13 Ağustos 2025 Çarşamba

Gerçek Hayranlık Nerede Başlar?

 



Az önce bir dönem dizisi izliyordum.

Bir sahnede, elektriğin ilk kez bir binaya yansıtılması için dönemin seçkinleri bir araya toplamışlardı.

Amaç, bu yeni mucizeyi görsel bir şölen olarak sunmaktı.

O an, seçkinler olarak adlandırılan insanların bir binanın elektrikle aydınlatılmasını hayranlık ve şaşkınlıkla izlemeleri beni de derinden etkiledi.

İşte dedim, bu gerçek bir hayranlık…

Çünkü o an, insanlık tarihinde yepyeni bir dönem başlatan, çığır açan bir buluşa tanıklık ediyorlardı.

Elektrik, hayatın akışını değiştirecek kadar büyük bir devrimdi.

Biz ise bu devrimin içinde doğduk.

Gecelerimizin ışıkla aydınlanması bize o kadar normal geliyor ki, üzerine düşünmüyoruz bile.

Bize şaşırmak ve hayran olmak için artık başka şeyler lazım.

Ve çoğu zaman, bu duyguyu tatmin etmek için kendimize yapay hayranlık kaynakları üretiyoruz.


Küçük bir örnek: havai fişekler.

Hiçbir gerçek faydası olmayan, hatta doğaya ve canlılara ciddi zararlar veren bu gösteriler…

Yine de biz, Edison’un ilk kez bir binayı aydınlattığı anı izleyen insanların yaşadığı o saf heyecanı, havai fişeklerde hissetmeye çalışıyoruz ve ilk kez izlediğimizde sanki çığır açmış bir buluşu izler gibi hayranlık ve şaşkınlıkla izliyoruz.

Belki de mesele şu:

Gerçek ihtiyaçlarımızı karşılayan büyük icatlar içinde yaşadığımızda, o buluşlar sıradanlaşıyor.

Böylece hayranlık duyma ihtiyacımızı, suni gösterilerle dolduruyoruz.


Ve aklıma şu soru geldi:

Peki bu durum, insanoğlunun icat yeteneğini kısıtlıyor mu?

Yoksa artık üretilecek devrim niteliğinde bir şey kalmadığı için mi küçük taklit icatlarla avunuyoruz?

Belki de  kafama takılan asıl soru şu:

Biz, ne zaman yeniden gerçekten hayran olacağımız bir buluşa tanık olacağız?


Hiç yorum yok: