Göründüğü Gibi Değil
Ayşe, yıllardır aynı şehirde, aynı evde ve aynı işte debelenip duruyordu. Her gün işe giderken içinden “Burası bana iyi gelmiyor” diye geçiriyor ama bunu bir türlü yüksek sesle söyleyemiyordu. Kendi kendine bile itiraf edemediği bir boğulmuşluk hissi vardı içinde.
Sonra bir gün hayatına biri girdi. Adeta “onu ben kurtaracağım” dercesine el kaldırmış ve işe koyulmuş bir hizmetkar gibi hayatının odak noktasına yerleşti.
Ayşe, onun sıradan bir iş arkadaşı olduğunu düşünmüştü. Fakat kısa sürede fark etti ki bu kişi hayatını altüst ediyordu. Sözleri sertti, davranışları kırıcıydı, bir türlü uyum sağlayamıyordu. Ayşe ne zaman onunla aynı ortamda bulunsa, kalbinin sıkıştığını, boğazına bir el sarılmışçasına nefes alamadığını hissediyordu.
Başlarda buna “kötü şans” dedi. “Hayatımın üzerine kara bir bulut çöktü” diye düşündü. Ama günler geçtikçe bu bulut, içindeki ay ışığını saklayamayacak kadar ağırlaştı. Dayanamadı. Çantasını topladı ve kapıdan bir daha dönmemek üzere çıktı.
O an hiçbir şey kolay olmadı. Kaygısı büyüktü. Ama bir süre sonra fark etti ki; yıllardır çıkmak istediği o dar alandan, cesaret edemediği çıkışı, “kötü” diye adlandırdığı insan sayesinde yapmıştı. Onunla tanışmamış olsaydı, hâlâ orada tıkılı kalacaktı.
Ve belki de farkında bile olmadan, kurtuluş frekanslarıyla çağırdığı bu kişi, görünürde hayatına fırtına gibi girse de gerçekte bir kurtarıcıydı. Kötülük ona hizmet etmiş, bir iyiliğe dönüşmüştü.
Kötülük Sandığın Şey Sana Hizmet Ediyor Olabilir
Yazıya bir hikayeyle başladım; çünkü bazen bir olay örgüsünün, anlatmak istediklerimi kalbinize daha hızlı ulaştıracağını hissediyorum. Hepimizin kendi yaşamından izler bulabileceği bu küçük örnekle, asıl konunun derinliğine geçmeden önce size böyle bir aktarımda bulunmak istedim.
Sevgili okur, eğer sen üzüldüğünde üzüntülerini kendine kalkan yapıp unutamayan ve onlara sıkı sıkı sarılanlardan biriysen, bu hikaye sana basit ve anlamsız gelmiş olabilir. Ama yazının bundan sonraki kısmını özellikle dikkatle okumanı istiyorum. Hatta bu satırları kendine sesli okumanı, kendi sesini kalbinle dinlemeni öneriyorum. Çünkü bu satırları okuduktan sonra yaşadığın hiçbir şeye eski bakış açınla bakamayacaksın. “Kötülük” sandığın şeyin aslında sana nasıl hizmet ettiğini göreceksin. Evet iddia ediyorum böyle olacak. Belki hemen olmayacak ama sen o kapıyı açtığın şu andan itibaren öfke ve kırgınlıklarını teşekkür ve şükür haline çevireceksin. Üzerindeki, ruhundaki hafifleme seni kendine hayran bırakacak ve sen her seferinde bu hafiflikle bir basamak daha yukarı çıkacaksın...
Hayat, en değerli armağanlarını çoğu zaman zorluk kılığıyla verir.evet belki de bu cümle çok klişe bir cümle ama sen de bunu defalarca yaşadın… Belki henüz fark etmedin. İşte bu yüzden bunları sana yazıyorum; çünkü bir gün geriye dönüp baktığında, farkına varışının başladığı anın bu olduğunu anlayacaksın.
Ben de defalarca yaşadım. Fark etmeye başladığım anda her şey bir mucizeye dönüştü. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen şeyler, içimde mucizelere vesile oldu. Artık hiçbir kötülüğe kızmıyorum, kızamıyorum, kırılmıyorum ve yıkılmıyorum. Çünkü biliyorum: O görevini yapıyor. Ben onun bana sunduklarını aldığımda, kalanını teşekkür ve saygıyla uğurluyorum.
Bir çam ağacını düşün mesela… Havayı temizler, kozalaklarından şifa buluruz. Ne kadar faydası var değil mi? Ama gövdesi çok dikenlidir; sarılmaya kalkarsan canını acıtır. Uzak durduğunda ise sana zarar vermez. Onun varlığına saygı duyarsan, o da görevini yerine getirir, sen de temizlediği havayı solursun.
Hayat da böyledir; kötü görünen anlar dikenli gövdeler gibi… Onlarla savaşmak yerine, görevlerini tamamlamalarına izin ver. Çünkü her zorluk, seni yaşama daha güçlü bağlayan bir nefes, bir oksijen…Bu demek değil ki ; sana yapılanlara göz yum. Sana yapılana değil, seni neyden kurtarmak istediğine odaklan, bul ve ondan teşekkür ve saygıyla uzaklaş ...
Ve bil ki her kötü anın ardından gelen temiz hava, hayatının en büyük hediyesi olacak. Biz, o anda bir “felaket” yaşadığımızı sanırız; kalbimiz kırılır, isyan ederiz, “neden ben?” diye sorarız. Ama zaman geçer, toz bulutu dağılır. Geriye baktığında anlarsın ki:
Aslında o olay seni uyandırmış…
Peki sen neden hâlâ uyanmamakta ısrar ediyorsun?
Hadi artık fark et:
Birinin seni incitmesi olmasaydı, kendi değerini asla hatırlayamayacaktın.
Hayatına giren o “yanlış” insan olmasaydı, bulunduğun o yerden kurtulmak için bir nedenin olmayacaktı.
O kapı kapanmasaydı, önünde açılan yeni kapıyı asla fark edemeyecektin.
Bu hep böyle oldu. Sadece sen göremedin. Ama şimdi öğrendin…
Artık istesen bile yaşadığın kötülükleri lanetleyerek ve üzüntüyle anamayacaksın. Çünkü şu an itibariyle hepsini teşekkürle, zihninde hapsettiğin yerden gönderdin. Artık bilinçaltında saklamak yerine, sana hizmeti biten her hadisenin içindeki doğruluğu bulup, kötü kısımlarını ve ona hizmet eden insanı saygı ve teşekkürle uğurlayacaksın.
Şimdi biliyorsun: Yaşadığın her kötülük aslında sana hizmet ediyordu. Bundan sonra o kötülükleri değil; onların ardından gelen hediyeleri hatırlayacaksın. Seni nelerden koruduğunu, nelere hazırladığını göreceksin.
Saygı ve teşekkürle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder