25 Eylül 2025 Perşembe

Murakabe: Kalbimi Dinlemeyi Öğrenmek

 

Uzun yıllardır tasavvufa merakım var. Bazen bir kitabın satırında, bazen Mevlânâ’nın sözlerinde, bazen de kendi iç sessizliğimde yolumu aradım. Farkındalık ve olma yolculuğumu hep tasavvufun diliyle dile getirmek istedim. Çünkü bana göre bu yol, sadece bir inanç meselesi değil; kalbin kendine dönüp kendini yeniden hatırlaması.

Bu yolda Murakabe ile tanıştım ve Murakabe, kalbimle yeniden tanışmamı sağladı.
Mevlânâ’nın dediği gibi:

“Sen dışarıda ne arıyorsun? Aradığın cevher, kalbinin içinde saklı.”

Ben murakabe ile tanışmadan önce içimde öyle kalabalıklar oluyordu ki…

Sanki düşüncelerim birbirine çarpıyor, herkes aynı anda konuşuyordu, ben ise en sessiz köşede kendi sesimi duyamıyordum. İşte o anların birinde kendime sordum: 

“Ben kimim? Kalbim gerçekten ne istiyor?”

Sonra Mevlânâ’nın şu sözüyle karşılaştım :

“Sen kendi içine bakmadıkça Hak’kı göremezsin.”

Bazen tek yapmam gereken şey, içimdeki kalabalığı susturmak değil… Kalbimin sesini işitmek.

İşte  bu hal e tasavvufta  murakabe deniyor. Yani kalbinin aynasına bakmak, içini seyretmek, kendini Allah’ın huzurunda hissetmek.

Kalbini hızlandıran ve öfkeme sebep olan durumlarda ya bu öfkenin peşine takılıp sürüklenirsin  ya da bir nefes alıp içime dönüp kendime fısıldarsın.

Murakabe kendine fısıldamayı öğretiyor ve  ben her öfke  hissetiğim anda kendimi kalbime fısıldarken buluyorum;

“Benim bu hâlime Allah şahit.”

O anlarda öfkem  hemen yok olmuyor, ama artık ona kapılmıyorum. Ve  her seferinde işte murakabenin hediyesi bu diyorum kendi kendime: Duygularımı izlemek, onlara mahkûm olmamak. 

Bugün psikoloji buna “farkındalık” diyor. Yani anın içinde kalmak, düşüncelerini yargısızca izlemek. Şu anın farkında olmak, düşünceleri yargısızca izlemek…Bunun faydasını reddetmek mümkün değil.
Ama murakabe  beni bir adım öteye taşıyor, murakabe nefesin ötesinde bir boyut açıyor. Çünkü orada sadece “ben” yok. Orada “benim Rabbim bana şah damarından daha yakın” hakikati var. Böylece yalnızca sakinleşmiyorsun; aynı zamanda içindeki ilâhî güveni de hatırlıyorsun.

Çünkü sadece kendimi izlemiyorum; aynı zamanda Rabbimin beni izlediğini biliyorum. Ve işte o bilinç, bana güven ve huzur veriyor

Mevlânâ’nın sözüyle:

“Nereye gidersen git, kalbini de beraber götür. Çünkü aradığın cevher dışarıda değil, içeride.”

Murakabe için saatlerce inzivaya çekilmeye gerek yok. Çayın demlenmesini beklerken gözlerimi kapatıp kalbime kulak veriyorum mesela ya da günün sonunda kendime soruyorum: “Bugün kalbim neye şahit oldu?” 

Öfke, kaygı ya da sevinç geldiğinde “Benim bu hâlime Allah şahit” diyerek kalbime dokunuyorum.

Ve bu küçük anlar bana derin bir dinginlik getiriyor.

Yıllardır tasavvufa ilgim oldu, ama asıl murakabe ile şunu öğrendim:

Kalabalığın içinde bile kendi kalbime dönebilirim.

Ve bazen tek yapmam gereken şey, içimdeki gürültüyü susturmak değil. Kalbimin sesini işitmek. Kendini izlemek, ama yalnızca kendini değil, o izleyişin ardındaki ilâhî bakışı da hissetmek.

Hatırlamak için yaratıldım. 
Ve yolculuğum hâlâ devam ediyor ...







Hiç yorum yok: