25 Ağustos 2008 Pazartesi

KARAÇİÇEK


Bendeki büyüyüşü gözümde büyüttü onu dolayısıyla gözümde büyüyen karaçiçek hayatımda da varlığıyla oldukça büyük bir yer aldı.Birazlar saklıydı onda hep bunu farkettim yıllar sonra.Farkettikten sonrada farkedemediğim yıllara üzülmedim dersem yalan olur.Hani kısırda bolca bulgur vardır biraz marul biraz domates biraz baharat biraz salatalık hepsi bütünleşir salçasız sarımsaksız olmaz yada bir baharatı fazla koyarsan tadı kaçar.İşte karaçiçek te aynen böyle benim gözümde.Bolca kadınlıklık var onda biraz anne,biraz eş,biraz cilveli,biraz kaprisli,biraz anlayışlı,biraz kıskanç hallleriyle beslediği yoğurduğu.Saymakla bitmeyecek bir çok birazların bütünü karaçiçek.Birazları öylesine dengeli ayarlanmışki bütünlüğünde hani biri fazla kaçsa tadı ve rengi bu denli güzel olmazdı karaçiçeğin gerek hayatta gerekse bende.Sinirlendiğinde yada ona uymayan bir hadisede hiç çekinmeden söyler fikrini tüm açık yürekliliğinle bunu yaparkende lise yıllarındaki görmediğim ama tahmin ettiğim cadı ve bilmiş hallerini eksik etmez üzerinden.Sevdiğim yanıdır herkeze de yakışmaz hani.Birde bunu tüm birazlarında saklı bilmiş ve bencil yanıyla birleştirmezmi tıpkı benim gibi.O 'aman benden sonrası hikaye'diyen halleriyle boşvermişce konuşmalarını bazen kilitlenir izlerim o farketmez ve anlatırken heycanlı heycanlı bana 'aaa yorum yapsana niye susuyosun' derken hayran hayran susar izlerim onun bu yanını.Biraz kendimden bir ruh halini onun üzerinde görmüş olmanın hayranlığıyla ,biraz bu hali ne kadar iyi ve doğru yansıttığına imrenerek hatta birazda kıskanarak belkide cesaret alıp uygulamaya geçirecek bir hale gelerek.Kolay sevmez karaçiçek sevmide eğer bağırtacak kadar damarına basmazsan kopmaz senden.Bir de benden size bir tüyo yakınları arasındaysanız ve size kırıcak bişey söylediyse alınmamalısınız çünkü o gerçek sevdiklerine cümlelerini elemez bilir onu anlıyacaklarını hatta belki nazını çekeceklerini.O yaparmı bunu peki? Bazen evet.Karaçiçeğin baskın yanıdır anneliği,kendini çocuklarına adamış ama bunu hayattan kopmadan yürütmeyi başarmış nadir insanlardan biridir o.İletişimi kuvvetli bir anne olmanın sırrı belki iletişimi kuvvetli bir evlat,bir kardeş ve bir arkadaş olmakta saklı.Bazen o anlatır ben dinlerken dalar giderim.anılılarımızı kahkalarımızı düşünürüm.Sonra kendime gelirim ve derimki:'İyiki varsın be Karaçiçek iyiki varsın'.....

28 Temmuz 2008 Pazartesi

BAŞLIKSIZ AMA BENİMLE İLGİLİ


Yine fırtınalı bir gündü.Tıpkı eski dönemlerimdeki gibi gülen yüzümün maskelediği fırtınaların esiriydim.Fırtına dinmişti aslında,ben hasar tespit dönemindeydim.Bir ölü üç dört yaralı var.Birde doğum arifesi.Yine yeni bir ben doğma aşamasında tüm bu zihin temizleme operasyonunda.

Derin nefes almaların oflayıp puflamaların başladığı karanlık bir Temmuz günü(karanlık çünkü ekim ayını anımsatan kasvetli ve yağmurlu bir gün)gelen iletiyle birden yola koyulma kararı aldım.Biraz kendimden kaçış olan bu seyahat güzel bir yolculuğun ardından Tekirdağ'da noktalandı.

