1 Ocak 2026 Perşembe

Gecemi Aydınlatan Sandık

 Bazı günler gecenin gelişiyle ürperirdim.

Sebebini sorarsanız, adı yoktu; sadece sebepsizce bir his vardı.

İçimde, benim bile tam olarak tarif edemediğim bir çekince dolaşırdı. Gün kararacak ve bir daha asla aydınlanmayacakmış gibi gelirdi. Bu yüzden aceleyle uyumak isterdim. Uykunun, karanlığı benden önce bitireceğine inanırdım. “Uyuyayım,” derdim, “uyuyayım ki sabah gelsin, ışık geri dönsün.”

Sonra gün ağarırdı.

Güneşin ilk ışıkları pencereye dokunduğunda, sanki karanlıktan kaçmış gibi sıçrayarak uyanırdım. İçimden derin bir nefes yükselirdi:
“Şükür… Yine sabah olmuş.”
Zifiri karanlık bitmiş, sonsuz sanılan gece geride kalmış olurdu.

Bir gün, zamanın çok eskilerde unuttuğu bir sahneden çıkıp gelmiş gibi, bir sandık belirdi karşıma. Amerika’nın ilk yıllarını anlatan hikâyelerden, İskoç filmlerinin sisli sahnelerinden ya da gerilimli bir filmin sessiz anından fırlamış gibiydi. Üzerindeki kalın toz tabakası, yıllardır açılmadığını haykırıyordu.

İçini görme isteğiyle ürperti birbirine karıştı. Çünkü izinsizce girmiştim anılar odasına. Yine de elim titreyerek sandığın üzerindeki tozu sildim.

Kilit inatçıydı.
Açılmıyordu.

Bir an duraksadım.
“Belki de hiç açmamalıyım,” dedim.
Ya içinden korkular çıkarsa? Ya yüzleşmeye hazır olmadıklarım varsa?

Sonra kendimi küçümserken buldum:
“Alt tarafı bir sandık… Birkaç eski kâğıt, değersiz giysiler ya da belki de bomboş.”
Belki de sadece, var olmak için bekleyen anlamsız bir sandıktı.

Merak galip geldi.

Dizlerimin üzerine çöktüm. Tek gözümü kapatıp diğerini anahtar deliğine dayadım. En keskin bakışımla içine baktım. Ve o an irkildim. Gördüklerimle yüzleşmek sandığımdan daha zordu. Çoğunu zihnim, sanki hiç yaşanmamış gibi silmişti. Araya karışmış, bana ait olmayan parçalar da vardı.

Sandığı tüm ağırlığıyla kucakladım.
Bir daha yanımdan ayırmadım.

O günden sonra, sandığı hep aralık tuttum. İçinden küçük parçalar çıkardım; anılar, kırgınlıklar, zaferler… Sonra tekrar kapattım. Çıkardıklarımla uzun uzun hesaplaştım. Kimi zaman öfkelendim, kimi zaman gülümsedim. Bazen de kendime fısıldadım:
“İyi ki vazgeçmemişsin… Bak, neler başarmışsın.”

İşte o yüzleşmelerden sonra geceler değişti.
Artık düşman değillerdi.

Kendimle barıştığım, cevapları içimde bulduğum, affetmeyi ve en çok da kendimi sevmeyi öğrendiğim günden sonra, geceleri sevmeye başladım. Ve gecelerde, sandığımdan çıkanları yazıya döktüm; artık acıtmayan, gülüp geçebildiğim hâlleriyle.

Gecem aydınlandı.
Ve ben, sessizce yeniden doğdum.

Hiç yorum yok: