Hayat bazen üzerimize bir su balonu gibi iner. Bu benim için bir metafor değil, her hafta gerçekten yaşadığım bir rutin. Tam her şeyi bitirdim, camlarım pırıl pırıl silindi ve ben rahatça haftanın yorgunluğunu atabilirim dediğim anda, çocukların neşeli ama hoyrat bir şakasıyla o su balonu camımda patlar. Emeğim bir saniyede su lekeleri altında kalır.
Hemen kalkmıyorum. O camın yeniden silinebileceğini, suyun kuruyup gideceğini ama öfkenin ruhumda bırakacağı izin daha zor temizleneceğini biliyorum. Sakince bekleyip, sükunetle o camı yeniden siliyorum. Bu bir pes ediş değil; bu, kendi huzurunun kontrolünü bir su balonuna teslim etmemek.
Dışarıdaki Göz, İçerideki Özü Görebilir mi?
Bu sükunet kalesi, tabii ki sadece camdaki lekelerde değil, insanların kelimelerinde de sınanıyor. Bazen disiplinli bir yolculuğun (beslenmenizin, orucunuzun, sadeleşme çabanızın) meyvelerini toplarken, dışarıdan gelen bir yorum tüm o emeğinizi bir yorgunluk veya hastalık etiketiyle damgalayıverir. Sizin için bir hafifleme, iyileşme olan şey, bir başkasının kalıplarında çökmek olarak adlandırılabilir. Bazen de birisi çıkıp gelir ve "Yüzün çökmüş, hasta mısın?" der. Sizin aylardır emek verdiğiniz o disiplinli beslenmeyi, arındığınız o oruç saatlerini, sadeleşen ve makyajsız, toplu saçlı o en doğal halinizi yıpranmışlık olarak değerlendirir.
Hatta bazen bu yorumlar, sınırlarınızı ihlal eden fiziksel bir müdahaleye veya patavatsız bir tavra bile dönüşebilir. Çünkü dünya, parıltılı filtrelerin ve yapay canlılığın peşinde koşarken; sizin o içsel hafifliğinizi, kemik hatlarınızın belirginleşmesindeki o sadeleşmeyi anlayamaz. O an, bir su balonunun tertemiz camınıza çarpması gibidir; şaşırırsınız, hatta belki biraz incinirsiniz.
İçimdeki Sesle Yüzleşmek
İçimden önemsemiyorum desem de, bu satırları yazıyor olmam aslında o sızının hala bir yerlerde yankılandığının kanıtı. Ama fark ettim ki; bu takıntı, benim disiplinsizliğimden değil, emeğimi koruma içgüdümden kaynaklanıyor. Bekliyorum, sakinleşiyorum ve o cahilce yorumların benim gerçeğimi (disiplinimi, orucumu, hafifliğimi) tanımlamasına izin vermemeyi her gün yeniden öğreniyorum. İtiraf etmeliyim ki; önemsemiyorum demekle, gerçekten önemsememek arasında ince bir çizgi var. Bu tür anları zihnimizde evirip çeviriyor olmamız, aslında o konuyu henüz tam aşamadığımızın bir fısıltısıdır. Ve bu çok insani.
Ama önemli olan şu: Başkalarının bizim disiplinimize kendi pencerelerinden (ve bazen o pencerenin tozuyla) bakması, bizim gerçeğimizi değiştirmez. Bizim sağlık dediğimize onlar halsizlik diyebilir. Bizim sadelik, doğallık dediğimize onlar bakımsızlık diyebilir.
Eğer o su balonu anındaki bilgeliği kazandıysanız, bu sözlere de sadece gülümser geçersiniz. Çünkü siz içeriden biliyorsunuz:
O çökmüş dedikleri şey, aslında yüklerden kurtulmuş bir bedenin hafifliğinin yüze yansımasıdır.
O makyajsız hal, insanın kendi gerçekliğini sevme halidir.
O hasta mısın? sorusu, aslında bir başkasının sizin disiplininizi kendi kalıplarına sığdıramama, anlayamama halidir.
Bugün şükür günlüğüme şunu yazıyorum:
Kendi iç kalemi koruyabildiğim için şükürler olsun.
Ne bir çocuğun attığı su balonu ne de bir tanıdığın dış görünüşümle alakalı o cümleleri kalemin kapılarını zorlayamıyor artık. Camlar yeniden silinir, sözler havada asılı kalır; ama o sakince yerinde duran, kendi bildiği yolda zarafetle yürüyen öz, her şeyden daha kıymetlidir.


4 yorum:
Canım Nilay... Yine o pırıl pırıl dürüstlüğünle kurmuşsun masayı, bizi de başına davet etmişsin. Yazını okurken, bahsettiğin o eleştiri cümlelerini sürekli duyan ve buna çok takılan biri olarak ben de yüreğimde hissettim. Ama ne güzel söylemişsin; henüz aşamadım demek, aslında o yolun en dürüst, en insani tarafı. Seni sen yapan, bizlere önderlik, yoldaşlık eden yanın da tam olarak bu. Kusursuz görünmeye çalışmak yerine, o anki kırılganlığını bile bir zarafetle yazıya dökebilmen hayranlık uyandırıcı.
O camı silerken gösterdiğin o sükunet var ya... İşte o, yıllardır ilmek ilmek işlediğin o derin farkındalığın meyvesi arkadaşım. Birileri gelip sana suratını ekşiterek yüzün çökmüş diyebilir, hasta mısın diye sorabilir; ama onlar sadece dış kabuğu görüyorlar. Biz senin o makyajsız, toplu saçlı halinin arkasındaki o hafiflemiş, yüklerinden kurtulmuş ve kendini seven kadını görüyoruz. Sen o su balonlarına rağmen sükunetle camını silmeye devam et; senin manzaran her zamankinden daha net ve berrak.
O bilge ve dürüst kalemine, her şeyi olduğu gibi kucaklayan o güzel kalbine sağlık. Yol arkadaşın olmak ne büyük bir keyif... 🤍"
Yazarken bazen insan acaba sadece ben mi böyle hissediyorum? diye bir boşluğa fısıldıyor; ama senin bu içten yorumun, o fısıltının kocaman bir yankıya dönüştüğünü gösterdi bana.
Haklısın, o kırılganlığı saklamamak aslında en büyük özgürlüğümüz. Henüz aşamadım diyebilmek, aslında o yükü yarı yarıya hafifletmek demekmiş. Birbirimizin elinden tuttuğumuz, mükemmel değil de insan olduğumuz bu sofrada seninle oturmak benim için de çok kıymetli. O su balonları camımıza her çarptığında, birbirimize o manzarayı hatırlatmaya devam edelim.
İyi ki varsın, o güzel kalbinin ışığı yazıma yansıdı, sükunetime sükunet kattı... Selam ve sevgiyle. 🤍"
O kadar guzel ve icten yazılmış bir yazıkí. Kalemize sağlık
Çok teşekkür ederim🙏 Sizin de okuyan, yorum yapan gönlünüze sağlık💐
Yorum Gönder