriyor.
Peki ya siz? Bugün aynaya baktığınızda, orada duran kişiye en son ne zaman "seni olduğun gibi kabul ediyorum" dediniz?
Bu yazı, bir dost sohbetinden doğan farkındalık yolculuğuna ithaf edilmiştir.

2 yorum:
Farklı bir bakış açısı tanıdık bir anlatım.Okurken kendime yaptığım haksızlığı farkettim ve belki de bunu düzeltmek hayatımda bir şeyi değiştirmese de üzerimdeki ağır bir yükü kaldıracağı için daha doğru kuararlar almamı sağlayacaktır yazana buradan teşekkürlerimi iletiyorum.
Ne güzel bir fark ediş bu… 🌿
Böyle bir cümle kurabilmek bile başlı başına bir dönüşüm.
Yüklerin hepsi hayatı değiştirmek zorunda değil; bazen sadece içini hafifletmesi bile insanın yönünü değiştiriyor.
Bu satırların sizde bir pencere aralamış olması çok kıymetli.
Ben teşekkür ederim, bu derinlikte bir okuma ve bu samimi paylaşım için. 🤍
Yorum Gönder