Bazen biri hayatımıza girer ve onunla birlikte farklı işaretler görmeye başlarız. “Demek ki bana katkısı var” diye düşünür, kalbimizde ona sıkı bir bağ kurarız. Bu bağ kimimiz için dostluk olur, kimimiz için duygusal bir yakınlık. Bağlanma...
Tasavvufa göre bu bağlanma, Allah’tan çok kula yönelince perde olur. Yani O’ndan uzaklaşıp insana sıkıca bağlandığımızda, Allah o kişiyi ayrılık yoluyla hayatımızdan çıkarır. Bu ayrılık aslında ilahi bir davettir:
“Asıl bağını Benimle kur.”
Kimi hayatımıza gelir ve bize sevgiyi, güveni, kardeşliği tattırır. Kimi gelir, kalbimizi kırar, incitir ama aslında kendi yaralarımızı bize gösterir. Yani gelen kişi aslında bizim aynımızdır, bizim aynamızdır... Ona bakarak kendimizi görür ve daha yakından tanırız.
Tasavvuf, “her şey Allah’ın takdiriyle olur” derken; Doğu öğretileri bunu karma kavramıyla açıklar: Ektiğin tohum neyse, karşına çıkanlar da odur. Bize fayda sağlayan ya da bizi inciten insanlar, aslında kendi iç dünyamızın yansımasıdır.
Psikoloji de bu noktada benzer bir şey söyler: Davranışlarımız ve seçimlerimiz, bilinçdışı eğilimlerimizle şekillenir. Karşımıza çıkan insanlar, çoğu zaman kendi ruhsal derslerimizi bize gösterir.
Ve hepsi bizi aynı noktada buluşturur. Benliğini bulmak, aslında içimizde saklı olan ilahi cevheri tanımaktır. Kendini tanıyan, Rabbini tanır; kalbinin özündeki ışığı gören, Yaradan'a bir adım daha yaklaşır. Çünkü en hakiki yolculuk, dışarıya değil, O’na götüren içsel yolculuktur.
Peki ya gidenler?
Bazen bir dost, bazen bir sevgili, bazen de en yakınımız… Gidişin ardından yaşadığımız boşluk, aslında Rabbimizin bize verdiği bir fırsattır:
“Benimle olmayı hatırla.” der.
İnsan kalabalığında unuttuğumuz hakikati, yalnızlıkta yeniden fark ederiz. Çünkü giden, aslında bizi Allah’a daha çok yaklaştırmak için gitmiştir.
Tasavvufta “fena” (yok oluş) makamı vardır. Yani dünyevi bağların birer birer çözülmesi, kulun yalnızca Hakk’a yönelmesi. İşte ayrılıklar da küçük fena halleri gibidir. Biz onlara sarıldıkça Rabbimiz nazikçe koparır; çünkü bizi sadece kendine çekmek ister.
Belki en çok sevdiğimiz dostun bize ettiği iyilik, Allah’ın merhametini gösterir. Belki en çok kırıldığımız kişinin ihaneti, Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını öğretir. Yani yol hep aynıdır: O’na doğru…
Ve bu yolculuğun sonunda insan kendi içinde şunu der:
“Rabbim, ben seni insanın suretinde tanıdım, senin derslerini dostluklarda, ayrılıklarda gördüm. Biliyorum ki bana yaklaşan da uzaklaşan da aslında hep Sen’din. ''

4 yorum:
Kalemine yüreğine ruhuna sağlık.her güzel rastlantı bazen güzellikleri bazende olumsuzlukları ile insanı içindeki ruhu gıçıklar. Önemli olan rahatsız olan ruhun neden rahatsız olması ile başlar.şayet rahatsızlık hissiyatı sana verilen mesajı anlamana yardımcı oluyorsa gittiğin ve gördüğün mesajlar kırılacak olan döngünün çıkışıdır. Biraz karmaşık gelsede yazılanlar sadece görmek anlamak anlayabilenlerin anlayacağı düzeyde olduğundandır. Saygılarımla RODRİGO 😎
Okumanız ve paylaştığınız yorum için teşekkür ederim.
Yazılarımın okurda uyandırdığı düşünceleri duymak her zaman çok değerli.
Metnin sizde bıraktığı karşılığı görmek benim için çok kıymetli.
Evet, çok haklısınız; döngülerimiz çoğu zaman fark edildikleri anda çözülmeye başlar.
Bu yorumu, tüm döngülerimizin hayrıyla tamamlanmasına bir niyet olarak buraya eklemek isterim. 🙏
Ne kadar huzur verici, bir o kadar da sarsıcı bir yazı olmuş. Okurken adeta ruhumun tozunu aldınız. Modern dünyanın o sahip olma hırsı içinde, sevdiğimiz insanları bile mülkümüz sanıyoruz gidince de dünyamız başımıza yıkılıyor. Ama sizin deyiminizle Asıl bağını Benimle kur nidasını duymak, insanın kalbindeki o ağır yükü bir anda hafifletiyor.
Özellikle şu gelen kişi aslında bizim aynamızdır tespiti üzerinde çok durmak lazım. Çoğu zaman karşımızdakini suçlamak, kendimize bakmaktan çok daha kolay geliyor. Oysa o aynaya bakma cesaretini göstersek, gidenin arkasından yas tutmak yerine, bize kendimizden ne getirdiğine odaklanmamız gerekli. Yazınız bana şunu hissettirdi. Hayat bir kalabalık değil, aslında Yaradan ile aramızdaki bitmek bilmeyen, derin bir sohbetmiş. İnsanlar ise o sohbetteki kelimelermiş.
Bu yazı, son dönemde yaşadığım bir ayrılığa ya da hayal kırıklığına bakış açımı sorgulattı. Meğer o kişi gitmemiş, beni asıl sahibime yolcu etmiş .
Peki, size şunu sormak isterim.Bu teslimiyet makamına varmak, yani gidenin ardından o sızıyı duyarken bile Bu bir ilahi davettir diyebilmek, sizce insanın doğasındaki o beşeri sevgiyi azaltır mı, yoksa o sevgiyi daha mı kıymetli kılar ?
Öncelikle okumanız ve içtenlikli yorumunuz, katılımınız için çok teşekkür ederim.🙏💐
Sorunuzun cevabına gelince şunu söylemeliyim ki: Çok derin bir yerden sordunnuz.Aslında tam tersi bu teslimiyet beşeri sevgiyi azaltmıyor, aksine onu pula kul olmaktan kurtarıp elmasa çeviriyor. Birini sadece benim olduğu için sevdiğinde, o giderse dünya kararıyor. Ama o sevgiyi Yaradan’ın bir hediyesi, bir aynası olarak gördüğünde; sevginin içine saygı, şefkat ve büyük bir özgürlük giriyor.
İnsanı severken o sızıyı duymak çok insani, çok fıtri. Ancak o sızının içinde 'Bu da O'ndan' diyebildiğin an, o kişi hayatından çıksa bile sende bıraktığı ışık sönmüyor. Yani sevgiyi eksiltmiyoruz, sevgiyi özgür bırakıyoruz. O zaman sevmek bir pranga değil, bir kanat oluyor. Senin ruhundaki o sızı dindiğinde, geriye kalan boşlukta O'nu daha net duyacaksın, emin olun.
Yorum Gönder