24 Mayıs 2008 Cumartesi

Kahvedir Keyif Veren Hüzündür Hapsedilen




Kahve tirkaleri iyi bilir.Kayveye tadını veren özü dibine çöker içerken.En güzel kısmıdır bence telvesi.Hatta her içişimde şöyle bir dilimin ucuyla alırım içim zevkine son noktayı koymak istercesine.Fazlada bitirmemek gerekir yoksa kapanan fal çıkmaz bilirim.Kahve telvesi gibi içime çöken bir hüznüm var.Hani dedim ya işin özü odur aslında tad veren kısmı,ama fena çöktü mendebur nedensiz yere bu kez.Ters çevirdim kapadımbende fincanı.Biraz dağalsın başka kısımlara,hem severim çıkan şekilleri incelemeyi hemde nefesimi daraltıyo bu dibe oturmuş hal nefesim daralıyor kurtulmak istedim.İçmemişim kahvemi meğersem sonuna kadar.Zamansız kapatıp bir ters çeviriş olmuş.Üzerime döküldü telveyi sulandıran yudumlamayı unuttduğum hali.Çok severdim oysaki beyaz elbisemi.Zaten bişeyleri hiç bilemedim bunun cezası belkide bu.Ya adam gibi içmeyi öğrenmeliydim kahveyi yada öğrenemediysem ters çevirip telveyle uğraşmak neyime birde üstüne üstlük kapadım fincanı.Hadi bunları geçtim neyime benim beyaz elbisemle kahve içmek heee neyime.Hem tiryaki oldum diyorum seviyorum ben kahve içmeyi diyorum hem de adam gibi içmeden kahveyi piç ediyorum.Çokta suçum yok belkide, korkuttular yıllarca içme kara kız olursun diye.E büyüdük aklımız ermeye başladı hatta içmeye başladık ama işlemiş beyne bir kere kulakta çınlamadan olmuyor.Kolay değil tabularını aşması insanın.Ne alaka demeyin şimdi bana kahvenin tabusumu olur.Olurrr olurr.Kahve keyfindeki teşbihe benden sürrealist bir yaklaşımla oda olur.....





21 Mayıs 2008 Çarşamba

Koşmam Lazım Hayata


Ey dünya sana geldim birgün tanrının emriyle.Büyük sancılarla kıvrandırdım cennetin ayaklarının altına serildiği kadını.Doğanın kanunuydu çokta suçum yoktu nitekim yüzümü gördüğünde gülümseyişiyle unutmuş gibiydi her anını acısının.Duyduğum ilk seslerin ardından ilk nefesimi aldım yaşamdan.İlk nefes ve ilk can acısı.O da doğanın kanunuydu ciğerim havayla doldu.Sonra ben ağladım karnım doydu.Ben ağladım istediğim oldu.Emekledim dizlerim acıdı çözümü yürükmekte buldum.Yavaş geldi yürümek koşmaya çalıştım.Erken çabaydı.Koştukça düştüm.Düştükçe canım acıdı.Dizlerim acısı bu kez kabuklu yaralardandı.Arnavut kaldırımlı mahallemin bayırından aşağı beyaz parmak arası tokyalarımla koşmamam için nede çok tembihlenmiştim oysa.Çıkarıp attım ayağımdan onları madem düşmemin sebebisin yalınayak geliyorum hayat bekle beni diyerek.Ne paslı çiviler engeldi nede yerdeki cam kırıkları.Durduğumda vardığım yer ilkokulumdu.Çalan her zilin ardından ellerim siyah önlümün cebinde yürüyerek bahçeye her çıkışımda,koşanları gördüm hatta çekilsene ayağımın altından dercesine omuz atanları.Koşmayın!Koşunca düşülüyor,düşünce dizler kanıyor!
Biliyorum,hemde iyi biliyorum!Dinlemedim çünkü bana koşma diyenleri bakın hala kanaması durmadı dizlerimin.
*** *** ****
Ey çocukluğum!Orta yaşa yaklaştığım şu yıllarımda geride bıraktığım deli dolu gençliğim sende herkez gibi gidiş dönüş bileti aldın geldiğin yerden.Tüm koşmalarının nedeni bilmediğin dönüş vaktinin her an kalkış düdüğünün çalabileceği korkusu belkide.Dönmeden geldiğin yere olgun yıllarımın yapacakları ne kadarda çok çocukluğumun ve gençliğimin yaptıklarından.
Koşmama engel olma hayat.Bak büyüdüm de olgunlaştım bile ben artık.Düşmek senden de olsa ben silkeliyip dizime bulaşan tozu toprağı devam etmeyi öğrendim.Zaten eskisi kadar hızlı koşamadığım için kanamıyorda artık dizlerim.Kanasada umrumda olmazdı zaten.Ben artık ne ilk nefesiyle ciğeri yandığı için çığlık çığlığa bağıran,dizleri emeklerken yere sürtünmekten kızaran bebek,ne beyaz tokyasıyla koşarken ayağı takılıp düşen çocuk,nede düşmemek için koşmaktan vazgeçip avare yürüyen genç kız değilim artık.Okadar çok şey varki beni bekleyen zamanın yetmemesi korkum.Yetişmek için çabam.Yakalamak boş gönderdiğim,geçmiş 10 sefer sayılı treni orta yaş peronunda;yolda alınmayı bekleyen hayat öğretileriyle doldurup yaşlılık durağına vardırmak için.Ve koşmam lazım hayat o treni kaçırmadan yakalayabilmek için....

15 Mayıs 2008 Perşembe

BİRLİKTE AYRILIK

Zaten hayranlık duyduğum ebru sanatına bu klipten sonra bir kez daha hayran oldum.Öylesine büyüleyici ve huzur verici buluyorum ki!Ebruzenin yaptığı çizimlerdeki büyüleyicilik ve huzur hali Müşfik Kenter'in sesli sunumuyla dahada yoğunlaşmış.Sizler ne düşünürsünüz bilemem ama izlemeye değicek bir klip hem Ebru sanatından hemde Müşfik Kenter'in huzur verici ses tonuyla anlattığı hikayeden dolayı.
Bu arada birde dip not düşeyim;yakında burada yaptığım Ebru'ları fotograflayıp sizlerle paylaşıcağım.

VAKİT VARKEN

Bunu kaç kişi yapar yada yapmaya cesaret eder bilemiyorum ama geçen gün önümden geçen bir cenaze arabasının içinde gördüğüm tabutun ardından kendi cenaze törenimi hayal etmek düştü aklıma.Önce uykuya dalmak gibi bişeydir heralde diye düşündüm.Ardından ruhum tıpkı filmlerde gördüğüm gibi bedenimden ayrıldı sonra ölece yerde yatan bana baktı.Fazlasını bilmediğim için ölüm sahnesinin hayali bundan öteye gidemedi.Sonra birden kendimi inanılmaz bir şekilde bu hayalin içinde buldum.Birden göğsüm sıkışmaya başladı.Etraf kalabalıktı,yerde yatan biri vardı ve herkez ağlıyordu.Sonra annemi gördüm yerde yatan kim dedim beni duymadan ağlamasına devam etti.Ne babam,ne kardeşlerim,ne eşim nede beni tanıyan diğerleri sorularıma sanki beni duymuyormuşcasına cevap vermiyorlardı.Birden bende onları umursamaz bir hal aldım çünkü müthiş bir hafifleme gelmişti üzerime. sanki yıllardır bir yükü taşıyormuşumda artık sırtımdan atmışım gibi.Aradaki zamanı hatırlamıyorum neydi nasıl geçti ama birden karanlık bir yerde buldum kendimi.ayağa kalkmak istedim yapamadım,çıkmak istedim çıkamadım yavaş yavaş nefeste alamaz hale geliyordum artık.Sonra sanırım ben öldüm dedim kendi kendime kurduğum bu hayalde.İşte asıl ozaman başladı herşey...
Ben orda öylece yatıyordum.Ölmüştüm!Evet belki ürkütücü ama engel olamamıştım bu hayale.Sonra o karanlık yerde şöyle bir geriye bakma fırsatım oldu.Geçmiş yaşamımda nekadar gergin olduğum anlar vardı.Keşke farklı olsaydı dedim sonra burda olmasaydım asla onlara bu derece üzülmezdim nekadar da boş gerginliklermiş hepsi dedim.Bu düşünce ferahlığının içinde nasıl bir insan olmak istediğim ve hayatta yapmak istediklerimi teker teker geçirdim gözümün önünden.Önceliklerde yanlış sıralama yaptığımı gördüm.Önemsiz konulara nede çok zaman ayırmışım dedim,yapacağım bunca şey varken.Oysa ölmeden önce hep ertelemiştim bişeyleri.Bir çok keşkeler çıktı sonra önüme bir çoğunu hayattayken hiçte önemsememiştim.En kötüsüde neydi biliyormusunuz arkamdan gözyaşı döken o sevdiklerimin haller.Daha fazla vakit geçirebilir daha fazla mutlu edebilir daha fazla mutlu olabilirdim.Keşke ölmemiş olsaydım dedim ve birden kendime geldim.
Bu ürkütücü hayal nede çok şeyi göstermişti bana kısacık anda.Hala yaşıyorken ölümü düşünmek gerekiyormuş demek ara sıra ve hala vakit varken ertelemeden yaşamak bişeyleri sokmadan kendini gama vede tasaya.....

13 Mayıs 2008 Salı

BÜYÜK İTİRAF

Bölüm 1
​Ömer ve Esra evliliklerinin dördüncü yılını doldurmuşlardı. Aslında başlarda da muhteşem olmayan ama en azından o dönemlerde içinde büyük tutkular barındırmasa da paylaşıma dayanan bir ilişkileri vardı. Fakat bu hal son bir yılda tamamen sona ermiş, aralarında adeta bir uçurum açılmıştı. Esra, Ömer’i büyük bir tutkuyla seviyordu; fakat son dönemde yaşadıkları onu bir hayli yıpratmış, kendiyle ve Ömer’le çatışmalara sürüklemişti. Kendiyle konuşur, sorular sorar ve cevap arar bir hale gelmişti. Ömer’le ise konuşmayı başaramıyordu. Ömer’e her ulaşma çabası, Ömer’in aralarına adeta soğuk bir duvar gibi koyduğu mesafeyle sonuçsuz kalıyor; bu durum Esra’yı daha da çılgına çeviriyordu.
​İlişkisini yeniden eski haline getirmek için çok çabalıyor ama tüm çabalarının tek taraflı olması artık yavaş yavaş yorulmasına sebep oluyordu. Esra bir bankacıydı ve işinde oldukça başarılıydı. Gerek sosyal hayattaki aktifliği gerekse çalışma hırsı onu kısa zamanda iyi bir mevkiye getirmişti. Hayata dair ulaşmak istediği her şeye ulaşmıştı ve bundan sonrasında da istediği her şeye ulaşabileceğini biliyordu. Çünkü elde etmenin yolunun istemek ve çabalamaktan geçtiğini keşfetmişti. Ama bu, ilişkisi için geçerli olmayan bir keşfedişti. Çok istemesine, hatta çok çaba sarf etmesine karşın sonuç değişmiyordu.
​Ömer, ticaretin içinde büyümüş; yıllarca otoriter ve dindar olan babasının baskısıyla gelen çalışma hayatını sürdürürken, beklenmedik şekilde tüm tabuları yıkıp her şeyi ve herkesi geride bırakarak sıfırdan kendi istediği gibi bir hayata başlamıştı. Bunu hayatında en iyi bildiği iş olan ticaretle başardı. Babasıyla çalıştığı dönemlerde oldukça iyi bir iş çevresi edindiğinden piyasada tutunması çok da zaman almamıştı.
​Ömer, Esra’ya ayrılmak istediğini defalarca söylemesine rağmen Esra birçok çözüm yolu arayışıyla bu evliliği toparlamaya çalışıyordu. Ömer, Esra’ya bu çabaların boşa olduğunu, kararının kesin olduğunu çok kereler anlatmıştı; fakat Esra’ya bir şeyleri kabul ettirmenin yolunun belki de "deneyip olmadığını görmesi" olabileceği düşüncesiyle onun çabalarına uyuyor, sonucunda değişen bir şey olmadığını ona bu yolla gösteriyordu. Son dört ay, ilişkilerinin kopma noktasının yaşandığı zaman dilimiydi. Esra tam anlamıyla bir cevap bulamamıştı kafasında ama onun için en ikna edici cevap Ömer’in hayatında başka bir kadın olduğuydu. O gün evlenme yıldönümleriydi. Tüm yaşananlara rağmen Esra ümidini yitirmemiş ya da belki de pes eder bir halle, her yıl yemeğe çıktıkları restorandan yer ayırtmıştı. Onun için bu gece belki bir final, belki bu ilişki adına yeni bir başlangıç olacaktı.
​Esra üzerine siyah saten elbisesini giydi. Sırtının bir kısmını açıkta bırakan, boyundan kalın şeritlerle bağlı siyah bir elbise... Diz altında biten boyu, Esra’nın bacaklarının bir kısmını gizlese de görünen kısmı, onun o düzgün bacaklarındaki çekiciliği sergilemek için yeterliydi. Saçlarını sade bir topuzla toplamış, yine sade olan makyajıyla stilini bütünlemişti.
​Ömer de giyimine dikkat eden, oldukça şık ve zevkli giyinen bir beydi. O gece onun da üzerinde siyah bir takım elbise, kol düğmeli beyaz bir gömlek vardı. Kırmızı kravatıyla takımını tamamlamıştı.
​Bölüm 2
​Esra: — Eeee, kadehimizi neye kaldırıyoruz? (Esra masada bulunan, içi kırmızı şarapla dolu kadehini yavaşça havaya kaldırmış ve imalı bir şekilde bu cümleyi kurmuştur.)
​Ömer: — Dostça ayrılmamıza olabilir...
​Esra elindeki kadehi masaya koyar ve gergin bir ses tonuyla:
— Bana elle tutulur tek bir açıklama yapmadan mı?
​Ömer o esnada yemek yemektedir. Elindeki çatal ve bıçağı yavaşça tabağının kenarına bırakır, ağzının kenarlarını peçetesiyle nazikçe siler; ardından kendinden emin, sakin bir tonla:
— Sana yürütemediğimi defalarca söyledim. Daha ne söylememi bekliyorsun ki?
​Esra (Hırçın bir ses tonuyla): — Artık her şeyi anlatmanın zamanı gelmedi mi? (der ve kadehteki şarabı bir seferde içer. Ardından Ömer’in uzanmasına fırsat vermeden şarap şişesine uzanır ve kadehini yeniden doldurur.)
​Ömer: — Esra artık kabul edelim, sen ve ben yapamıyoruz. Bunu artık sonlandırmalıyız.
​Esra (Arkasına yaslanır, sinirli bir gülümsemeyle): — Bu kadar kolay, değil mi Ömer Bey? Her şey bu kadar kolay!
​Ömer: — Hayır değil tabii ki Esra ama inan artık benim için yürütmesi de kolay değil.
​Esra önündeki tabakta bulunan etten hırçınca kestiği bir parçayı ağzına atmasının ardından şarabından bir yudum alır. Sanki yemekten hırsını çıkarır gibidir; şarap ise onun için adeta en iyi sakinleştiricidir.
​Esra: — Sorun "biz" değiliz Ömer, sorun sensin.
​Ömer (Ellerini çenesinin altında birbirine kenetlemiş, dirseklerini masaya yaslamış bir halde): — Ben hiç aksini iddia etmedim ki.
​Esra, Ömer’in sakin üslubu karşısında gitgide daha da öfkeleniyordur. Ömer’in bu cümlesinin ardından elindeki çatal ve bıçağı hızla masaya bırakır. Bu esnada çatal ve bıçağın tabağa çarpmasıyla yüksek bir ses çıkar. Ardından yüksek sesle devam eder:
— Peki bana o adi kadının adını bağışlamayacak mısın?
​Ömer: — Esra biraz sakin olur musun!
​Esra: — Sana adı ne dedim o fahişenin?
​Ömer: — Esra yeter artık, susar mısın? Bu kelimeyi bir daha tekrar etme.
​Esra (Alaycı bir gülümsemeyle): — Peki özür dilerim; doğru ya, bu denli senin gözünü döndüren kişiye "prenses" demeliydim, affedersin.
​Ömer: — Lütfen keselim artık şunu.
​Esra: — Ömer anlayamıyorum, bunu düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Bende bulamayıp onda bulduğun ne? Etrafındaki herkes senin benim gibi bir kadına sahip olmana imrenerek bakarken, o kadında bulup bende bulamadığın şey ne?
​Esra artık kendini tutamaz hale gelir, yaşlar gözlerinden kendiliğinden süzülüyordur. Etrafta bulunan insanlara belli etmek istemezcesine aceleyle gözyaşlarını siler.
​Ömer: — Esra, istersen artık kalkalım. Sen iyi değilsin, bu konuşmaya evde devam edelim ne dersin?
​Esra: — Ben hiçbir yere gitmiyorum. Burası bizim her yıl evlilik yıldönümümüzü kutladığımız yer ve ben bu gece buraya çok ümitli gelmiştim.
​Ömer: — Her zamanki gibi ısrarcısın. Bunu yapmaktan hiçbir zaman hoşlanmadım, biliyorsun.
​Esra: — Bu ilişkiyi yürütmek için çok çabaladım, peki sen ne yaptın? (Esra’nın ağlaması iyice yoğunlaşır. Kadehinden kuvvetli bir yudum alır.)
​Ömer: — Ağlamayı keser misin? Hem o şarabı içmeyi de bırak artık lütfen. Herkes bize bakıyor, hadi artık kalkalım.
​Esra: — Hayır efendim, hiçbir yere gitmiyoruz.
​Ömer: — Yeter artık, sinirlendirmeye başlıyorsun.
​Esra: — Eski sevgilin, değil mi? Evet, evet öyle olmalı. Ne zamandır yeniden görüşüyorsunuz onunla? Zaten sen hiçbir zaman beni gerçek anlamda sevemedin. Hep birilerinin gölgesi vardı ama ben bunu yıllarca kabullenmek istemedim; sanırım artık yüzleşmenin zamanı geldi.
​Ömer: — Esra bak, sen çok iyi birisin. Senin de söylediğin gibi birçok erkeğin düşleyeceği kadar da güzelsin. Ama olmuyor. Ben artık bu evliliği daha fazla yürütmek istemiyorum.
​Esra: — Neye yarar ki iyiymişim, güzelmişim... Hıh! Tüm bunları hiçe sayıp beni adi bir kadına tercih eden bir eşim var.
​Ömer (Sinirli bir ses tonuyla): — Yeter artık! Ağzına hiç yakışmayan bu üsluptan vazgeç. Hayatımda bir kadın falan yok, anlıyor musun?
​Esra: — Hala yalan söylemekten vazgeçmeyeceksin değil mi Ömer? Son bir yıldır bana doğru düzgün elini bile sürmedin. Sürekli iş gezilerini bahane edip yurt dışına çıkıyorsun. Geçen gün Milano’daki harcamaların ekstrelerini buldum. O rakamlar tek bir kişinin harcaması olamaz, seni iyi tanırım. Bu gece burada her şeyi itiraf edeceksin.
​Ömer (Sıkıntılı bir halde kravatını yavaşça gevşetir): — Peki Esra, sen kazandın. Madem bu kadar duymak istiyorsun, o halde dinle. Evet haklısın, hayatımda biri var. Sadece Milano’da değil; senin olmadığın, hatta olduğun birçok anda yanımda olan biri.
​Esra: — Benim bulunduğum anlarda da mı? Demek bu kadar adileşebildin Ömer. Demek en yakın arkadaşımla beni aldatacak kadar adileşebildin. (Esra derin bir nefes alır.) Ya ben ne kadar aptalım! Bir de geçen gün Filiz’i evine bırakman için sana o kadar ısrar ettim. Bir dakika; geçen yıl Filiz günlerce bizde kalmıştı ve banka teftişte olduğu için geç saatlere kadar çalışmak zorunda kalmıştım. Siz evde sürekli yalnız kalmıştınız. Yoksa o zaman mı başladı? Lanet olsun ya, nasıl bu kadar adileşebildiniz!
​Ömer: — Yeter artık, Filiz lafı etmekten vazgeç. Onu boş yere suçluyorsun.
​Esra: — Nasıl boş yere ya? Nasıl boş yere! "Arkadaşım" diyorum, "dostum" diyorum, evimi açıyorum; bu mu karşılığı?
​Ömer: — Esra yeter artık, Filiz lafı etmekten vazgeç. Bu şekilde davranarak benim için zor olan bir durumu daha da zorlaştırıyorsun. Geçen cumartesiyi hatırlıyor musun? Sen, ben, Hakan ve Mustafa yemekteydik. Sohbet oldukça güzeldi ve sen oldukça neşeliydin; hatırlıyor musun o günü?
​Esra: — Nasıl unutabilirim ki! Hakan’ın garson kız için söylediği bir cümleyi anlamsız bir şekilde hadiseye çevirmiştin. Üstelik ardından anlattığı olaya Mustafa ve ben kahkahalarla gülerken, yine anlamsız bir şekilde davranarak masayı terk etmiştin. Oysaki beni kıskanmanı gerektirecek bir hal yoktu. Bu tepkini hiç çözememiştim.
​Ömer (Derin bir nefes alır, konuşmak için kendini zorlar bir halde): — Esra, o gün Hakan’ın anısında anlattığı kişi bendim ve kıskandığım da sen değil, Hakan’dı. Yıllardır içimde yaşadığım bu gerçeği artık kabullenmeye ve yaşamımı bu doğrultuda yaşamaya karar verdim. Çok üzgünüm. Evet, senin de söylediğin, hatta emin olduğun gibi hayatımda olan biri var; o kişi de ne eski bir sevgili ne Filiz ne de başka herhangi bir kadın. Hayatımdaki kişi... HAKAN.
​Esra ve Ömer göz göze gelirler. O an, sözün bittiği andır. Esra boğazında oluşan düğümü yutkunarak geçirmeye çalışır. Duydukları asla duymayı beklemediği şeylerdir. Ne kadar yutkunursa yutkunsun, boğazındaki düğüm geçmez. Düşünceli, kendi kendine soru sorar ve cevap arar bir halle parmağındaki alyansı çıkartır, yavaşça masaya bırakır, ayağa kalkar ve oradan uzaklaşır.


(Yaratıcı yazarlık kursunda bu haftaki yazımdı bu.Aslında kurs için yazdığım yazı dialogları ve konusu aynı olan bir tiyatro metniydi.Ben burda bu metni düz yazı haline getirdim.
Sizce Esra bu durumda ne yapmalıydı?Cevabınızı bekliyorum.Yorumlarınız için şimdiden teşekkürler)

11 Mayıs 2008 Pazar

ANNE

Uzun yıllar anneler gününü bir evlat olarak annemi sevindirmek amaçlı bir gün olarak kutlamanın ardından ticaret hayatını tanıdıktan sonra bunun ticari amaçlı bir gün olduğunu düşünmeye başladım.Taki annelikle tanışana kadar.Benim için kasım ayı olmasına rağmen oğlumu kucağıma aldığım gündü asıl anneler günü.Hele dışardan baktığımda oldukça normal bulduğum ama yaşadığımda yaradanıma birkez daha hayran kaldığım ve yaşattığı için şükrettiğim emzirme olayını yaşamak bu dünyada hiç bir şeyle kıyaslayamayacağım en mutlu anımdı.Belki çok erkendi ama anneliğin iç sızlatan halini ise oğlumu hastaneden geldiğimizde yıkadıklarında ağlamasını duyduğum an hissetmiştim.Ne onu dokuz ay boyunca karnında taşımak nede dünyaya getirmek için sezaryenin dayanılmaz acısına katlanmak geçebildi.O an gözümden süzülen yaşın etkisiyle nolur ağlatmadan yıkayın dediğimi hatırlıyorum.Tüm canımın acısına rağmen yatağımdan kalkıp banyonun kapısına dikilerek söylemiştim üstelik.O gün dün gibi aklımda.Üzerinden tam 9 yıl geçti hatta ay olarak eklentisi bile var.Şimdi oğullarım büyüdü.Belki fiziksel olarak hala küçükler ama ben şu an onlardan uzaksam bu anı beni yargılamadan bana hakvererek ve anlayarak benimle uzaktan paylaşıyorlarsa sabah gözlerini açar açmaz kimse hatırlatmadan beni arayıp anneler günümü kutlaya biliyorlarsa benim oğullarım büyümüş dememi sizde anlarsınız.
Canım oğullarım siz varlığınızla bana en büyük hediyesiniz iyiliğinizle,kötülüğünüzle,başarılı olun yada olmayın,beni sayın yada saymayın yeterki bir yerlerde ömrümün son anına kadar varlığınızdan haberdar olayım.Çünkü siz hayatımda var olduğunuz andan itibaren beni var edensiniz.Sizden sonra bu hayattaki tek gayem sizelere layık bir anne olmak ve sizleride hayata en iyi şekilde hazırlamak.
Canım annecim hani derdin ya bir gün anne olunca beni anlıyacaksın diye nede boş gelirdi ozamanlar bu cümle.Şimdiyse tümüyle yaşıyorum bu cümleyi beni dünyaya getirirken katlandığın acı,büyütürken yaptığın fedakarlıkların,şu yaşımda bile her canım yanışında benden çok acı çeker halinle yanımda oluşun her şeyden önemlisi varlığın için sana minnettarım.Seni çok seviyorum.Bana bu hayata ve kişiliğime dair kazandırdığın herşey için sana binlerce kez teşekkür ederim.O taktir ettiğin anneyi sen yetiştirdin.İyiki varsın seni çok seviyorum.
ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN........

8 Mayıs 2008 Perşembe

ÇATIŞMA

Ruhumla bedenimin söz düellosunda sanki.Hiç durmudan birbirlerine sataşıyorlar.Acımasız eleştirlerden yoksun olmayan en şiddetli halleriyle üstelik.Ruhum inzivaya çekilmiş bir halde.Beslenmiyor,hissetmiyor ama bedenimdeki varlığındanda vazgeçmiyor.Bedenimse ona inat en aceleci haliyle yaşıyor hayatı.Yiyiyor,içiyor,gülüyor,eğleniyor.Her ikiside kendi halinde yürütürlerken yaşamlarını başladı bu çatışma.İlk lafı atan bedenimdi hatta hatırlıyorum.Demiştiki ruhuma yeter bu durgunluk,bu suskunluk nezaman bütünleşiceksin benimle bu hayatta.Ruhumda ona cevap vermişti varlığım yeter sadece varlığını sonsuz kılmaya,sen benimle uğraşma bak gezmene,tozmana.Bedenim cevap vermekte gecikmedi ona senin için yapıyorum ben bunları ama sen en mutlu anların içinde bile saklı küçük hüzünlerin peşindesin.Nedir bana kastın beyazlarına sebep oldun saçlarımın.Boşver sen onunda kolayını bulmuşsun diyor ruhum boyarsın geçer.Beni suçlama,beni beslemedin bile son zamanlarda diyor.Bedenim cevap veriyor hemen her gün besliyorum ama sen ölesine kitledinki kendini hüzün zindanlarına duvarları delip geçemiyor beni şenlendiren melodiler.Boşver diyor ruhum bedenime,en efkarlı haliyle söylüyor bunu hafifçede uzatarak kelimenin son harfini.Elleme beni ne zararım varki sana bir köşende kıvrıldım yattım.Nefes almamın sebebi Varlığın diyor bedenim ruhuma.Mutlusun madem kal böyle.Ama beni elleme.Ama benide hüznüne ortak etme.Ama beni çok geç terketme.