12 Mart 2026 Perşembe

Beden ve Ruhun Sessiz Antlaşması

 


Modern hayat bize sürekli "daha fazla tüket, daha fazla al, daha fazla ye" ve dolayısıyla "daha fazla çalış" derken; ben son altı aydır bilinçli bir eksiltme haline büründüm. Buna sebep neydi? Nereden ve nasıl başladım tam olarak bilmiyorum ama bu halin ruhum ve bedenim üzerinde yarattığı muhteşem etkilere her gün artarak şahitlik ediyorum. Bazen ruhumuz biz fark etmeden şifalanma yoluna giriyor ve biz sadece kendimizi sonuçları izlerken buluyoruz.

Mesela tabağımdan bazı şeyleri eksiltmekle başladım. Bu gıdaları hayatımdan çıkarırken, başlarda bunları uyguladığım beslenme programının içeriğindeki yasaklar olarak görmüştüm. Ama süreç ilerledikçe, irade duygumun çığlıkları artık fısıltıya dönüştüğünde, yasak gözüyle baktıklarım artık gereksiz gözüyle baktıklarım oluverdi. Dışarıdan zor ve kısıtlayıcı gibi görünen bu disiplin, benim içimde de zordu; ama bu zorluk içimde öyle bir hükümdarlık kurdu ki, farkındalıklarıma ve getirdiklerine hayranlık duyduğum bir hayata sahip oldum. Bedenim ve organlarım arındıkça zihnim de temizlendi. Bu disiplin bana kendime daha fazla zaman ayırmayı öğretti.

Zihnimin bedenle inatlaşmayı bırakıp onunla aynı ritme gelmesi mucizevi bir hal. Yasak kelimesinin yerini gereksiz kelimesine bırakması ise gerçek bir içsel devrim. Bir gıdaya bakıp yiyemem demek yerine buna ihtiyacım yok diyebilmek, o kendi hükümdarlığının ta kendisi.

Bu hükümdarlık sadece mutfak masasında kalmadı, ruhumun diğer odalarına da bir güneş gibi sızdı. Bedenime koyduğum o şefkatli sınırlar, zamanla hayatın geneline dair çizdiğim sınırların provası haline geldi. Eskiden her şeye yetişmeye çalışan, herkesin pürüzünü düzeltmeyi görev sayan o telaşlı kadın; şimdi tabağındaki sadeleşme gibi, hayatındaki kalabalıkları da ayıklamaya başladı. Zihnimdeki gürültü dindiğinde, her gün tuttuğum şükür notlarım da değişti. Artık sadece büyük olaylara değil; arınmış bir bedenle alınan o hafif nefese, zihnimin sakinliğine ve kendime ayırdığım o kıymetli durma anlarına şükreder oldum. Bedenimle yaptığım bu sessiz antlaşma, meğer kendimle barışmamın ilk maddesiymiş.

En güzel kısmı da bunca eksilme sonrası gelen tamlık hissi. Kendimi çocuk zihnimin heyecanıyla olgun zihnimin sakinliğinin birleştiği çok farklı bir noktada hissediyorum. Beden ve ruh senkronizasyonu, bu hayatta bize sunulan muhteşem bir nimet. Bedenim ruhumla anlaşma imzalarken, ruhum bedenime hayranlıkla ve sevgiyle yaklaşıyor. Son birkaç yıldır unuttuğum kendimi bana hatırlatan bu disiplin, ne de hoş geldi hayatıma.

Bu disiplin bana bir kısıtlama değil, en çok da kendime verdiğim o kadim sözü hatırlattı: Kendine iyi bak, çünkü bu yolculukta ev sahibin sensin. Ruhum, bedenimin içinde bir yabancı gibi değil; sevgiyle ağırlandığı o huzurlu yuvada dinleniyor. Eksilttikçe çoğaldığım, azaldıkça tamamlandığım bu yeni ritimde; her sabah daha hafif bir bedene ve daha aydınlık bir zihne uyanmanın tadı tarif edilemez.

Şimdi biliyorum ki; biz kendi içimizde o sessiz antlaşmayı imzaladığımızda, dış dünyadaki tüm gürültüler sadece birer fona dönüşüyor. Kendi hükümdarlığınızın sınırlarını şefkatle çizin; göreceksiniz ki o sınırların içinde keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız bir özgürlük var.

Hiç yorum yok: