BAŞLANGIÇ: ZAMAN YIRTIGI
Her şey 8 gün önce başladı. Ya da 10. Tam hatırlayamıyordu . Zaman, çekmeceden düşen yırtılmış bir takvim yaprağı gibiydi. Takvimde 3 Temmuz yazıyordu, ama telefon her sabah 4 Temmuz'da uyanıyordu. Ve her sabah saat tam 08:37'de.
"Bugün 4 Temmuz. Saat 08:37. Günaydın."
Sürgülü dolabın kapağını açtığında her sabah aynı notu buluyordu:
"Beni unutma. Henüz uyanmadın."
Kenan bu notu yazmamıştı.
Şuursuzca bir umutla, gece boyunca yatak başındaki kamerayla kendini kayda aldı. Sabah izledi. Saat 02:14'te ekran bir saniyeliğine kararıyordu. Ekran geri geldiğinde yatak boştu. Kenan yoktu. Ama ses vardı. Tıslayan bir nefes sesi. Ardından bir fısıltı:
"Kenan.. Geç kaldın..."
Bazı sabahlar not farklı yerlerde oluyordu. Komodinde, aynada, hatta bir keresinde buzdolabının içinde. Bir sabah notun altına ikinci bir satır eklenmişti:
"Kameraya güvenme. O uyanık."
Bir başka sabah posta kutusunun kenarına sıkışmış bir kağıt buldu. El yazısı tanıdıktı:
"Bugün birini göreceksin. Gözlerine bakma."
Kenan, bir sabah kitaplığın önünde dikildi. Raflarda bir şeyler değişmişti. Araya sıkışmış eski bir fotoğraf buldu: Kardeşiyle kazadan önce çekildikleri fotoğraf. Ama farklıydı. Kazak rengi değişmişti. Pozlar farklıydı. Oysa o anıyı net hatırlıyordu.
Öte yandan, evdeki fotoğraf çerçevesindeki aynı fotoğraf da değişmişti.
Kenan, kısa bir süreliğine şu gerçeğin farkına vardı: "O gün kazanın sabah olduğunu sanıyordum. Ama fotoğraflardaki gölgeler... Güneş batıyordu."
Aynaya yaklaştı. Bu sefer yansıması birkaç saniye gecikmeli hareket etti. Sonra kendi kendine konuşmaya başladı:
"Kitaplığa dokunma. Fotoğraflara güvenme. Sen yalnız değilsin ama hangi sen sensin, bilmiyoruz.''
Her sabah farklı detaylarla uyanıyordu.
Birinde kitaplıkta kitap yoktu.
Birinde tüm fotoğraf çerçeveleri boştu.
Birinde galeride aynı fotoğrafın yüzlerce versiyonu vardı: Kenan yok, kardeşi yok, ikisi de yabancı gibi...
Her versiyonunda farklı bir Kenan vardı:
Biri kardeşiyle yaşıyor ama sakat.
Biri yalnız ama başarılı.
Biri kazayı hiç yaşamamış.
Ama hepsi aynı saatte uyanıyordu: 08:37.
Bir sabah mutfaktan kardeşinin sesi geldi: "Kahve ister misin?"
Kenan sessizce mutfağa gitti. Kardeşi sırtını dönmüş kahve koyuyordu. Masada bir not vardı. Bu kez yazı bilgisayar fontundaydı:
"Sonsuz olasılık içinde sadece biri GERÇEK. Ama gerçek olan, yaşanabilir olan değil. Kalırsan unutacaksın. Gidersen seni kimse hatırlamayacak."
Kardeşi döndü, göz göze geldiler. Kenan onun gözlerinde kendi bakışını gördü. Bu "kardeş" aslında onun parçasıydı.
Aynaya yürüdü. Yansıması konuştu:
"O gün kararı ben verdim. Onu silmek zorundaydım. Ama acıyı sen yaşıyorsun."
Kenan karar verdi. Ellerini yüzüne sürdü. Görüntü karardı.
Bir hastane odası. Beyaz duvarlar. Saat 08:37. Kenan komadaydı.
Yanında biri ağlıyordu. Kardeşi. Yaşıyordu. Hemşire geldi:
Kenan'ın kardeşinin kulağına eğildi ve fısıldayan bir sesle : "Hâlâ uyanmadı ama yoğun elektriksel aktivite var. Sanki başka bir dünyada yaşıyor."
Kenan'ın sımsıkı halde olan avucuna, nasıl ve ne zaman olduğu bilinmeyen bir şekilde bir not sıkıştırılmıştı: "Kenan, lütfen dön. Hangi gerçeklikteysen, oraya ait değilsin. Burada seni bekliyoruz."
SON
Ve böylece Kenan’ın zamanı durdu.
Saat 08:37’ye takılı kaldı… Tıpkı bazı soruların cevap ararken aklımızda donup kalması gibi.
Bu satırlarla hikaye tamamlandı.
Ama bu son benim için bir başlangıcın adımı...
Bir süredir kelimelerin beni götürdüğü yeni bir yolun eşiğindeyim. Bu yolda uzun zamandır gizlice biriktirdiğim hikayeler oldu. Hikayelerimden biri olan yukarıdaki hikaye artık sayfalar arasında kendi dünyasını kurmak için kıpırdanıyor. Sessizce doğacak bir yolculuk bu. İçimdeki aynalara bakıyorum ve ne göreceğimi ben de tam bilmiyorum.
Şimdi burada size dönüp sormak istiyorum:
Böyle bir yolculukta yanımda olur musunuz?
Ben yazmaya başlarken sizin bir “devam et” fısıldamanız, belki de en büyük itici güç olacak.
Buraya kadar geldiyseniz, bir iz bırakın.
Bir yorum, bir kelime, bir işaret. Çünkü yazmak birinin yüreğine dokunduğunu bilince anlam kazanıyor.
Ve kim bilir…
Belki bir gün bu hikâyeyi, çok daha derinleşmiş ve başka kapılar açmış bir romanın içinde okursunuz.