Verandadaki salıncakta,üzerime vuran aplikten gelen loş ışığa hafif esinti eşliğinde Gülay'ın şarkılarıda eşlik edince bulunduğum yer argo bir tabir olacak ama tadından yenmez bir hal aldı.Sakin ılık denizi,kızgın ama bunaltmayan güneşi,akşam yemeğindeki sohbetler beynimdeki doluluğu sıfıra indirgemeye çok yaklaştırdı.Sevdiklerimle yediğim yemeğime 'hadi be yiğen kaldır kadehini'cümlesiyle eşlik eden kahkalar renklendirdi.Kendimi at kadehi elinden bin parçaya bölünsün şarkısına eşlik ederken buldum birden.Ardından kuzenler senin en güzel yerin ela gözlerin diyerek boş ver dercesine şarkı söylediler sanki anlamışlarda beni teselli ediyorlarmış gibi.Nede iyi sakladığıma emindim oysa o ela gözlerden süzüleni.
Günler geçtikçe ortamın sakin ve dingin hali zamanla zihnimin hafiflemesine sebep oldu.Ardındansa nihai bir sevinç,bir o kadar da huzur kapladı içimi.Çünkü unutmada başarılı dev kadın için çekilen doğum sancısı bitmiş artık nefes alma vakti gelmişti....
Unutmakta Başarılı Dev Kadın ve ayağının altında ezilen unutulma mahkumu hikayeler,buyrun sandıktaki yeriniz hazır.....

20 Haziran 2008 Cuma

Nedensiz

Vatanı olmayan bir mülteciye döndüm.Ne ruhum nede bedenim hiçbir yere ait hissetmiyor kendini.Her yerdeyim ama hiç birine ait değilim.Doğduğum yer yabancı,yıllarımı geçirdiğim yer uzak,yaşadığım yerse bilip gördüklerimden çok farklı.Hepsindeyse ayrı bir ben saklı;kimi zaman huzur bulduğum,kimi zaman özlediğim,kimi zamansa korkup kabuğuma çekilmeme sebep olan bir sürü ben....
Nedenini bilmediğim bir hüzün var içimde.Belkide bildiğim fakat kaçamk için nedensizliğine sığındığım bir hüzün.Ne olursa olsun benim hüznüm yaşayan ben yaşatan ben diyebilmenin mutluluğu herşeyden öte...
Endorfin, serotonin,penilatilamin biyoloji dersinden ve izlenen birinin tavsiye ettiğini diğerinin çürüttüğü sağlık içerikli programlardan aklımda kalan mutluluk hormonlarının isimleri.Şunu yersen salgılanır,şöyle yaparsan salgılanır.Olmuyor işte artık!Ne yapsam ne yesem salgılanmıyor sanki beynimde.Bende çözümü yine o lanet olası küçük,uzun,beyaz haplarda buldum.Doktor tavsiyesinden uzak bilinçsiz kullanımlarla varlar artık hayatıda.Kimileri onların yüzünden çok uyumaktan şikayetçi,kimileriyse uyuyamamaktan.Ben mi?
Bende uyutmadıklarındanım.Yada daha dürüst olmalıyım.Belkide uykum kaçmasının nedeni onlar değil ama suçu onlara atmak en kolayı.Aslında komik olan tarafı ne suç var ortada nede suçlu.....

12 Haziran 2008 Perşembe


Hep deriz ya yok işte hayat bir tiyatro oyunudur yok efendime söyliyim hayat bir sınavdır yada şudur budur falan....
Evet hayat bencede bir sınavdır. Ama hayatın içinde girdiğimiz diğer sınavlardan farklı olarak; onlardaki gibi üç yada dört yanlış bir doğruyu götürmez, bir yanlış tüm doğruları götürür....
Bu nedenledir ki seçimlerimizi yaparken yahut yaşayacağımız hayata yön çizerken kararlarımızı ve yaşam seçimlerimizi düşünüp, tartıp, irdeleyip öyle bir seçim yapmalıyız.
Herkesin tökezlediği bir an olabilir. Mühim olan düştüğünde yeniden kalkıp dizlerini silkeleyip hayata devam edebilmektir. Sonrasındaysa ayağına takılanı bulup üzerine gitmek yerine yanından geçer gidersen hem onu yakından yeniden görmüş, tecrübe etmiş, hem de ayağına takılmasına izin vermemiş olursun. Tabii uzak durmak da bir seçim şeklidir.
Doğruların yanlışları götürdüğü bir hayat dileğiyle....

9 Haziran 2008 Pazartesi


Ay vurdu gökyüzüne yine
Geceydi aydınlattığı ben değil
Gün oldu güneş vurdu yüzlere
Ama aydınlanan yüz benim değil
Ander düşüncelerle boğuldu beynim
Kan oldu revan oldu gözlerim
Ufukta gördüğüm gün benim değil
Ardım sıra kalan dün benim değil...

7 Haziran 2008 Cumartesi

Günübirlik Geçmiş Yolculuğum


Yıllar sonra gördüğüm rüya gönderdi oraya beni.Etrafa bakınıp derin hayallere dalmış,geçmişimdeki beni caddelerde yürütürken her tarafın benim bıraktığımdan uzak, değişmiş ve yenilenmiş halleri birden kendime gelmeme sebep oldu.Bilinç altıma yerleşmiş bir ses benim farkındalığımın dışında birden taksiye sağ köşede dururmusunuz burdan sonrasını yürüyerek gitmek istiyorum dedi.Taksiden inip kapısını kapattığımda tıpkı bir film sahnesini andıran bir halle upuzun bayırı seyreder olmuştum.Arkamda beliren arabanın korna sesi beni kendime getirmişti.Daha bayırın başındayken bir yandan hayallerim canlanmaya diğer yandanda yıkılmaya başlamıştı.Ayağımdaki parmak arası tokyalarımla,üzerimdeki fırfırlı elbiselerimle bayırdan aşağı koşan hallerim tek tek geldi gözümün önüne.Sonraysa gördüğüm arnavutkaldırımlarının olmadığıydı artık.Tüm bayır o huzur veren taşlar yerine katranlı asfalta bulanmıştı.Yavaşça yukarı doğru yürümeye başladım.Oğuz sinemasının bahçesindeki çocukça aklımızla adını tırmanma yeri koyduğumuz büyük engebeli bahçemizin yerini dev gibi Oğuz apartmanı doldurmuş,bakkal Osman köşem market olmuş,Adnan abilerin evinin yeriniyse boş bir bekleyiş almış.Sonradan öğrendim depremde yıkılmış.Artık görmek için yola koyulduğum eve bir kaç adım kalmıştı.Tuhaf bir heyecan kaplıydı içimde.Göreceğim yerin mutluluğu, görecek olacaklarımın burukluğuyla son adımlarımı adeta kulağımda çınlayan ayak seslerim eşliğinde attım.Kimler ortak olmuştu acaba anılarıma,bebekliğime,çocukluğuma hatta ilk genç kızlık dönemlerime.Birden yüzümde bir gülücük belirdi.Değişen herşeye rağmen hatıralarımla dolu ev değişmemiş ,ufak tefek şeylerin dışında bıraktığım gibi duruyordu adeta tam 15 yıla rağmen.Üzerindeki satılık yazısını görünceyse gözlerim faltaşı gibi açıldı birden adımlarım hızlandı.Kağıtta yazan numarayı hemen arayıp evi gezmek istedim.Demir kapı herzamanki gıcırtısıyla açıldı.Ardından koşarken defalarca düştüğüm döner merdivenlerden yukarı çıktım.Derin bir nefes çektim ama binanın o herzamanki kokusu yoktu.Karşımda şık bir çelik kapı belirdi.Babannemin sinirlendiğinde hızla çarptığı kapı nerde naptınız ona?Elimle iterek içeri girdim.Aman allahım burası neresi?Neden artık mutfak girişindeki kare mozaik taşlar yok.Bir tanesi yerinden çıkmıştıda hatta ordan anlardım mutfağa birinin girdiğini ta arka odalardan bile.Bırakın o çıkık taşın sallanmasıyla çıkan sesi mozaik taşlarımın yerini modarnize plastik ahşap karışımı parkeler almış.Başka bir yerini görmeyi istemedi içim görüceklerim beni mutlu etmiyecekti çünkü.Birden evi gezdirene arka bahçe dedim,buranın bir arka bahçesi olucaktı her yer değişmiş oraya nereden gidiliyor şimdi. Gösterilen kapıdan hızla bahçeye geçtim her adımında limon ağacımın kokusu adeta dahada yoğunlaşıyordu ıhlamur ağacınınkini bastırıcasına.Meğer oda bilinç altımın yanılgısıymış .Tuhaf bir bencillikle ne istediler diyebildim gözümden süzülen yaşlar eşliğinde.Hadi anladım ıhlamur ağacı yaprak döker,etmez ama belki dalları rahatsız ettide kıydılar kökünden kestiler.Peki benim küçücük limon ağacımdan ne istediler?Tüm bu anı katilliği yetmemiş birde çimentoyu suyla karıştırmış yere bulamış hatta yetmemiş belkide iyice tutsun diyerek günlerce sulamanın eşliğinden sağlamca beton tuturmuşsunuz.
Bu ev miras bölüşümündeki anlaşmazlığın ardından satılırken biliyordum böyle olacağını zaten belkide şimdiye dek gelemeyişimin görmek istemeyişimin nedeni buydu.Öylesine anılarla doluyduki bu ev.Bırakın benim doğumumu babamın bile delikanlılığına,çocukluğuna hatta ve hatta doğumuna bile şahitti.İyi kötü ne anılarla doluydu bir bilseniz sadece o evin kapısını aralasam en az beş romanlık hayat hikayesi çıkar.
Buruk bir hüzünle dışarı attım birden kendimi derken Ayşegül'le karşılaştık.Yılların verdiği bir kopuklukla konuştuk baştan sonrasında uzun uzun anlattırdım herşeyi.Gelip geçeni sorguya tutan Hanife teyze,mahallemizin bıçkın delikanlısı Kemal abimi bir başına yetiştiren Ayşe teyze;terzi musa amca,turşucu Habil amca,Bastonlu ve kasketli şık görüntüsüyle her gün o bayırı inen aksi cevdet dede tıpkı babannem Naime sultan gibi hakkın rahmetine kavuşmuş.Her balkona çıktığımda nasıl olduğunu bir türlü anlamadığım bir şekilde varlığımı hissedip balkona fırlayan komşu oğlu,o yıllarda manevi kardeşim dediğim Seda,seda'nın ilk aşkı Hakan,Balıkçının kızı Özlem,her seferinde mahalleden aşağı inerken mahallemizin kızları geliyor dikkatttt diyerek hazır ola geçen mahalle delikanlıları kimse kalmamış.Nerdeler,naparlar demeye dilim varmadı.Duyucaklarımdan korkar hale gelmiştim.Ayşegül'ün yanından tam ayrılmış bir iki adım atmıştımki birden seslendi.
-''Peki Ahretin Özlem'i duydunmu ''dedi.
Duyacaklarımdan kortum.Sadece çok mutlu olduğunu hayal ederek :
-''Duydum'' dedim ''duydum''.
Artık bu konuşmada duyacak olacaklarımı kaldıramıyacak olmanın verdiği ruh haliyle bir an önce sonlandırmak istedim.Ne kadar duymaktan kaçsamda zaten yüzündeki ifade herşeyi anlatıyordu.
Bayırdan aşağı indiğimde yeniden ilk geldiğim zaman durup uzun uzun daldığım yerde durdum ve son bir kez bayırdan yukarı baktım.Orda beyaz fisto elbisesiyle bir örnek fistolu şortu sadece yere düşüp eteği açıldığında görünen yaramaz küçük bir kız ,yanında siyah önlüklü saçları iki yandan beyaz kurdeleyle toplanmış bir kız çocuğu,onunda yanında lacivevert basenden pileli jilesinin içine beyaz gömlek giymiş saçları iki yandan örülmüş liseli bir kız el salladı bana.Yüzlerindeki hatırlanmış olmanın verdiği mutluluğun eşliğinde.Hatırlamanın hem hüznünü hem mutluluğunu yaşarken daha öncede yaptığım gibi sadece hatırlamak istediklerimi yanıma alarak,yitirilenlerin acısını varolanlarla hafifletmek için önüme dönüp yoluma devam ettim......
Tüm yitirilenlerin ruhuna tanrıdan rahmet dilerim.Sağ olup varlığından haberdar olamadığım tüm geçmiş dostlarımlada bir gün bir yerlerde buluşabilmek ümidiyle.....

4 Haziran 2008 Çarşamba

YENİ


Upuzun saçlarım vardı benim,her santiminde sanki her bir yılın emeğini,sabrını,hüznünü,mutluluğunu saklıyan.Kısacık kestirdim bugün.Yerde duran yıllarıma çarptı birden gözlerim.Uzun uzun baktım onlara anılarımdı sanki yerde duran,sabrımdı,bekleyişimdi.Sabırda bitmişti artık,bekleyişte.Vakti gelmişti fazlalıkları kesip atmanın.Öyle yaptım bende.Belkide kendimi yenileyişimin son adımıydı bu.Yeni bir hayata başladığım bu yılda eskiden kalan tek şeyin finali yada belkide unutmanın kolay seçimindeki bir sıralamaydı.Herşeyi bir bir yok etmek....
Herzamankinden bile erken uyanıyorum artık.Günü aydınlatan güneşin doğuşu bile ruhumun aydınlanmasından sonra gerçekleşiyor.Gün ağırıyor.Yeni bir gün başlıyor.Ben her gün sadece gözümü açıyormuşum meğer.Birgün uyandığımda farkettim ve o uyanışın ardında her sabah bir uyanış oldu hayata.Şimdilerde ise her sabah uyanmıyorum sanki her sabah yeniden doğuyor ve büyüyüyorum.
Nasıl da güzel korktuğum yaşlarım.Söylemeye bile dilim varmazdı daha otuzuma beş varken bile yirmili yaşlarımdan kopmaktan nasılda korkardım bir bilseniz.Ama nerden bilirdimki yirminin başından sonuna kadar yaşadığım,bende varım dediklerimi otuzların her bir yılında katlanarak yaşayacağımı.
SAÇLARIMI BİLE KESTİRDİM DİYORUM YAA...!VARIN GERİSİNİ SİZ ANLAYIN.
Yeni bir GÜN
Her yeni güne uyanan yeni bir BEN
Yeni bir BAKIŞ AÇISIYLA
Yeni görünüşüme SEVGİLER....