Kendine İniş
Anlarsın ki bazı yollar yukarıya çıkmak için değildir. Bazı yollar, derine, çok daha derine ta içimize doğru açılır. “Kendine iniş” kolay bir yolculuk değildir; süslü başarı hikâyeleriyle bezeli olmaz mesela. Alkışlanmaz. Gözle görünmez. Çünkü o yol, sessizce içerden geçilir. Kimsenin görmediği, bilmediği en kuytu köşelerini , çıkmaz sokaklarını keşfedersin.
Kendine inmek, geçmişinin yankılarını duymaktır bazen. Çocuklukta göz ardı edilmiş bir bakış, belki bastırılmış bir his ya da belki de unutulmuş bir düş…
Ve sen, bir kuyunun içinden o sesleri dinlediğini hissedersin, ruhundan kulağına yankılanan bir sesle. Her adımda biraz daha soyunursun etiketlerinden, rollerinden, beklentilerinden.
Zannedersin ki karanlığa iniyorsun. Ama fark edersin ki asıl ışık, o en karanlık yerde saklıymış. En çok korktuğun, en çok kaçtığın yerde. İçine düştüğünü sandığın o karanlık, aslında öz ışığını hatırlayacağın tek yermiş meğer. Çünkü bazen insan, aydınlığı değil; gölgesini izleyerek bulur yolunu. Ve işte o an anlarsın: bu hayatta kırıldığın yerden sızan ışıklar aydınlatıyordur seni. Her çatlak, her yara, içimdeki ilahi kıvılcımın dışa vurduğu birer geçitmiş meğer dersin. Dışarıdan bakıldığında kaybolmuş gibi görünsen de, içten içe doğuyorsundur doğundan.
Kendine indikçe ışığını hatırlarsın, o ışıkla büyür, kabuğunu yavaşça bırakır, özüne yaklaşırsın.
Kendine iniş, yavaşlamaktır. Yargılamadan bakabilmektir kendine. “Bu da benim.” diyebilmektir eksiklerine. Bütününle kendini sevebilmeye atılan en büyük adımdır.
Kabullenişle dönüşmenin arasında ince bir çizgi vardır ve o çizgi işte kalbinin tam ortasından geçer.
Ve bir gün...
O derinlikte kendine bir el uzatırsın tutup yukarı çekmek için kendini. Sonra fark edersin ki aslında hiç düşmemişsin. Sadece kendine yaklaşmışsın tüm bu süreç boyunca.
Artık sancı yok. Ne savaş var artık içinde, ne kaçış. Olmak için yandın, kül oldun ve kendi içinden defalarca doğdun.
Şimdi yanmak yok; artık ışık olmak var .
Kendini zannettiklerinle değil, artık hatırladıklarınla tanımlayacağın yoldasın. Unuttuğun ne varsa hatırlayacak ve neyi bırakamıyorsan artık vedalaşacaksın.
Çünkü Ol'ma halinin kendisi bir vedadır; eksilmekten değil, fazlalıklardan arınmaktan doğar.
Ve zannedilenin aksine, varmak bir bitiş değil. Bu bir eşik. Bütün sancılar, bütün o çözülemeyen düğümler, hepsi seni buraya getiren. Şimdi içindeki ses susmuyor ama bağırmıyor da. Fısıldıyor: “İşte burası. Tam olmak istediğin mertebe.
Artık kendinden kaçmıyorsundur . Ne eksik yanlarını gizlemeye çabalarsın, ne fazlalıklarını parlatmaya. Kendini en çok sevmediğin hallerinle barışmış bulursun. Ve o barışta öyle bir kudret vardır ki, savaşsız da ne kadar güçlü olunabiliyormuş meğer dersin.
Ve işte orada, kendinin tam merkezinde, zamanın durduğu bir boşlukta bulursun kendini. Ne geçmişin ağırlığı vardır omuzlarında, ne geleceğin telaşı. Sadece “an” kalır geriye. Ve o an’ın içinde sen, olduğun halinle varsındır. Ne eksik, ne fazla… Sadece "ol" hâlinde.
O hal, kelimelere ihtiyaç duymaz. Sessizliktir dili. Derin bir bilgelik gibi yayılır içinden dışına. Ve artık seni anlatan şey cümlelerin değil; bakışların, dokunuşların, varlığındır.
Çünkü kendine indikçe, başkalarına da inebilmenin kapıları aralanır. Yargılamazsın artık, çünkü yargılamayı bıraktığın ilk yer kendi içindir. Anlamayı seçersin, çünkü en önce kendini anlamaya gönül verdin. Gördüğün her insan, sende yankılanan bir iz gibidir artık. Kiminde eski bir yara, kiminde yeni bir umut. Ama her biri sanki senden bir parça.
Ve anlarsın…
İnsan sadece kendine vardıkça, bir başkasının acısını taşıyabilecek kadar genişler.
Artık sevgi, sahip olmaktan değil, bırakabilmekten doğar.
Artık güç, dayanmaktan değil, teslimiyetten beslenir.
Artık iyileşmek, düzeltmek değil, sadece sarılmaktır.
Sen değiştikçe dünya değişir. Çünkü gözün gördüğü her şey, artık gözünden değil, gönlünden geçerek ulaşır sana. Ve o gönülden geçen her bakış, her temas, hayatı kutsal bir aynaya çevirir. İçini yansıtan, içini hatırlatan bir aynaya.
Artık dışarıdan içeriye açılan bir kapı değil sadece bu yol.
Senin içinden dışarıya taşan bir varoluş haline gelir.
Ve bilirsin:
Kendine varmak, tek bir seferlik bir buluşma değil.
Her seferinde yeniden unuttuğun, yeniden hatırladığın; her gün biraz daha indiğin, biraz daha yükseldiğin bir sonsuzluk.
Bu sonsuzlukta artık yürümüyorsun sadece.
Işık oluyorsun.
Yol oluyorsun.
Kapı oluyorsun…
Dışarıdan içeriye açılan.
Ama artık içinden dışarıya da taşan.